Menarini Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Aysu Avcı Özcan ile Röportaj

İş dünyasında “İnsan Odaklı Dönüşüm” sizce neyi ifade ediyor? İnsan kaynakları ekipleri bu değişime nasıl hazırlanmalı?

İnsan odaklı dönüşümü, yalnızca süreçleri ya da teknolojiyi yenilemek değil; değişimi çalışanların ihtiyaçlarını, beklentilerini ve potansiyellerini dikkate alarak tasarlamak olarak görüyorum. Çünkü bir dönüşümün gerçek anlamda başarılı olabilmesi için çalışanların sadece o değişime uyum sağlaması değil, kendilerini değişimin bir parçası olarak hissetmesi gerekiyor.

Bu noktada İnsan Kaynakları ekiplerinin en önemli sorumluluğunun çalışanı daha fazla dinlemek, farklı ihtiyaçları anlamak ve karar süreçlerine çalışan perspektifini daha güçlü şekilde dahil etmek olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda İK’nın kendi çalışma biçimlerini de sürekli gözden geçirmesi; veriyi ve teknolojiyi etkin kullanırken insanı yalnızca veriler üzerinden değerlendirmeyen bir denge kurması gerekiyor.

Menarini’de de açık ve çift yönlü iletişimi bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak görüyoruz. Çalışanlarımızın görüşlerine düzenli olarak kulak vermek ve geri bildirimlerini uygulamalarımıza yansıtmak bizim için dönüşümün doğal bir parçası.

Bence gerçek dönüşüm, çalışanların yalnızca değişime uyum sağlamakla kalmayıp kendilerini bu değişimin bir parçası olarak gördükleri noktada başlıyor.

Yapay zekânın hızla yaygınlaştığı bir dönemde, çalışan deneyimini gerçekten insan odaklı kılmak için şirketlerin önceliği ne olmalı?

Yapay zekânın çalışma hayatında çok önemli fırsatlar yarattığını düşünüyorum. Pek çok süreci hızlandırabilir, veriyi daha anlamlı hale getirebilir ve çalışanlara daha kişiselleştirilmiş deneyimler sunmamıza yardımcı olabilir. Ancak burada belirleyici olan, teknolojiyi hangi amaçla ve nasıl kullandığımız.

Şirketlerin yapay zekayı insanın yerine koymak yerine, çalışanların yetkinliklerini ve potansiyelini güçlendiren bir araç olarak konumlandırması gerektiğini düşünüyorum. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin; güven, empati, aidiyet, adalet duygusu ve gerçekten dinlendiğini hissetmek çalışan deneyiminin temelinde yer almaya devam edecek.

Bu nedenle teknolojiye yatırım yapmak kadar çalışanları yeni çalışma biçimlerine hazırlamayı, yeni yetkinlikler kazanmalarını ve değişimin nedenini anlamalarını sağlamayı da  önemsiyorum. Yapay zekâ bize daha hızlı yanıtlar verebilir; ancak doğru soruları sormak ve bu yanıtları insan odağını kaybetmeden değerlendirmek yine bizim sorumluluğumuzda.

Teknoloji geliştikçe insanı daha az değil, daha çok dinlememiz gerektiğine inanıyorum.

Önümüzdeki 3–5 yıl içinde insan kaynakları profesyonellerinin başarısını belirleyecek en kritik yetkinlik sizce hangisi olacak?

Benim için bunun karşılığı öğrenme çevikliği. Çünkü önümüzdeki birkaç yılda yalnızca kullandığımız teknolojiler değil, iş yapış biçimlerimiz, çalışan beklentileri ve ihtiyaç duyduğumuz yetkinlikler de hızla değişmeye devam edecek.

Böyle bir ortamda geçmişte başarı  getiren yöntemleri tekrarlamak tek başına yeterli olmayacak. İK profesyonellerinin merak eden, sürekli öğrenen, gerektiğinde bildiklerini yeniden sorgulayabilen ve yeni koşullara hızla adapte olabilen kişiler olması gerektiğini düşünüyorum.

Öğrenme çevikliği benim için yalnızca yeni teknolojileri kullanmayı öğrenmekle sınırlı değil. İşin ihtiyaçlarını anlamak, farklı kuşakların ve çalışanların beklentilerini doğru okumak, veriden yararlanırken insan muhakemesini korumak da bu yetkinliğin önemli parçaları.

Gelecekte bizi farklılaştıracak olan, yalnızca ne bildiğimiz değil, ne kadar hızlı öğrenebildiğimiz ve öğrendiklerimizi ne kadar etkili, doğru şekilde hayata geçirebildiğimiz olacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir