PepsiCo Türkiye Genel Müdürü Ergün Günay ile Röportaj

COP31, şirketler için nasıl bir dönüm noktası olacak?

COP31’in, belirlenen hedeflerden çok somut iklim performansının ve sahadaki ilerlemenin konuşulacağı önemli bir dönüm noktası olacağını düşünüyorum. Çünkü başta toplum olmak üzere tüm paydaşlar artık sayılardan ziyade ortaya çıkan sonuçları görmek istiyor. Biz de PepsiCo olarak, bir yiyecek ve içecek şirketi olarak tarımla doğrudan iç içe çalışıyoruz. Sözleşmeli tarım modelimiz kapsamında çiftçilerle birlikte sahada yer alıyor ve iklim değişikliğinin üretim üzerindeki etkilerini yakından gözlemleyebiliyoruz. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde paydaşların odağında vaatlerden çok uygulamalar ve bu uygulamaların ortaya koyduğu somut sonuçlar olacak.

Aşırı sıcaklıklar, su stresi ve verim kayıpları, iklim krizinin artık bir risk değil, içinde yaşadığımız bir gerçeklik olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik ve iklim konusu, tamamlanması gereken bir gündem maddesinden ziyade, iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası olmak zorunda. Bu yaklaşımın da hammaddeden üretime, satış ve pazarlamadan finansmana kadar tüm değer zinciri boyunca benimsenmesi gerekiyor.

Bu açıdan COP31’in, şirketlere sürdürülebilirlik konusunda özellikle performans, uygulama ve somut sonuçlar üzerinden güçlü mesajlar vereceğini düşünüyorum. COP31, sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevresel bir gündem değil, aynı zamanda rekabet gücünün ve uzun vadeli değer yaratmanın temel unsurlarından biri olduğunu şirketlerin daha net görebileceği önemli bir dönüm noktası olabilir. Bu düşüncemin temelinde,bizim de PepsiCo olarak edindiğimiz deneyim yatıyor. Uzun yıllardır sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin merkezine yerleştiriyor; tarımdan üretime, su yönetiminden emisyon azaltımına kadar birçok alanda somut ve ölçülebilir uygulamalar hayata geçiriyoruz. Sahada gördüğümüz gerçek şu ki, neyin söylendiğinden çok, neyin hayata geçirildiği ve nasıl bir etki yaratıldığı değerlendiriliyor. Bu nedenle COP31’de öne çıkacak başarılı uygulamaların ve yeni iş birliği modellerinin, iklim alanında daha güçlü ve somut eylemleri teşvik edeceğine inanıyorum.

Net sıfır hedeflerine ulaşmada en büyük engel nedir?

    Net sıfır hedeflerine ulaşmanın önündeki en büyük zorluklardan birinin ekosistem yönetimi olduğunu düşünüyorum. Aslında bu durum yalnızca net sıfır için değil, sürdürülebilirlikle ilgili tüm konular için geçerli. Çünkü hiçbir şirketin bu dönüşümü tek başına gerçekleştirmesi mümkün değil. Değer zincirinin tamamında; çiftçilerden tedarikçilere, lojistik ağından iş ortaklarına kadar tüm paydaşların sürecin bir parçası olması gerekiyor. Bunun en önemli nedeni ise birçok şirketin emisyonlarının büyük bölümünün doğrudan kendi operasyonlarından değil, değer zincirinin farklı halkalarından kaynaklanması. Dolayısıyla yalnızca kendi faaliyetlerinizi dönüştürmeniz yeterli olmuyor; birlikte çalıştığınız tüm paydaşlarla aynı dönüşümü hayata geçirebilmeniz gerekiyor. PepsiCo olarak biz de çiftçilerimizi, tedarikçilerimizi ve iş ortaklarımızı bu dönüşümün aktif bir parçası haline getirmeye çalışıyoruz.

    PepsiCo olarak da Pep+ stratejimiz doğrultusunda yenilenebilir enerjiden su yönetimine, döngüsel ambalaj çözümlerinden yenileyici (onarıcı) tarıma kadar birçok alanda somut adımlar atıyor ve bu çalışmaların sonuçlarını görüyoruz. Bu süreçte en değerli deneyimlerimizden biri de iş birliklerinin gücü oldu. Çünkü alanında uzman kurumlarla kurulan güçlü ortaklıklar hem dönüşümün hızını artırıyor hem de yaratılan etkiyi büyütüyor. Bu nedenle net sıfır yolculuğunun ve daha geniş anlamda sürdürülebilirlik dönüşümünün en önemli anahtarlarından birinin iş birliği olduğuna inanıyorum.

    İklim krizine karşı iş dünyası bugün hangi adımı atmalı?

      Bu konuda bakış açısının değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bence iş dünyasının bugün atması gereken en önemli adım, sürdürülebilirliği tamamlanması gereken bir gündem maddesi olarak görmekten vazgeçmek. İklim değişikliğinin etkileri artık çok net hissediliyor ve bu nedenle sürdürülebilirliğin hammaddeden satın almaya, ürün geliştirmeden finansmana kadar tüm karar alma süreçlerinin merkezinde yer alması gerekiyor. Çünkü iklim riski aynı zamanda bir tedarik riski, bir maliyet riski ve uzun vadeli bir büyüme riski anlamına geliyor.

      PepsiCo olarak biz de Pep+ stratejimiz doğrultusunda sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Yenileyici (onarıcı) tarımdan su yönetimine, yenilenebilir enerjiden döngüsel ambalaj çözümlerine kadar birçok alanda somut uygulamalar hayata geçiriyoruz. Örneğin Türkiye’de 2025 yılında yaklaşık 190 bin dekar alanda yenileyici (onarıcı) tarım uygulamaları gerçekleştirdik ve patates üretim alanlarımızın tamamında %100 yenileyici (onarıcı) tarım hedefine ulaştık. Aynı zamanda su riskini azaltmaya yönelik projelerimizle faaliyet gösterdiğimiz havzalarda suyun korunmasına katkı sağlamayı sürdürüyoruz.

      Ancak tüm bu deneyimler bize bir gerçeği de gösteriyor: İklim kriziyle mücadelede başarının anahtarı bir arada hareket etmek ve ortak niyeti sahiplenmek. Kamu, özel sektör, akademi, sivil toplum ve üreticilerin birlikte hareket ettiği modeller hem dönüşümün hızını artırıyor hem de yaratılan etkiyi büyütüyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde daha fazla iş birliği, daha fazla bilgi paylaşımı ve daha fazla iyi örnek görmemiz gerektiğine inanıyorum.

      Bir yanıt yazın

      E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir