COP31, şirketler için nasıl bir dönüm noktası olacak?
COP31’i yalnızca iklim politikalarının konuşulacağı bir zirve olarak değerlendirmiyorum. Son yıllarda COP zirvelerinin odağı, yeni hedefler açıklamaktan çok mevcut taahhütlerin nasıl hayata geçirileceğine kaymış durumda. Bugün iklim gündemi; şirketlerin yatırım kararlarını, tedarik zincirlerini, finansmana erişimini ve uzun vadeli rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla COP31, sürdürülebilirliğin iş dünyasında kalıcı bir dönüşüm alanı olduğunun en güçlü göstergelerinden biri olacak.
Türkiye’nin ev sahipliği ise Türk şirketleri için önemli bir fırsat sunuyor. Bugüne kadar ortaya koydukları çalışmaları uluslararası platformda paylaşmaları, iyi uygulama örneklerini farklı paydaşlarla buluşturmaları ve yeni iş birlikleri geliştirmeleri açısından değerli bir zemin oluşturacak. Aynı zamanda şirketlerin birbirlerinin deneyimlerinden beslenmesini ve ortak çözümler geliştirmesini de teşvik edeceğini düşünüyorum.
Net sıfır hedeflerine ulaşmada en büyük engel nedir?
Net sıfır hedefi denildiğinde ilk akla enerji dönüşümü geliyor. Oysa işin kapsamı çok daha geniş. Fosil yakıt kullanan sistemlerin elektrifikasyonu ve bunun gerektirdiği büyük altyapı yatırımları önemli bir başlık. Bunun yanında karbon ayak izi daha düşük olan hammaddelere erişim ve tedarik zincirinin dönüşümü de şirketlerin önündeki temel konular arasında yer alıyor. Bugün emisyonların önemli bir bölümü şirketlerin doğrudan kontrolü dışındaki değer zincirinde oluşuyor. Bu da dönüşümü daha karmaşık hale getiriyor ve farklı paydaşların birlikte hareket etmesini zorunlu kılıyor.
İlaç sektöründe ise bu sürecin kendine özgü dinamikleri var. Sürdürülebilirlik hedeflerine ilerlerken hasta güvenliği ve ürün kalitesinden taviz verme şansınız yok. Örneğin daha sürdürülebilir ambalajlara geçerken ilacın stabilitesini ve etkinliğini koruyacak, regülasyonlara uygun çözümler geliştirmek gerekiyor. Bu nedenle net sıfır yolculuğu, teknoloji kadar inovasyon, iş birliği ve uzun vadeli yatırım gerektiren bir dönüşüm süreci.
İklim krizine karşı iş dünyası bugün hangi adımı atmalı?
İş dünyasının artık vazgeçmesi gereken en önemli yaklaşım, sürdürülebilirliği dönemsel projelerle yönetebileceğini düşünmek. Gerçek dönüşüm süreklilik gerektiriyor. Bu nedenle yatırım planlarının iklim riskleri dikkate alınarak şekillendirilmesi, enerji ve kaynak verimliliğini artıracak uygulamalara öncelik verilmesi ve alınan her kararda uzun vadeli etkinin gözetilmesi büyük önem taşıyor.
Uzun süredir sektörün gündeminde olan ve bizim de en başından beri desteklediğimiz elektronik kullanma talimatı (e-KT) uygulaması bunun en iyi ve somut örneklerinden biri. 1 Ocak 2027 itibarıyla zorunlu hale gelecek bu düzenlemeye erken uyum sağlayarak Haziran 2026’da ürün portföyümüzde kademeli geçiş sürecini başlattık. Basılı kullanma talimatlarını dijital ortama taşıyan bu uygulamayla hem hekimlerin hem de hastaların en güncel kullanma talimatına hızlı ve kolay erişimini sağlıyor, hem de yıllık yaklaşık 2.500 ton CO₂e sera gazı emisyonunun azaltılmasını hedefliyoruz. Kâğıt tüketimini ve karbon ayak izini azaltan bu dönüşüm, şirketimizin düşük karbonlu dönüşüm hedeflerini desteklerken Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedeflerine de katkı sunuyor.
İlaç sektörü açısından bu tür adımların ayrı bir anlamı var. Çünkü iklim değişikliği yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla çevresel etkimizi azaltırken sağlık hizmetlerine erişimi ve hasta güvenliğini güçlendiren çözümler geliştirmeyi de aynı derecede önemsiyoruz. Bu nedenle sürdürülebilirliği, faaliyetlerimizin ayrılmaz bir parçası ve gelecek nesillere karşı ortak sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Sağlıklı bir geleceğin, sağlıklı bir gezegenle mümkün olduğuna inanıyoruz.