Yapay zekâ; içerik üretimi, medya ilişkileri ve kriz iletişimi gibi birçok alanı dönüştürüyor. Sizce iletişim ajanslarının geleceğinde yapay zekâ nasıl bir rol üstlenecek?
Yapay zekayı ajansların stratejik ve kreatif derinliğini artıran bir katalizör olarak görüyorum. Tasarım ve veri analizinde inanılmaz bir hız kazandırsa da, iletişim süreçlerinde insan duygusuna dokunan sezgi, empati ve özgünlük olmazsa olmazlarımız. Geleceğin başarılı ajansları; yapay zekayı standart işleri otomatize etmek için kullanan, insan zekasını ise anlam yaratmaya ve marka mirası inşa etmeye odaklayan yapılar olacaktır.
Markaların sosyal medyada etkileşimden gerçek bir marka değerine ulaşması için nelere odaklanması gerekiyor?
Türkiye’de 50 yıl üstünde yaşayan markaların oran olarak çok düşük kalmasının en büyük sebebi bu gerçek marka değerine odaklanma konusundaki eksiklikten kaynaklanmaktadır.
Etkileşim (beğeni, yorum) anlık bir popülerlik göstergesidir. Sürdürülebilir bir marka değeri ise ancak toplulukla kurulan samimi ve tutarlı bağlarla inşa edilir. Markaların ucuz taktiklerle anı kurtaran içerikler yerine, kendi değer yargılarıyla örtüşen ve topluma fayda sağlayan bir hikaye anlatıcılığına odaklanmaları şart. Yalnızca tüketicinin dikkatini çeken değil, onun hayatında bir karşılığı olan ve tüketicileriyle bağ kurabilen markalar uzun vadede gerçek bir marka değerine dönüşebilir.
Kurucusu olduğunuz ajansın bugün geldiği noktaya baktığınızda, sizi en çok gururlandıran değer veya başarı hikâyesi nedir?
Ahtapot’un finansal olarak büyümesinin ve 45 kişilik bir ekip olmasının ötesinde, beni en çok gururlandıran başarımız, Türkiye’deki reklam sektörünün geleceğine ve emeğin itibarına sahip çıkan duruşumuzdur. Sektörümüz için hayata geçirdiğimiz ve milyonlarca kişiye ulaşarak önemli bir farkındalık yaratan “Bedava Konkura Hayır” ve “Bedava Case Çalışmaya Hayır” kampanyalarına imza atmış olmak, bizim için her türlü ticari başarının ötesinde bir gurur kaynağıdır.