Alshaya Group Türkiye Hospitality Business Director Pelin Akın Çiftçioğlu İle Röportaj

set46860

Shake Shack’in doğuş hikâyesini ve markanın çıkış motivasyonunu kendi perspektifinizden nasıl özetlersiniz?

Shake Shack’in hikâyesi, 2004 yılında New York’taki Madison Square Park’ta başlayan oldukça samimi bir girişime dayanıyor. Başlangıçta parkı yeniden canlandırmaya yönelik sosyal bir projenin parçası olan küçük bir kiosk, kısa sürede gördüğü yoğun ilgiyle global bir markanın temelini attı. Bence Shake Shack’i özel kılan nokta da tam olarak burada başlıyor. Çünkü markamız, ilk günden itibaren sadece burger sunmayı değil; kaliteli malzemelerle hazırlanan, özenli ama ulaşılabilir bir deneyim yaratmayı hedefledi.

Bugün dünya çapında büyüyen bir marka olmamıza rağmen hala aynı yaklaşımı koruyoruz. “Stand For Something Good” anlayışımız doğrultusunda iyi ürün sunmayı, aynı zamanda da insanların kendini iyi hissettiği, keyifle vakit geçirdiği ve bağ kurduğu bir deneyim yaratmayı önemsiyoruz.

Türkiye pazarı, markanın uluslararası büyüme planları içinde nasıl bir konumda yer alıyor? Bu pazarı diğerlerinden ayıran dinamikler neler?

Türkiye, Shake Shack için stratejik pazarlardan biri. Güçlü gastronomi kültürü, genç ve dinamik tüketici yapısı, yeni tatlara açıklık ve deneyim odaklı yaklaşım; markamızın global vizyonuyla çok güçlü bir uyum gösteriyor.

Türkiye pazarını bizim için özel kılan en önemli unsurlardan biri de tüketicinin kalite konusunda bilinçli olması. İnsanlar artık ürünün nasıl hazırlandığını, hangi malzemelerin kullanıldığını ve markanın neyi temsil ettiğini önemsiyor. Bu da bizim kalite, şeffaflık ve deneyim odaklı yaklaşımımızla çok örtüşüyor.

Aynı zamanda Türkiye’yi, global marka DNA’sını yerel beklentilerle dengeli şekilde buluşturduğumuz önemli bir deneyim alanı olarak görüyoruz. Küresel standartlarımızı korurken yerel tüketici beklentilerine güçlü şekilde yanıt verebilmek, burada kurduğumuz yapının en önemli başarı unsurlarından biri.

“Neden Her Şekli Güzel” iletişim yaklaşımı hangi içgörüden doğdu? Bu fikir, markanın global iletişim diliyle nasıl bir paralellik taşıyor?

“Neden Her Şekli Güzel” yaklaşımının çıkış noktası aslında çok net bir tüketici içgörüsüne dayanıyor. Misafirlerimizden en sık duyduğumuz sorulardan biri, lezzetin neden bu kadar tutarlı olduğu. Biz de bu soruya mutfağın kendi diliyle yanıt vermek istedik.

Bu iletişim yaklaşımı, Shake Shack mutfağının temel felsefesini çok yalın bir şekilde anlatıyor: Lezzetin kaynağı kusursuz görünüm değil; doğru denge, kaliteli malzeme ve hazırlık süreci. Bu nedenle odağımızı sonuçtan çok, sürecin kendisine çevirdik.

Global ölçekte de şeffaflık, Shake Shack’in en güçlü değerlerinden biri. Biz de bu seride mutfağı görünür hale getirerek kullanılan malzemeden hazırlık disiplinine kadar tüm süreci açık şekilde paylaşıyoruz. Bu yaklaşım hem global iletişim dilimizle güçlü bir paralellik taşıyor hem de markayla kurulan bağı daha samimi ve güven odaklı bir noktaya taşıyor.

“Neden Her Şekli Güzel” iletişim serisinin çıkış noktasını ve bugüne kadar elde ettiği etkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu serinin devamında içerik ve konu çeşitliliği açısından nasıl bir yol haritası planlıyorsunuz? Önümüzdeki dönemde farklı mutfaklar ya da mutfak süreçlerini odağa alan yeni anlatımlar görecek miyiz?

