Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın İle Röportaj

COP31, şirketler için nasıl bir dönüm noktası olacak?

COP31’i şirketler açısından bir hedefler zirvesinden çok, uygulamanın ve finansmanın konuşulacağı bir dönüm noktası olarak görüyorum. Çünkü iklim hedefleri artık büyük ölçüde ortaya kondu. Asıl mesele, bu hedeflerin ekonominin, üretimin ve şirketlerin karar alma süreçlerinin içine nasıl yerleştirileceği.

COP31’i şirketler açısından, iklim gündeminin taahhütlerden uygulamaya geçtiği kritik bir eşik olarak görüyorum. Elbette daha güçlü hedeflere duyulan ihtiyaç devam ediyor. Ancak bugün belirleyici olan, mevcut hedeflerin yatırım kararlarına, risk yönetimine ve iş modellerine ne ölçüde yansıtılabildiği.

Antalya’da müzakere masasının yanında bir “yatırım masası” kurulacak olması bu açıdan önemli ve umut verici. İklim hedeflerinin yatırım yapılabilir projelere dönüşmesi, özel sermayenin harekete geçirilmesi ve finansmanla buluşması gerekiyor. İklim Uygulama Köprüsü’nün, ülkelerin iklim taahhütleriyle yatırım yapılabilir projeler arasındaki mesafeyi azaltmayı amaçlaması; kamu kaynaklarını, özel sermayeyi, teknolojiyi ve uygulama kapasitesini aynı zeminde buluşturması açısından değerli.

Bu yaklaşım şirketlere çok net bir soru yöneltiyor: İklim hedefiniz bugün neyi değiştiriyor? Yatırımlarınızı, tedarik zincirinizi, üretim biçiminizi, ürünlerinizi ve sermaye tercihlerinizi nasıl dönüştürüyor?

Şirketler açısından asıl dönüm noktası da bence burada. Sürdürülebilirlik artık ayrı bir çalışma alanı değil; rekabet gücünün, risk yönetiminin ve uzun vadeli değer yaratmanın ayrılmaz bir parçası.

Net sıfır hedeflerine ulaşmada en büyük engel nedir?

Net sıfır hedeflerine ulaşmak konusundaki bana göre en büyük engel, hedef koyamamak değil; bu hedefleri hayata geçirecek yönetişim ve uygulama kapasitesini yani doğru karar mimarisini kuramamak. Bugün pek çok şirketin uzun vadeli iklim hedefi var. Ancak bu hedefleri kısa ve orta vadeli kilometre taşlarına, yatırım takvimlerine, ölçülebilir performans göstergelerine ve net sorumluluklara bağlamak hâlâ önemli bir gelişim alanı.

Finansman da bu sürecin belirleyici unsurlarından biri. Yeşil dönüşüm; teknolojiye, altyapıya ve insan kaynağına ciddi bir yatırım gerektiriyor. Ancak yalnızca finansmana erişmek de yeterli değil. Doğru veriye, güvenilir geçiş planlarına, kurum içi yetkinliğe ve bütün değer zincirini kapsayan bir dönüşüm anlayışına da ihtiyaç var.

Bir diğer önemli engel ise kısa vadeli düşünme eğilimi. İklim riskleri uzun vadeli görünse de finansal ve operasyonel etkileri bugünün şirketlerini doğrudan etkiliyor. Buna karşın kararlar çoğu zaman yıllık bütçeler ve kısa vadeli performans hedefleriyle sınırlı kalıyor.

Bence net sıfırın gerçek sınavı, hedef cümlesinde değil; bütçede, yatırım kararlarında ve yönetim masasında veriliyor.

İklim krizine karşı iş dünyası bugün hangi adımı atmalı?

İş dünyasının bugün atması gereken ilk adım, sürdürülebilirliği iş stratejisinin merkezine koymak. Artık büyük vizyon cümlelerinin veya 2050 gibi uzak hedeflerin tek başına yeterli olmadığını biliyoruz. Şirketlerin bugün neyi değiştirdiğine bakmak gerekiyor: Enerjiyi nasıl kullandığına, tedarik zincirini nasıl dönüştürdüğüne, hangi teknolojilere yatırım yaptığına, hangi ürün ve hizmetleri geliştirdiğine ve sermayesini nereye yönlendirdiğine…

Şirketlerin yalnızca kendi doğrudan karbon ayak izlerine odaklanması da artık yeterli değil. Tedarikçileri, müşterileri, iş ortaklarını, finansman tercihlerini ve sermaye akışlarını kapsayan daha geniş bir dönüşüm anlayışına ihtiyaç var. Çünkü iklim krizi sistemsel bir mesele ve kalıcı çözüm ancak bütün ekosistemin birlikte hareket etmesiyle mümkün.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla söylemden ziyade hedefleri gündelik iş kararlarının parçası haline getirecek somut bir dönüşüm iradesi. Sürdürülebilirlik ancak bütçeye, performans kriterlerine ve karar alma süreçlerine girdiğinde gerçek anlamda stratejiye dönüşür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir