Yeni Nesil Tüketici Markalardan Ne Bekliyor?

Bugün küresel çaptaki değişimin itici bir gücü var: Pandemi. Bu belirsiz zamanlarda, zorluklarla karşılaşanlar sadece markalar ve şirketler değil. Toplumsal dönüşüm her birimizi derinden etkiliyor. Halihazırda Y kuşağı ve son dönemlerde Z kuşağı ile tüketici profili bir hayli değişmeye başlamıştı. Bu dönüşüme tarihin en büyük salgını da eklenince, tüketici alışkanlıklarının çok daha hızlı bir şekilde değişmesi artık kaçınılmaz bir boyuta ulaştı. Yeni nesil tüketiciler, tüm geleneksellere meydan okurken, biz pazarlamacılara ise bu kültür değişimlerine yanıt vermek düşüyor.

Pandemi ile beraber tüketici tercihlerinin ve harcamalarının nasıl gelişeceğini daha net anlamak için “Future Consumer 2022” raporuna göz atmakta fayda var. Günümüzde küresel trendleri belirleyen bir otorite olan WGSN, bu raporunda geleceğin temel tüketici profillerini tahminliyor. Raporda, bu dönemde tüketicileri yönlendiren en baskın duygu  “korku” olarak tanımlanmış. Gerçekten de bu büyük belirsizlik içinde, tüm dünyanın aynı anda hissettiği, herkesi ortak bir noktada birleştiren tek duygu korku oldu. İnsanlar arasında artan “duygusal bulaşma”, pandemi ile beraber sosyal medya kanalıyla iyice hızlandı. 7/24 paylaşılan düşünceler, videolar ve haberler viral şekilde yayılarak, karantina nedeniyle sürekli online olan insanları kaygı, öfke, korku gibi duygulara sürükledi. Belirsizliğin arttığı zamanlarda insanlar istikrar ve rutin duygusu arzuluyor. Doğa yürüyüşü, işe gidip gelme, market alışverişi…Bir zamanların güvenilir ve planlı işleyen sisteminin hızlı bir şekilde kaybolması herkeste yüksek kaygıya neden oluyor. 

WGSN’in hazırladığı “Future Consumer 2022” raporu geleceği şekillendirecek üç temel tüketici profiline vurgu yapıyor:

İstikrarcılar: Karmaşa ve belirsizliğin yaşandığı zamanlarda, hayatlarında sakinlik bekliyor ve istikrara öncelik veriyorlar. Basitleştirilmiş perakende deneyimleri ve markalarla güven verici bir ilişki istiyorlar. Tükenmiş hisseden bu tüketiciler kariyerlerini, kişisel tercihlerini ve zamanlarını optimize ediyor, stresi ve endişeyi yatıştırmak istiyorlar. Temel ürün özelliklerine ve bilgilerine odaklanan, sadeleştirilmiş ürün gamına sahip, basit pazarlama mesajı olan markaları tercih ediyorlar.

Yerelciler: Bu tüketici grubu, yerel işletmeleri desteklemeleri ve gerçekten önemli olduğuna inandıkları şeye, yani kendi topluluklarına odaklanmaya zaman ayırıyorlar. Kariyerlerinden ödün vermeden topluluklarında kökler oluşturarak yeni bir yerelcilik çağına öncülük ediyorlar.

Yeni İyimserler: Yükselen korku ve endişe seviyelerine rağmen, iyimserliği kucaklayan bir özelliğe sahipler. Macera ve sosyalleşmeye öncelik veren “neşeli aktivistler” olarak kabul edilen grup, tüm pandemi endişelerine rağmen iyilik dolu mutluluklar peşinde. 

İklim kriziyle gelen ekolojik kaygılar, yükselen ekonomik belirsizlik, siyasi huzursuzluklar gibi pek çok nedenin endişeli bir tüketici kitlesi yarattığı bir gerçek. Geçtiğimiz aylarda Deloitte tarafından yeni nesil tüketiciler ile ilgili hazırlanan Global Millennial anketinde, Z Kuşağı’nın %48’ü ve Y Kuşağı’nın ise % 44’ü stres altında olduklarını söylüyor. İyimser kalabilmek, bu belirsiz zamanlarda oldukça ihtiyaç duyduğumuz zor bir seçim. Deloitte anketi, pandeminin neden olduğu benzeri görülmemiş bu kriz karşısında, Y ve Z Kuşağı’nın  daha iyi bir gelecek inşa etme vizyonuna sahip olduklarını gösteriyor. Katılımcıların %60’dan fazlası, salgın sırasında çalışanlara ve topluma iyi davranan büyük şirketlerden daha fazla ürün ve hizmet satın almayı planladıklarını belirtmiş. Bu, hem dünyamız hem de markalar açısından inanılmaz bir fırsat. Yeni dönemde, yeni nesil tüketicilerin sosyal bilinçli beklentilerine uyum sağlayan, iyi tanımlanmış bir amaç belirleyen markaların geleceğin rekabet avantajına sahip olacaklarını söylemek yanlış olmaz. 

Satın alınan her bir ayakkabı için ihtiyaç sahiplerine bir çift ayakkabı veren TOMS’un Y Kuşağı ile ne kadar popüler olduğunu biliyorsunuz. TOMS markasının bu kadar popüler olmasının sebebi yalnızca tasarımı değildi; marka, aynı zamanda bir amaç uğruna çalışıyordu. Geleceğin tüketicileri olan Z nesli için de durum bundan farksız olmazken, pandemi ile birlikte markalardan “anlamlı bir amaç” bekleyen tüketici sayısı artıyor. Günümüzde yeni nesil tüketicilerin, markalara “dünya için fedakarlık yapma çağına geçin” mesajını verdiği, satın aldığı ürünün çevresel ve toplumsal duyarlılığını görmek istediği bir eğilim mevcut ve bu eğilim katlanarak devam edecek gibi duruyor.

Markalar, pandeminin yıkıcılığını deneyimlediler, ancak salgın pek çok farklı eğilimi ve fırsatları da beraberinde getirdi. Bu karmaşa içerisinde basitlik arayan, yerel ürünleri tercih eden, endişe dolu zamanlarda iyimserlik ve dünya için iyilik bekleyen tüketiciler geleceği yaratıyorlar. Kendi varoluş nedenlerini bulan, yeni nesil tüketicileri derinden anlayan, samimi şekilde tüketicilerin yanında olan ve en önemlisi iyilik yaratan markaların öne çıkacağı bir gelecek bizleri bekliyor. Peki sizin markanız bu geleceğe hazır mı?

https://www2.deloitte.com/global/en/pages/about-deloitte/articles/millennialsurvey.html

https://lp.wgsn.com/future-consumer-2022.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir