15-19 Kasım Tarihinde +60 Konuşmacı ile Düzenlenecek Pazarlama Türkiye Zirvesine Katılmak İçin Tıklayın
sipay ofis

Sipay Kurumsal Pazarlama ve İletişim Direktörü Ahmet Elbistanlı ve Yardımcısı Kurumsal Pazarlama ve Marka Yöneticisi İbrahim Alan Röportajı

Sipay olarak bu yıl yaklaşık 8 kat büyüdünüz, bu kısa zamanda Fintech sektöründeki başarılı marka algınızı neye borçlusunuz?

Ahmet Elbistanlı:

Güzel sözleriniz için teşekkürler. Genel başarımızın sırrı aslında çıkış noktamız “Finansal İnovasyon”. Dijitalleşen çağa ve müşteri deneyimine göre ihtiyaçları belirleyip finansal inovason geliştirmek üzere çıktık bu yola. Kısacası Finansal Teknoloji alanındaki ihtiyaçların çağa, hatta geleceğe uygun olmasını sağlıyoruz.

Geçtiğimiz yıldan bu yana hem kullanıcı sayılarımızda hem de ekip içi büyüme konusunda ciddi bir ivme yakaladığımızı söyleyebilirim. Bu başarının ana sebebi doğru ekip ve yönetim. Hem bilgili hem de enerjik, iletişimi kuvvetli takım arkadaşlarımız var. Bu yüzden oldukça iddalıyız.

Marka algısı tarafında insanların bizi sevmesinin ana olarak 2 önemli nedeninden bahsedebilirim. İlki pazarlama tarafında hem işin mutfağından hem de teknik tarafından gelmemiz. İkincisi de Fintech şirketlerinin pazarlamasının başındaki geçmiş deneyimlerimiz. Bütün bu Know-How, Sipay’de doğru ürünle buluşunca markamızı da kısa zamanda sevdirdik. Sanal POS ürünümüzde de ciddi yükseliş söz konusu. Üye iş yeri sayımızı 1 yılda 4-5 katına çıkardık diyebiliriz, çalışan sayımız ise son bir senede 4 katına çıkarak 70’den fazla genç, alanında tecrübeli ve dinamik kişilerden oluşan bir ekibe evrildi.

Bu algıyı oluştururken markanın temel amacı çok önemli. Markanın temeline ve tüm departmanlarına yerleşmesi gereken amacın ne olduğunu, nasıl hayata geçirileceğini, iletişimi ve sonuçları; cevaplanması gereken en önemli sorular ve tüm bu etkenleri dengeli bir biçimde sağlamak için özen gösteriyoruz.

Odağımızda; içinde bizim de bulunduğumuz Y ve Z kuşağının finansal beklentilerinin kolaylaştırılmasını sağlamak var. Müşteri deneyimi tarafı gerçekten bizim için çok önemli. Bir markanın başarı anahtarı da bu etkende saklı. Yenilikleri, Y ve Z kuşağı ile aynı dili konuşmayı ve geleneksel pazarlama yöntemlerinden uzaklaşmayı seviyoruz. Bu sektörün dinamiklerini empati yaparak hissedebiliyoruz ve biz de bu kuşağın içinde yer alan pazarlamacılar olduğumuz için marka konumlandırmamızı yaparken nerelerde gezinmemiz gerektiğini iyi biliyoruz.

Bu zamana kadar farklı sektörlerde öncü markalara önemli danışmanlıklar verdik ve marka algılarına ciddi katkılar sağladık; yine finans sektöründe ise yerli ve global birçok bankaya, yazılım ve teknoloji odaklı şirketlere, çeşitli yapıdaki sigorta firmalarına ve kripto startuplarına kadar geniş bir yelpazede yer alan markalara da dijital yolculuklarında önemli katkılar sağladık. Hatta Fintech sektöründe de; ilk bu işin içinde yer alan pazarlamacılar olduğumuzu söyleyebilirim. Şu anda herkesin yoğun olarak kullandığı, Türkiye’nin en büyükleri arasında yer alan bir mobil cüzdan uygulamasının da ilk dijital yolculuk serüveninde bizler yer aldık. Marka konumlandırmasından, kreatif süreçlerine kadar bizimle bir yolculuğa başlayıp başarılı bir ivme yakaladılar.

İbrahim Alan:

Ahmet’in de aslında belirttiği gibi bir Fintech şirketiyseniz zaten geleneksel pazarlama stratejilerinden ve iletişim dilinden uzak durmanız gerekiyor. Bir Fintech şirketi olmayı seçerek zaten tabuları yıkmayı çoktan kafanıza koymuşsunuzdur. Yani Fiintech sektöründe yer alıp da geleneksel iletişim tonuna sahip bir marka; Facebook’da “canım herkese selamlar çok güzel çıkmışsınız” yazan baby boomer kuşağı gibi hissettiriyor. Bu tür alanda faaliyet gösteren şirketlerin; gündemi çok iyi takip etmesi, yeni kuşağı çok iyi analiz etmesi ve hedef kitlesi ile empati yapması gerektiğini düşünüyorum. Artı bir parantez açmak gerekirse; finansal hizmetlerin dünya genelinde sıkıcı bulunduğu gerçeğinin farkındayız. Özellikle de günümüzde Y ve Z kuşağınının da çabuk sıkılan, yenilikleri takip eden, algıları oldukça açık bu bireylerden oluştuğunu göz önüne aldığımız zaman, onların beklentilerine cevap verebilmek ve aynı dilden konuşmak bir marka için oldukça önemli. Bir finans kuruluşu da olsanız, sıkıcı olmadan da güvenilir bir marka olabilirsiniz. Bu noktada ‘etkili içerik’ marka konumlandırması açısından iyi bir anahtar sonrası ise diğer pazarlama metriklerinin ivmeli ve doğru bir şekilde uygulanması. Sipay olarak bu alanda kendimize güvenimiz tam, yenilikçi ve olması gerektiği gibiyiz.

Dijital pazarlama departmanındaki tüm süreçleri nasıl yönetiyorsunuz, biraz yapınızdan bahseder misiniz?

İbrahim Alan:

Öncelikle uzun yıllar dijital ajanslarda ve bu alanda önemli projelerde yer aldığımız için işin mutfağından geldiğimizi söyleyebilirim; yerel ve global birçok önemli markanın dijital süreçlerini yönettik. Bu durum bir marka içerisinde yer alıyorsanız bence çok büyük bir avantaj oluşturuyor. Biliyorsunuz, genelde markalar birçok ajansa bağımlı halde çalışır. Tahmin edersiniz ki çoğu ajans ve marka adeta bir kavga halindedir, bu çok trajikomik bir durum. Genelde markalarda çalışan kişilerin çoğunun reklamcılık geçmişi yoktur ve reklam ajanslarını tam anlamıyla algılayamazlar tabi bunun tam tersi durumlar da var; işini iyi yapmayan, sürümden kazanmaya çalışan o kadar reklam ajansı var ki iyi bir reklam ajansı bulmak, bulsanız bile size yeterince zaman ayırmasını beklemek günümüzde artık inanın çok zor.

Tabi altını çizmek gerekir ki bu söylediklerim bir genelleme değil ama sektörde hem marka tarafında hem de ajans tarafında karşılıklı olarak oldukça şikayet edilen bir durum haline geldi.

Sipay’e dönecek olursak, tüm süreçleri biz kendi içimizde yönettiğimiz için dışarıdan bir hizmet almıyoruz. Tüm kreatif, operasyonel, tasarımsal ve proje süreçlerini kendi mutfağımızda kendi ellerimizle hazırlıyoruz diyebilirim. Hem zamandan kazanıyoruz hem de iş konusunda biraz titiz olduğumuz için içimize sinecek şekilde ilerlemeyi uygun görüyoruz.

Ahmet Elbistanlı:

Evet burada İbrahim o mutfağın içindeki eli çok lezzetli bir aşçı diyebilirim.

Pazarlama gerçekten çok geniş bir yelpazeye sahip; markanın iletişimi, SEO, SEM, yaratıcı metinsel ve tasarımsal içerikler, prodüksiyon işleri, PR tarafı; ardından tüm olması gerekenler yapıldıktan sonra bunların analizi, ölçümü ve sonrasında bu yapılanların tekrarlanması. Bu tarafta işin temeli sistemini doğru oturtup, markanın ana ihtiyaçlarını olabildiğince In-House çözmek ve dışarıya olan bağımlılığı minimuma indirmek önemli. Bu da iyi bir ekip kurmak demek. Başarılı, yetenekli ve mütevazi bir ekip. Sayıca çok olmasına gerek yok. Herkes o markayı yeterince sahiplenince, zaten ortaya onlarca ajansın yaptığı işten daha samimi ve etkili bir iş ortaya çıkıyor. Ajans tozunu fazlasıyla yutmuş bir kişi olarak “Ajans Kültürünü” çok da kötülemek istemiyorum. 

Ajans geçmişiniz haricinde aslında siz Türkiye’deki ilk Influencerlardan birisiniz, bu tarafın nasıl bir etkisi oluyor pazarlama yaklaşımlarında?

Ahmet Elbistanlı:

ahmet elbistanlil pazarlama

Influencer olmanın pazarlamaya bakışımızda inanılmaz faydasını görüyoruz. Çünkü yıllardır bir sürü kişiye dokunabiliyoruz ve tepkilerini ölçebiliyoruz. Yaptığım işbirlikleri ile de onlarca kurumsal markayı deneyimliyoruz. Bu da direkt olarak müşteri deneyimine tekabül ediyor. Y ve Z kuşağının ne istediğini, ne istemediğini o kadar iyi deneyimliyoruz ki, gelecekte ne isteyeceğini de tahmin edebiliyoruz. Bu taraftaki değişime, dijitalleşmeye hatta ARGE’ye bile otomatik olarak ayak uydurmuş oluyoruz.

İşbirliği için bizimle iletişime geçen dünyaca ünlü markalara gözlem yapıp, tavsiyelerde bulunabiliyoruz.

Bu da demek oluyor ki iletişimin bütün taraflarında varız. Her masada varız.

Sizin hedef kitlenizde kimler var? Nasıl bir iletişim dilini tercih ediyorsunuz?

İbrahim Alan:

Hedef kitlemizde teknolojiye ilgi duyan, internet ve mobil teknolojileri kullanmayı seven Y ve Z kuşağı bulunuyor; çünkü bu kuşağın finansal teknolojilerden beklentileri artık tamamen farklı. Bir marka, bu nesile karşı bir kere cool olmak zorunda, yani onların dilinden empati yaparak bir iletişim dili kurmalı ve tone of voice oluştururken tüm bu etkenleri göz önüne alması gerekiyor.

Ahmet Elbistanlı:

Fintech markasının iletişim formülünü veriyorum o halde, not edelim. Fin: Finans tarafında güvenilir, Tech: Teknoloji tarafında inovatif.. Yani hem samimi ve eğlenceli hem güvenilir ve kurumsal bir yapıdan bahsediyorum. Yazıldığı kadar uygulanması kolay değil. Ama bu bizim geleneksel yapıdan çıkmamızı ve kullanıcıların markayı benimsemesini sağlıyor. Hedefte dijitali takip eden herkes var, çünkü finans her insanın hayatında, bizim ana hedefimiz yaptığımız inovasyonlarla insanların finans tarafındaki işini kolaylaştırmak.    

Son dönemlerde etkili ve yenilikçi içerik pazarlaması ile dikkat çeken bir Fintech şirketisiniz. Bu konu hakkındaki görüşleriniz nedir?

Ahmet Elbistanlı:

Kendinizi tanımadan hikayenizi başkalarına anlatamazsınız. Sıkıcı olmamanın temel kuralı işin özüne inmek ve kendine has farkları keşfetmek. Bu sayede özgün tarzı bulabilmek. Geleneksel finans sektörünün yapamadığı en önemli şey: doğru konumlanmak. Bu konumlanma markanın diğerlerinden farklı ne yaptığının, hangi dili konuştuğunun altını çizecek. Başarılı bir şekilde markalaşmak, önce müşterilerin kalbini, sonra da zihinlerini ele geçirecek. 

Bir marka olarak kitlelerin dikkatini doğru bir şekilde çekebilmek hiç kolay değil.  Google’da üst sıralarda çıkmak, sosyal medyada arama yapıldığında bulunmak önemli ama bu da sizi diğerlerinden farklı kılmıyor. Bu yönlendirmelerin sonunda insanların içeride nasıl bir iletişim gördüğü en önemli kısım. Bu konuda standart içerikler, sıkıcı metinler ya da tasarımlar sizi bırakın öne geçirmeyi, tam tersi marka üzerinde kötü ve eski bir algı oluşturup, geriye düşürüyor. Müşteri kitlesinin zihninde duyusal konumlandırma yapmak zorundayız. Biliyoruz ki hedef kitlemiz ve kullanıcılarımız Sipay’i; yenilikçi, onlarla empati yapabilen ve onların gözünden dünyaya bakabilen bir ‘love mark’ olarak benimsedi. Günün sonunda yolun yine çıktığı yer: “Content is the King”.

İbrahim Alan:

ibrahim alan

Pazarlamada etkili content marketing, dijital pazarlama alanının çok yönlü araçlarından belki de en kullanışlısıdır diyebiliriz. Farklı konularda veya formatlarda değerlendirilebilecek bu aracı, satış süreçlerinizin de herhangi bir aşamasına rahatlıkla adapte edilebilirsiniz. Çevrim içi dünya markanızın hedef kitlelerine ulaşmak için en önemli araçlardan birisidir. Ürününüz ve hizmetiniz çok iyi olabilir ama mutfağınızda pişirdiğiniz güzel bir yemeği iyi bir şekilde servis edemezseniz bu sizin uzun vadede önünüze bazı engeller çıkarabilir.

Günümüzde bu sorunlarla karşılaşmamanın en temel kuralı da çağa ayak uydurmak ve yenilikleri yakından takip etmek. Ben iyi bir gözlemci olmanın bu işin özünde en önemli etkenlerden biri olduğunu düşünüyorum. Farklı yönlerden bakabilen, iyi gözlem yeteneğine sahip pazarlamacılar bir markanın nasıl konumlanacağı konusunda büyük bir avantaja sahip oluyorlar. Kaliteli içerikler yatırım getirisini (ROI) artırır, ayrıca SEO kaliteli içerikleri sever, Sipay olarak sosyal medya kanallarımızdan şu anda ciddi bir trafik almaktayız, ayrıca İçerik pazarlaması uygun maliyetlidir bu durumda markanız için ciddi bir avantaj. Kaliteli içerikler markanıza otorite kazandırır, bizler de Sipay olarak Fintech sektöründe bu ivmeyi yakalamanın mutluluğunu ve keyfini yaşıyoruz. Amacımız istikrarlı bir şekilde bu süreci devam ettirmek. Ekip olarak içerik pazarlamasında yenilikçi olmayı ve akılda kalmayı seviyoruz.

Oldukça minimal ve sade bir internet siteniz var. Sitenizdeki düzenlemeleri ve yenilikleri yaparken ki ölçüleriniz nelerdir? İlerleyen dönemlerde yapacağınız yeni güncellemeleriniz olacak mı?

İbrahim Alan:

UX ve UI konusunu önemsiyoruz. Ülkemizde yıllardır hem Fintech sektöründe yer alan hem de diğer sektörlerdeki teknoloji odaklı markaların çoğunun web siteleri bana biraz teletekst gibi geliyor. Bir marka nasıl olur da word dosyası tadında bir web sitesi ile teknoloji hizmeti vermeye devam edebilir anlamak gerçekten çok güç. Bu tamamen geleneksel marka algısı ve işin bu tarafta yeterince iyi ellere emanet edilmemesinden kaynaklanıyor.

Günümüzde kullanıcı arayüz deneyimi bizler için çok önemli. Bir sitenin minimal bir tasarım ve arayüzle, kullanıcıların kafasını karıştırmadan vermek istediği mesajları aktarması gerekmekte. UX ve UI tasarımı, farklı işlevlere sahip olsalar da, birbiriyle ilişkilidirler ve birbirlerini tamamlarlar. Bu iki kavramın da, sürekli yenilenmesi ve devamlılığını koruması gerektiğini düşünüyorum. Bu etkenlerin içinde içerikten, kullanılacak renklere kadar birçok enstrümanı kapsayan bir süreç mevcut. UI, insan psikolojisiyle UX kadar ilgili değildir; bu iki ayrımı iyi kavrayarak ona göre bir strateji oluşturmak gerekiyor. Sipay’de web sitemizde sürekli olarak güncellemeler yapıyoruz ve bu alanda da yenilikleri takip ediyoruz. Sitemizi son bir senede baştan sona yeniledik ve sürekli olarak da bu süreci devam ettiriyoruz. Yakın zamanda yeni ürün ve hizmetlerimizle beraber geliştirmelerimiz sürecek.

Ahmet Elbistanlı:

UX tasarımı sadece bir şeylerin güzel görünmesini sağlamakla ilgili değil. Hatta tasarım bu parçanın yarısı bile değil. Her şey kullanıcıyla ilgili. Empati ve kullanıcı odaklılık web sitelerin ana odağı olmalı. Kullanıcı araştırması, müşteri yolculukları ve kullanılabilirlik testleri bizim için çok önemli. UX, özünde problem çözme olan, son derece çeşitli, uygulamalı bir konu.

Mesela buradaki en kritik soru şu: Yeni bir kullanıcı sorunuyla karşılaştığınızda ilk eylem planınız nedir? Kullanıcı araştırması, kişiler ve kullanıcı akışlarından prototiplere, test ve analize kadar süreçteki tüm önemli adımları kapsadığından emin olmak lazım. Bunun için her gün yeni gelişmeler neticesinde de sürekli güncellemeler yapıyoruz. Gelecekte de bunlar devam edecek. Çünkü müşteri deneyimi her geçen gün değişmeye devam edecek.

Sektördeki rakipleriniz hakkında ne düşünüyorsunuz? Sipay’i diğer markalardan ayrıştıran özellikler nelerdir?

İbrahim Alan:

Türkiye gerçekten de finansal hizmetlerin gelişmiş olduğu bir ülke ve bu yönden oldukça şanslıyız. Bu durumu kendi lehine çeviren birçok marka var ve olmaya da devam edecek. Türkiye’de özellikle son 3-4 senede Fintech sektöründe başarılı işlere imza atan firmalar çıkmaya başladı ve ben daha bu yolun uzun olduğunu düşünüyorum. Fintech sektörünün dünyada ve özellikle ülkemizde bir doygunluğa ulaşması yakın zamanda öyle kolay görünmüyor. Gelişen teknolojiler ile birlikte yeni ürün ve hizmetlerin hayatımızda yer edineceği, iş birliklerinin artacağı bir sürece gireceğimizi düşünüyorum. Rakiplerimizi seviyorum. Fintech sektörü rekabetin gelişmeye ciddi katkı sağladığı bir alan o yüzden bu tatlı rekabetlerin markaları daha ileri boyuta taşıyacağını söyleyebilirim.

Sipay diğer markalardan ayıran en önemli unsurlar kişiye özel bir danışman gibi tüm hizmet süreçlerinde müşterilerinin yanında yer alması ve teknolojik altyapısınının oldukça kuvvetli olması.

Ahmet Elbistanlı:

Sipay, rakiplerinden teknolojik altyapı, kullanıcı deneyimi ve kullanıcı odaklı iletişime verdiği önem konusunda ayrılıyor. Bu tarafta ciddi bir fark yaratıyoruz. Sipay’in hizmetlerinin benzerlerini sunan girişimlerin sayısı her geçen gün artıyor bu yüzden de kendimizi sürekli geliştiriyoruz. İşin güzel tarafı rakiplerimizle sürekli iletişim halindeyiz, çoğuyla centilmenlik sözleşmeleri yapıyoruz. Sağolsunlar sosyal medyadaki iletişimimize övgülerini eksik etmiyorlar. Biz de onları yakından takip ediyoruz. Zaman zaman aynı masada ya da telefondan karşılıklı önerilerde de bulunuyoruz. Daha Fintech sektörü yolun çok başında, o yüzden bu yaklaşımlar herkesi geliştiriyor. Rekabet bereketi artırıyor.

Artık her marka Fintech olacak

En büyük fark yaratan ve yeni ürünümüz WalletGate. Markalar artık zaman, maliyet ve regülasyon süreçlerine maruz kalmadan kendi Fintech’ini oluşturabilecek.

Yani WalletGate ile her marka kendi müşterilerine özel elektronik para yatırma, çekme, kendi ön ödemeli kartını çıkartma, sadakat programlarıyla, mobil cüzdanını sıfırdan başlayarak tamamen işlevsel bir platform haline getirebilecek.

Dünyanın en büyük şirketlerinden biri Starbucks; siparişlerinin %21’ini müşterilerin dijital cüzdanları üzerinden mobil bir şekilde alıyor. Bir yandan da çeşitli sadakat programları oluşturuyor. Yani bir kahve şirketi 2015’ten bu yana Fintech şirketi gibi hareket ederek cirolarını yüksek oranda artırıyor.

Her markanın dijitale ayak uydurup, müşterilerine daha fazla çözüm sağlayabilmesi için WalletGate ciddi bir fark yaratıyor. Belli bir müşteri kitlesine sahip olan herkesi Sipay Wallet ile tanışmaları için bekleriz.

Fintech sektörünün geleceği konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Ahmet Elbistanlı:

Açık bankacılık sistemine entegre olmak ve nakitsiz toplum alışkanlıklarına ayak uydurmak Fintech şirketleri için birincil hedef olacak gibi.

Gelecekte bankalar ve Fintechler arasındaki çekişme, yerini kaçınılmaz bir ortaklığa bırakacak. Fintechlerin, bankalar için önünde bir engel değil tam tersi onların en önemli destekleyicisi olduğunun farkına daha iyi varılacak. Son dönemde bankaların, Fintechlere yaptıkları yatırımlar da bunun bir neticesi. Dijital tarafta yeteneği olan insanlar göz önünde olacak. Çalışan sayısı ve şube sayısı azalıcak.


2021 yılında küresel çapta ödeme sistemlerine yapılan yatırımlar daha da büyüyecek. Bunun yanında ana bankacılık alanı dışında kalan destekleyici programların da (örneğin sigorta) sistem içindeki paylarının artması da ciddi bir önem kazanacak.

En önemlisi bütün markalar dijitale ayak uydurmak istediği için hepsi birer Fintech şirketine dönüşecek. Hali hazırda verdiği hizmetin yanında, müşterilerine, iş ortaklarına ya da çalışanlarına dijital cüzdan hizmeti vermenin ne kadar karlı, etkili ve müşteri sadakatini artırıcı bir dönüşüm olduğu daha net bir biçimde algılanacak.

İbrahim Alan:

Önümüzdeki dönemde Ahmet’in de belirttiği gibi bizi ciddi değişimler ve önemli gelişmeler bekliyor, markalar ve hizmetleri buna ne kadar hazır asıl sorulması gereken sorulardan birisi de bu diye düşünüyorum. Yeni döneme ayak uyduran Fintechlerin bu pastadan büyük bir dilim alacağını öngörebiliriz.

Küresel e-ticaret ödeme yöndemlerinde, dünya genelinde dijital ve mobil cüzdanların açık ara önde olduğunu görüyoruz, bu durum da genel olarak bahsettiğimiz gibi finansal teknolojilerin aslında hayatımızda tuttuğu yeri ve Fintechlere olan ihtiyacın kanıtı niteliğinde. Bir diğer parantez de BNPL diye adlandırdığımız ödeme yöntemini açmak gerekiyor; BNPL yani ‘Şimdi al sonra öde’ sistemleri, şu anda tüketici harcamalarında en çok tercih edilen dönemini yaşıyor. Tüm dünyada milyonlarca tüketici alışverişlerinde ‘şimdi al sonra öde’ olarak adlandırılan sistemleri kullanarak satın alma işlemlerini tercih etmeye başladı.

İlerleyen yıllarda da çoğu ödeme yönteminde bir düşüş öngörülürken, dijital ve mobil cüzdanlarla birlikte BNPL’de de bir yükseliş olması söz konusu.

Fintech sektörönü genel olarak değerlendirmek gerekirse; ilerleyen dönemlerde geleneksel markaların da Fintech sektörü ile iş birlikleri yapacağını hatta kendi hizmet ve ürünleri ile Fintechleşme sürecine gireceğini söyleyebiliriz. Fintechlerin de bankalara olan ilgisi kaçınılmaz; hatta yakın zamanda Arjantinli Fintech Uala’nın, Meksika’da banka satın alma sürecine girdiğini görüyoruz. Belirli aşamaya gelmiş Fintech’lerin sonraki hedefe geçmek için izlediği stratejilerden biri, küçük ölçekli bir bankayı satın alarak dolaylı yoldan bankacılık lisansı elde etmek oluyor. Bu verdiğim örnek sadece işin çok ama çok küçük bir detayı, bu ve bunun gibi birçok ortak paydayı ilerleyen zamanlarda fazlasıyla göreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir