Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel ile Röportaj

COP31, şirketler için nasıl bir dönüm noktası olacak?

COP31’de önceki zirvelerde alınan kararların sahaya yansıtılması ve 2025 sonrası yeni finansal mimarinin hayata geçirilmesi hedefleniyor. Önümüzdeki dönemde şirketler yalnızca neyi taahhüt ettikleriyle değil, bu taahhütleri iş modellerine, operasyonlarına ve değer zincirlerine ne ölçüde entegre edebildikleriyle değerlendirilecek. “Diyalog, Uzlaşı, Aksiyon” vizyonuyla hayata geçirilecek COP31, sürdürülebilirliğin ayrı bir gündem maddesi olmaktan çıkıp şirketlerin temel iş yapış biçiminin bir parçası haline geldiğinin güçlü bir göstergesi olacak. Aynı zamanda bu dönüşüm, yalnızca riskleri yönetmekle ilgili değil; yeni fırsatları yakalamakla da ilgili. Kaynak verimliliğine, döngüsel iş modellerine, temiz enerjiye ve düşük karbonlu çözümlere erken yatırım yapan şirketler, hem yeni pazarlara erişim hem de uzun vadeli dayanıklılık açısından önemli bir avantaj elde edecektir. Bu açıdan COP31, şirketler için bir uyum sürecinden çok, geleceğin ekonomisinde nasıl bir konum almak istediklerini yeniden tanımlayacak stratejik bir eşik niteliği taşıyor.

Net sıfır hedeflerine ulaşmada en büyük engel nedir?

İklim krizi ile mücadelede dönüşüm ihtiyacının büyüklüğü ile dönüşüm hızı her zaman aynı seviyede ilerleyemeyebiliyor. Konu yalnızca emisyonları azaltmakla sınırlı değil; enerji sistemlerinden üretim süreçlerine, tedarik zincirlerinden iş modellerine kadar kapsamlı bir değişim gerekiyor. Bu nedenle kurumların sürdürülebilirliği ayrı bir gündem başlığı olarak değil, tüm iş stratejilerinin merkezinde konumlandırması gerekiyor. Bildiğiniz gibi Paris İklim Anlaşması kapsamındaki ülkeler, küresel ısınmayı sanayi devrimi öncesine kıyasla 2 derecenin altında tutmak için emisyonlarını azaltmayı ve belirledikleri tarihte net sıfır olmayı taahhüt etti. Avrupa Birliği, Çin, Birleşik Krallık gibi pek çok ülke çevresel hedeflerini kalkınma planlarının bir parçası haline getirdi. Bu süreçte dijital dönüşüm olmaksızın, yeşil dönüşümü hızlandırmak, adil ve etkili bir şekilde gerçekleştirmek mümkün görünmüyor. İkiz dönüşüm, yani dijital ve yeşil dönüşümlerin eş zamanlı ve birbirlerini destekleyecek şekilde yürütülmesi, kurumların bu köklü değişimi rekabet güçlerini artırarak yönetmelerini sağlayacak.

Türkiye de hem Paris İklim Anlaşması’nda verdiği taahhüdü yerine getirmek hem de geçiş risklerini yönetmek ve rekabet gücünü korumak için ikiz dönüşümünü gerçekleştirmeli. Özellikle AB’deki gelişmelere uyum sağlamak Türkiye’nin ihracat hacmini ve rekabet gücünü koruması için önemli. Dünya Bankası verilerine göre, yeşil dönüşüm, Türkiye’nin rekabet gücünü ve ihracat potansiyelini artırarak, enerji maliyetlerini düşürerek 20 yılda 146 milyar dolar net ekonomik kazanç sağlayabilir. Bu bağlamda, yeşil ve dijital dönüşümlerin beraber yürütülmesi Türkiye için büyük bir potansiyel barındırıyor. İkiz dönüşüm Türkiye’nin de rekabet gücünü artırmasını ve sürdürülebilir kalkınmasını hızlandırmasını sağlayacak.

İklim krizine karşı iş dünyası bugün hangi adımı atmalı?

Sürdürülebilirliği kurumsal stratejilerin merkezine yerleştirmek ve bunu ölçülebilir aksiyonlarla desteklemek önemli. İklim riski artık yalnızca çevresel bir konu değil; aynı zamanda operasyonel dayanıklılığı, yatırım kararlarını, tedarik zincirlerini ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir iş gündemi. Buradaki en güçlü araçlardan biri ise dijitalleşme. Değişim ve dönüşüm, hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Dijital teknolojiler, bugün yaşam, çalışma ve yönetişim biçimlerimizi dönüştürüyor; Çevre, Sosyal, Yönetişim önceliklerimiz üzerinde derin bir etkiye sahip bulunuyor. Başka bir deyişle, dijitalleşme tüm dünyada ilerlemenin temel taşı haline geliyor. Bu da bizi iklim çalışmalarını hızlandırmak, sosyal katılımı teşvik etmek ve yönetişime olan güveni güçlendirmek için dijitalleşmenin potansiyelinden yararlanmaya yöneltiyor. Ancak, fırsatlarla birlikte sorumluluklar da geliyor. Teknolojinin hem insanlara hem de gezegenimize hizmet etmesini sağlamak için, inovasyonu etik ve sürdürülebilir uygulamalarla dengeleyen bütünsel bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Dijitalleşmenin faydalarını Çevre, Sosyal ve Yönetişim, başka bir deyişle ÇSY ilkeleriyle uyumlu hale getirerek, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı daha ileriye taşıyabilir; herkes için adil ve kapsayıcı bir geleceğin yolunu açabiliriz.  

Baktığınızda, her şirket aslında birer kurumsal vatandaş; etrafındaki ekosistemin ve toplumun bir parçası. Dolayısıyla, günümüzde şirketlerin faaliyetlerini yürütürken ÇSY boyutlarını dikkate alması çok kritik. Aksi takdirde, şirketler hem tüketici hem de hissedarlar nezdinde itibar kaybı riskiyle karşı karşıya kalıyor. Güvenilirlik ve öngörülebilirlik sağlamanın yolu ÇSY’den geçiyor. Daha önceden “olmasında fayda var” diye kabul ettiğimiz bazı durumlar, günümüzde şirketlerin uzun vadeli ekonomik başarısı için vazgeçilmez. Daha dijital bir topluma doğru ilerledikçe, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden kaçınmak, daha etkin bir ÇSY yönetimi için emisyonlarımızı azaltmak ve enerjimizi yenilenebilir kaynaklardan temin etmek son derece önemli. Geleceği ÇSY’den bağımsız düşünmek zor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir