COP31, şirketler için nasıl bir dönüm noktası olacak?
COP31’in, sürdürülebilirliğin çevresel bir beyan ya da iletişim konusu olmaktan çıkıp şirketlerin ana iş stratejilerinin merkezine yerleştiği kritik bir eşik olacağına inanıyorum. Tüketiciler artık yalnızca ne tükettiklerini değil, ürünlerin nasıl ve hangi koşullarda üretildiğini de sorguluyor. Bu durum iklim vizyonunun operasyon, pazarlama ve değer zinciri süreçleriyle bütünleşmesini zorunlu kılıyor. COP31 ile birlikte şirketlerin taahhütlerini somut aksiyonlarla desteklemesinin, ilerlemelerini ölçülebilir verilerle takip etmesinin ve sonuçlarını şeffaf biçimde paylaşmasının giderek daha kritik hale geldiğine inanıyoruz. Yenilenebilir enerji kullanımı, Sıfır Atık uygulamaları, karbon ayak izinin izlenmesi ve emisyon azaltımının yalnızca üretim tesisleriyle sınırlı kalmayıp tedarikten lojistiğe ve tüketiciye kadar tüm değer zincirine yayılması, bu yeni dönemin temel beklentileri arasında yer alacak.
Net sıfır hedeflerine ulaşmada en büyük engel nedir?
Net sıfır yolculuğundaki en büyük engelin, iş dünyasında yerleşmiş olan, dönüşümün yalnızca teknik ve operasyonel yatırımlarla gerçekleştirilebileceği düşüncesi olduğunu söyleyebilirim. Enerji verimliliği, geri dönüştürülebilir ambalaj, su geri kazanımı ve atık yönetimi elbette çok değerli. Bu doğrultuda biz, Bandırma Atık Su Geri Kazanım Tesisimizde, üretim süreçlerimizden çıkan atık suyun ortalama %50’sini içme suyu kalitesinde geri kazanıyoruz. Tüm üretim kampüslerimizde ise “Sıfır Atık” belgesi ve sıfır gıda kaybı modeliyle hareket ediyoruz. Üretimden doğan organik atıklarımızı evcil hayvan yemi sektörüne hammadde olarak kazandırıyor, ambalajlarımızı doğa dostu tasarımlarla dönüştürüyoruz. Aynı zamanda Banvit MBRF Ormanları projemiz kapsamında bugüne kadar 65 bin fidanı toprakla buluşturduk.
Ancak bu ve benzeri somut adımlar kurum kültürüne, çalışan davranışlarına, tedarikçilere, iş ortaklarına ve tüketicilere yayılmadıkça kalıcı bir dönüşüm yaratmak zorlaşıyor. Özellikle değer zinciri emisyonlarının ölçülmesi ve azaltılması, şirketlerin tek başına yönetebileceği bir alan değil. Ortak standartlar, veri şeffaflığı ve güçlü iş birlikleri gerektiriyor.
Bir pazarlama profesyoneli gözüyle baktığımda ise sorumlu tüketim bilincinin, özellikle yeni nesiller tarafından bir yaşam biçimi olarak benimsenmemesi halinde gıda israfı ve kaynak tüketimi gibi sorunların kalıcı biçimde çözülemeyeceğine inanıyorum.
İklim krizine karşı iş dünyası bugün hangi adımı atmalı?
İş dünyasının bugün atması gereken en önemli adımın, sürdürülebilirliği ayrı bir proje olarak görmenin ötesinde ana iş modelinin temel unsuru olarak ele alması ve operasyonel dönüşümle toplumsal farkındalığı eş zamanlı yürütmesi olduğuna inanıyorum.
Yenilenebilir enerji kullanımının yaygınlaştırılması, suyun geri kazanılması, organik atıkların döngüsel ekonomiye kazandırılması ve emisyonların ölçülebilir biçimde azaltılması yönündeki somut adımların hızlandırılmasını elzem görüyorum. Bununla birlikte yine şirketlerin çalışanlarını, tüketicileri ve özellikle gelecek nesilleri de bu dönüşümün bir parçası haline getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Biz de bu alanda örnek adımlar atıyoruz. Banvit MBRF olarak tüm üretim alanlarındaki sürdürülebilirlik çalışmalarımıza ek olarak Akıllı Çocuk Sofrası projemiz ve KidZania İstanbul’daki Banvit Sürdürülebilir Gıda Merkezi ile çocuklara gıda israfını önleme, bilinçli tüketim ve kaynakları verimli kullanma konusunda deneyimsel bir öğrenme alanı sunuyoruz. Çünkü gerçek ve kalıcı etkinin, bugünün yatırımları kadar yarının karar vericilerinin bu bilinci bir yaşam biçimi olarak benimsemesiyle mümkün olacağına inanıyoruz.