Bu seriyle birlikte tüketicinin ürünün arkasındaki emeği ve hazırlık disiplinini daha yakından deneyimlediğini düşünüyoruz. Özellikle mutfak süreçlerini görünür hale getirmemiz, markaya duyulan güveni güçlendiren önemli bir unsur oldu.

Bugüne kadar aldığımız geri bildirimlerde en çok öne çıkan konu, içeriklerin samimi ve gerçek bulunmasıydı. Çünkü burada stilize edilmiş bir reklam anlatısından çok, mutfağın doğal akışını ve ürünlerin hazırlanış sürecini gösteriyoruz. Bu da tüketiciyle daha güçlü ve sürdürülebilir bir bağ kurmamıza katkı sağladı.

Bununla birlikte “Neden Her Şekli Güzel”, bizim için tek seferlik bir kampanya değil; uzun vadeli bir iletişim yaklaşımının önemli bir parçası. Önümüzdeki dönemde de mutfaktan beslenen, hazırlık sürecini görünür kılan ve şeffaflığı odağına alan içeriklere devam etmeyi planlıyoruz. Farklı mutfaklardan ilham alan ürünler geliştirdikçe, bu ürünlerin arkasındaki hikâyeleri ve mutfak kültürlerini de anlatmak istiyoruz.

Shake Shack’in farklı mutfaklardan beslenme yaklaşımını nasıl tanımlarsınız? Bu strateji marka kimliğini nasıl besliyor?

Shake Shack’in global yapısı, farklı mutfaklardan beslenmeye oldukça açık. Ancak bizim için bu yaklaşım yalnızca trendleri takip etmek anlamına gelmiyor. Asıl amacımız, misafirlerimize yeni, ilham verici ve keşif duygusu yaratan deneyimler sunabilmek.

Dünya mutfaklarından ilham alırken her zaman marka DNA’mızı koruyoruz. Yani global imza ürünlerimizi ve temel lezzet yaklaşımımızı bozmadan, farklı mutfakların karakteristik tatlarını Shake Shack dünyasına uyarlıyoruz. Bu strateji markamızı daha dinamik, güncel ve keşfe açık bir noktada tutuyor. Aynı zamanda misafirlerimizin menüyle kurduğu ilişkiyi de daha heyecan verici hale getiriyor.

Son dönemde öne çıkan Kore mutfağı seçkisi özelinde konuşursak; bu mutfağın tercih edilmesinin arkasındaki stratejik ve lezzet odaklı nedenler nelerdi?

Kore mutfağı son yıllarda global ölçekte çok güçlü bir yükseliş içinde. Özellikle gochujang gibi karakteristik tatların dünya genelinde oldukça ilgi gördüğünü görüyoruz. Biz de bu mutfağın cesur ve dengeli tat yapısının Shake Shack ürünleriyle doğal bir uyum yakaladığını düşündük.

Stratejik açıdan baktığımızda ise tüketicilerin artık daha keşif odaklı seçimler yaptığını görüyoruz. İnsanlar tanıdık lezzetlerin yanında yeni tat deneyimleri de arıyor. Kore seçkisi de tam olarak bu noktada devreye giriyor. Hem ulaşılabilir hem de farklı bir deneyim sunuyor.

Lezzet tarafında ise tatlı, baharatlı ve fermente notaların bir arada olduğu çok katmanlı bir yapı söz konusu. Bu yapı, Shake Shack’in imza lezzetleriyle birleştiğinde güçlü bir deneyim ortaya çıkardı.

Kore mutfağından ilham alan ürünler özelinde; bu seçkiyi oluştururken hangi tat profillerine odaklandınız? Tatlı ve acı dengesini kurarken nasıl bir yaklaşım benimsediniz? Bu lezzetleri Shake Shack’in mevcut menüsüyle uyumlu hale getirmek adına nasıl bir geliştirme süreci yürüttünüz?

Bu seçkide en çok odaklandığımız konu dengeydi. Gochujang’ın yoğun ve karakteristik baharatlı yapısını, tatlı notalarla desteklediğinizde çok daha katmanlı bir lezzet profili ortaya çıkıyor.

Susamın sıcak aroması, yeşil soğanın canlı etkisi ve gochujang’ın hafif fermente karakteri; birlikte çalıştığında hem güçlü hem de dengeli bir yapı oluşturuyor. Burada tatlı, baharatlı ve hafif tütsülü notaların bir araya geldiği dengeli bir deneyim sunmayı hedefledik.

Özellikle Korean BBQ Burger, bu yaklaşımın en iyi örneklerinden biri oldu. Çünkü Shake Shack’in klasik burger karakterini korurken, Kore mutfağının imza tatlarını da doğal şekilde içine alıyor.

Türkiye’de tüketicilerin yeni tatlara ve dünya mutfaklarına yaklaşımını nasıl gözlemliyorsunuz? Bu eğilim menü geliştirme süreçlerinizi nasıl etkiliyor?

Türkiye’de tüketici davranışının son yıllarda çok hızlı evrildiğini gözlemliyoruz. Artık tüketiciler yeni tatlar keşfetmek, farklı mutfakları deneyimlemek ve bu deneyimi sosyal bir anıya dönüştürmek istiyor. Özellikle dünya mutfaklarına olan ilgi oldukça yüksek. Ancak burada önemli olan nokta, bu tatların doğru yorumlanması. Yalnızca “farklı” olan değil; kaliteli, dengeli ve iyi kurgulanmış deneyimler tercih ediliyor.

Bu eğilim bizim menü geliştirme süreçlerimizi de doğrudan etkiliyor. Global trendleri yakından takip ederken, aynı zamanda Türkiye’deki tüketici beklentilerini de analiz ediyoruz. Böylece hem yenilikçi hem de markamızın karakteriyle uyumlu seçkiler geliştirebiliyoruz.

Shake Shack’i Türkiye’deki yoğun rekabet ortamında farklılaştıran temel unsurlar sizce neler? “Fast casual” yaklaşımınızı nasıl konumlandırıyorsunuz?

Türkiye’de hızlı servis restoran kategorisi rekabetçi bir alan. Biz ise kendimizi klasik hızlı servis anlayışından farklı olarak, kalite odaklı fast casual segmentinde konumlandırıyoruz.

Bizi farklılaştıran en önemli unsur, “hazır değil, hazırlanmış ürün” yaklaşımımız. Ürünlerimizin sipariş üzerine hazırlanması, kullanılan malzemelerin kalitesi ve mutfaktaki disiplin; bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Burger köftelerimiz smash tekniğiyle pişiriliyor, tavuk ürünlerimiz sipariş anında hazırlanıyor, yine soslardan içeceklere kadar tüm ürünlerimiz özenle hazırlanıyor.

Tabii bunun yanında mağaza atmosferinden ekip yaklaşımına, servis deneyiminden tasarım diline kadar her detay, Shake Shack deneyiminin bir parçası. Fast casual yaklaşımını da tam olarak bu bütünsel deneyim üzerinden tanımlıyoruz.

Günümüzde restoran deneyimi ürünün ötesine geçmiş durumda. Sizce Shake Shack bu deneyimi hangi temel unsurlar üzerine inşa ediyor?

Shake Shack olarak deneyimi üç temel unsur üzerine inşa ettiğimizi söyleyebilirim: kalite, şeffaflık ve samimiyet. Kaliteyi yalnızca ürünün lezzetinde değil; kullanılan malzemeden servis sürecine kadar her aşamada ele alıyoruz. Şeffaflık tarafında ise mutfağı görünür kılan, süreci paylaşan ve tüketiciyi deneyimin içine dahil eden bir yaklaşım benimsiyoruz.

Samimiyet de markamızın en önemli karakterlerinden biri. Mağaza atmosferinden ekiplerimizin yaklaşımına kadar her detayda sıcak, rahat ve topluluk hissi yaratan bir deneyim sunmayı hedefliyoruz. Çünkü bizim için Shake Shack, insanların tekrar gelmek istediği bir buluşma noktası.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir