Oyunculuk ve Pazarlama Aynı Sahnede


Doğduğumuz andan itibaren bizlere verilen, daha doğrusu bürünmek zorunda olduğumuz çeşitli rollerimiz var. Kimi zaman farkında olarak kimi zaman da “öyle gerektiği” için mekandan mekana farklı rollere bürünüyoruz. Örneğin, evde anne rolündeysek, iş yerinde müdür, arkadaşlarımızın arasında kendimiz olduğumuz (ki burası önemli), markette büründüğümüz tüketici rolleri buna örnek olabilir.

Benim de daha önceden okumuş olduğum ve oyunculukla biraz ilgilenenlere yabancı gelmeyecek isim olan Konstantin Stanislavski’nin Bir Rol Yaratmak adlı kitabından yola çıkarak pazarlamayı ve tüketiciyi/müşteriyi yeniden incelemek istedim.

Kendimiz kavramının aslında tam olarak içini doldurabiliyor muyuz tartışılır; yani çevremizden duyduklarımız, içinde olduğumuz grup içinde uzunca süre var olabilmek adına yapmış olduğumuz davranışları kendi davranışımızmış gibi benimsememiz daha doğrusu o grubun doğrularına göre davranmak zorunda kalmamız, kendimiz olma kavramını biraz tartışmaya açıyor. Öyle ki aynı durum tüketici rolüne büründüğümüz anda da geçerli olabiliyor.

Bunu bir kenara bırakıp kitabın ilk bölümüne dönecek olursam, oyunculuğu adım adım inşa ederken ilk basamak olarak anlatılan, karakterin fiziksel hatlarını belirlemek ve karakteri giydirmek konusuna bakalım.

Burada tam olarak karşı tarafa “dışsal bir form olmadan, ne iç karakter oluşturmanın ne de zihindeki imgenin ruhunu insanlara ulaştırmanın söz konusu olabileceğini vurguluyor. Şöyle ki, karakterin dış hatlarını oluşturmanın açıklayıcı ve örnek olucu olduğunu bu nedenle de seyirciye rolün içsel modeli hakkında bilgi vereceğinin altını çiziyor.

Aslına bakarsanız benzer senaryo bir marka için de geçerli. Bir ürünü ilk gördüğüm an daha önce eğer bir deneyimim yoksa öncelikle ambalajına ve dışına bakar, içi ile ilgili fikir yürütmeye çalışırım. Sanıyorum ki çoğumuz için de bu durum böyledir. Daha önce farklı markalardan edinmiş olduğumuz deneyimler farklılık gösterebilir tabii ki.

Zihindeki imgenin ruhunu insanlara ulaştırma durumu aslında biraz önem kazanıyor burada. Siz marka olarak üretmiş olduğunuz ürüne çok güveniyor, amannn adamlar bir alsın da zaten ne kadar iyi olduğumuzu görecekler düşüncesiyle pazarlamayı göz ardı edecek olduğunuzda ne yazık ki yanlış senaryo üzerinden gidecek ve uzun soluklu bir tüketici kitlesi elde edemeyeceksiniz.

2 farklı markanın ürününü düşünelim, birisi özensiz, kalitesiz görünümde ambalajı olan ve üzerinde ürün hakkında kısa ama açıklayıcı bilgi alamadığımız bir yapıda; ancak içindeki ürünün kaliteli ve özenle yapılmış olduğunu düşünelim, diğer markanın ürününü de tam tersi olduğunu. Eğer çok da bir tecrübemiz yoksa elimiz ve beynimiz bizi, yüksek ihtimalle ambalajına kandığımız ve içinin bizim ihtiyaçlarımızı ya da isteklerimizi üst seviyede karşılamayacak olan ürünü seçmeye yönlendirecektir. O nedenledir ki, gerek pazarlama faaliyetlerinin gerekse fiziksel özelliklerinin içsel özellikler ile tutarlı olan ürün tüketiciyi uzun vadeli bir mutluluğa götürebilir.

Karakterin fiziksel hatlarını belirledikten sonra oyunculuk için önemli olan noktalardan bir diğeri ise  ölçülülük ve kontrol.

Az önce bahsetmiş olduğum içinde bulunulacak olan karakterin fiziksel hatlarını belirledikten sonra, konuşurken fiziksel görüntüsünü tamamlayan tonlama, duraklama ve vurgulama evresinden sonra gelen ölçülülük ve kontrol aşamasına göz atalım.

Bir dizi izlediğinizi düşünün sinirli bir karakterin repliğini bir çırpıda duraksamadan söyleyip tonlamasını dalga geçer gibi yaptığında oyunda bir tutarsızlık olduğu hissiyatı bizlere geçmektedir.

Markaların, vaad ettikleri şeyleri gerçekten karşılıyor olduğuna bizi inandırmaları için yapmış oldukları pazarlama faaliyetlerinde doğru oyunculuğun bu adımını bizler de yaşamaktayız.

Örneğin, yeni çıkan bir x ürünü için yapılan bir tanıtım düşünelim, anlatmış olduğumuz ilk karakterin (burada ürünümüzün) fiziksel hatları güzelce belirlenmiş ve karakter (ürün) ona göre giydirilmiş, şimdi vaad ettiği şeyi doğru ve anlaşılır bir şekilde bizlere anlatması gerekiyor.

Gerek reklam filmleri gerekse yapılan diğer tanıtımlarda tıpkı yeni açılan,

“Adana Lokantası”

“Öz Adana Lokantası”

“En Hakiki Adana Lokantası”

“Hakikinin de Hakikisi Adana Lokantası – 1860’dan beri”

abartısından arındırılmış, inandırıcılığını yitirmemiş ve bizleri çeken bir tanıtım, tüketiciyi ürün ya da hizmeti tercih etmek için bir adım daha yaklaştıracaktır.

Tabi ki hem oyunculuk hem de pazarlamayı buluşturan bu maddeler, bu kadar üstü kapalı anlatımla sınırlı kalmayacak olup, derin bir inceleme sonrası daha da detaylandırılabilir.


Hazal Berit

1991 yılında Ankara’da doğdu. Evrensel Kolej’de seçtiği Yabancı Dil Bölümü’nden sonra 2009 yılında Hacettepe Üniversitesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne başladı. Lisans eğitimi süresince ilgisinin ve hedefinin pazarlama alanında olduğunu fark etmesiyle 2014 yılında mezun olur olmaz Hacettepe Üniversitesi MBA Programı’na başladı ve 2016 Haziran’da Sürdürülebilir Kalkınma konulu projesini sunarak mezun oldu. 2016 Haziran ayında 25 yıllık Ankara macerasına nokta koyarak İstanbul’a taşındı ve özel bir bankada Bireysel Satış ve Pazarlama Departmanı’nda Kanal Yönetimi Birimi’nde Uzman olarak çalışmaya başladı.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Oyunculuk ve Pazarlama Aynı Sahnede

log in

reset password

Back to
log in
x
Bizi beğendiniz mi ?Her gün muhteşem yazıları okumak için beğenin.