Yapay zekâ; içerik üretimi, medya ilişkileri ve kriz iletişimi gibi birçok alanı dönüştürüyor. Sizce iletişim ajanslarının geleceğinde yapay zekâ nasıl bir rol üstlenecek?
Yapay zekânın ajanslar açısından asıl etkisinin içerik üretmekten çok, iş yapış biçimlerini yeniden tasarlamak olacağını düşünüyorum. Biz bugün özellikle araştırma, veri analizi ve giderek rutin operasyonlarımızda AI’dan yararlanıyoruz. Önümüzdeki dönemde daha küçük ve daha yetkin ekiplerin çok daha fazla iş üretebildiğini göreceğiz. AI veriyi analiz edebilir ve süreçleri hızlandırabilir; ancak çıktıyı anlamlandırmak, bağlama oturtmak ve müşterinin, toplumun ve dönemin ruhunu hissetmek hâlâ insanın en önemli avantajı.
Dijital pazarlamada veri, yaratıcılık ve doğru kanal seçimi arasındaki denge nasıl kurulmalı?
Bence bu denge hedefin doğru tanımlanmasıyla başlıyor; farkındalık ve dönüşüm hedefleyen iki kampanyanın stratejisi ve başarı kriterleri aynı olamaz. Veri stratejiye yön vermeli, ancak kreatifi yönetmemeli; kreatifi geçmiş performansa hapsetmek yaratıcılığın önünü kesebilir. Güçlü fikirleri gerektiğinde küçük bütçeli testler, görüşmeler veya odak gruplarıyla tüketici üzerinde sınamak daha sağlıklı. Aynı şekilde her kanalda olmak yerine, markanın ve hedef kitlesinin gerçekten anlamlı biçimde buluşabileceği doğru kanallarda güçlü olmak gerektiğine inanıyorum.
Bir markanın dijitalde sürdürülebilir başarı elde etmesi için hangi alanlara öncelik vermesi gerekiyor?
Bir markanın dijital başarısını yalnızca reklam verdiği dönemde değil, reklam vermediğinde de ölçmek gerektiğini düşünüyorum. Paid media bir noktaya kadar “suni nefes” sağlayabilir; ancak bütçeyi kestiğinizde organik trafik, marka aramaları ve tüketici etkileşimi de ciddi biçimde düşüyorsa sürdürülebilir bir yapıdan söz etmek zor. Bunun için markaların kendi verilerini oluşturup sahiplenmesi, tüketicisini tanıması ve tüm temas noktalarında tutarlı bir deneyim yaratması gerekiyor. Günün sonunda sürdürülebilirliği sağlayan şey medya bütçesi değil, tüketicinin markayla kurduğu bağdır.