Türkiye Sigorta İnsan Kaynakları, Strateji ve Destek Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Doğan Başar ile Röportaj

İş dünyasında “İnsan Odaklı Dönüşüm” sizce neyi ifade ediyor? İnsan kaynakları ekipleri bu değişime nasıl hazırlanmalı?

Bence “İnsan Odaklı Dönüşüm” artık bir söylem değil, sürdürülebilir başarının temel gerekliliği. Bunu hem iş süreçlerimizde hem de McKinsey ve Gartner gibi küresel araştırma kuruluşlarının ortaya koyduğu çalışmalarda net bir biçimde görüyoruz.

Kalıcı dönüşümün, teknolojiyi insan ve kültür odağında konumlandırmakla mümkün olacağını düşünüyorum. Bugün dönüşüm dediğimiz kavramı yalnızca dijitalleşme, yeni sistemler ya da organizasyonel yapılanmalar üzerinden okumak yeterli değil. Asıl mesele, çalışanı bu dönüşümün konusu değil, aktif bir paydaşı haline getirebilmek.

Bu noktada insan kaynakları ekipleri de önemli bir görev üstleniyor. Bizlerin de bu dönemde proaktif bir rol almamız ve sürekli öğrenen, teknolojiyi anlayan ancak insan odağını hiçbir zaman kaybetmeyen bir yapıya dönüşmemiz gerekiyor. Çünkü kalıcı dönüşüm; ancak çalışanlar değişimin nedenini anladığında, kendi katkılarını görebildiğinde ve sürecin parçası olduklarını hissettiklerinde hayata geçiyor. Bu nedenle güven ortamı oluşturmak, çalışan sesini karar mekanizmalarına taşımak, sürekli öğrenmeyi desteklemek ve liderleri dönüşümün taşıyıcısı haline getirmek kritik önem taşıyor.

Yapay zekânın hızla yaygınlaştığı bir dönemde, çalışan deneyimini gerçekten insan odaklı kılmak için şirketlerin önceliği ne olmalı?

Ben yapay zekâyı insanın alternatifi değil, insan potansiyelinin çarpanı olarak görüyorum.

Çünkü rutin işleri teknolojiye devrettikçe insana özgü yetkinliklerin değerinin arttığını gözlemliyorum. Bu nedenle önceliğimiz, yalnızca teknolojiye yatırım yapmak değil, insanı teknolojiyle birlikte dönüştürmek olmalı. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin; güven, aidiyet, anlam, takdir edilme ve gelişim ihtiyacı gibi çalışan deneyiminin temel unsurları değişmiyor. Çalışanlara yeni yetkinlikler kazandırmak, onları yapay zekânın pasif kullanıcısı değil aktif üreticisi haline getirmek ve dönüşüm sürecine dâhil etmek gerekiyor.

Türkiye Sigorta’da da yaklaşımımızı bu anlayış üzerine kuruyoruz. Yapay zekâyı verimlilik sağlayan bir araç olmanın ötesinde, çalışanlarımızın yetkinlik dönüşümünü destekleyen ve geleceğe hazırlayan stratejik bir yapı taşı olarak görüyoruz. Çünkü teknolojinin gerçek değeri, insan potansiyelini ne ölçüde güçlendirdiğiyle ortaya çıkıyor.

Önümüzdeki 3–5 yıl içinde İK profesyonellerinin başarısını belirleyecek en kritik yetkinlik sizce hangisi olacak?

Bence geleceğin en kritik yetkinliği teknoloji ve veri okuryazarlığını derin empatiyle birleştirebilmek. Çünkü geleceğin insan kaynakları profesyoneli yalnızca veriyi değil, verinin arkasındaki insan hikâyesini de okuyabilmeli.

Yapay zekâ, veri analitiği ve dijital çözümleri kullanmak artık bir tercih değil, gereklilik. Ancak unutmamak gerekir ki teknoloji bize “ne olduğunu” söyleyebilir; “neden olduğunu” anlamak için hâlâ insana ihtiyacımız var. Yani İK ekipleri kurumun güvenli limanı, birleştirici gücü ve duygusal pusulası olmayı sürdürmeli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir