Kişisel Gelişim ve Çokomel


Google’da “kişisel gelişim nedir?” diye aratınca karşıma bu çıktı; “Kişinin kendini tanıması, hangi alanlarda ne durumda bulunduğunu belirlemesi ve eksik olduğunu düşündüğü alanlarda kendini geliştirmeye karar vermesi kişisel gelişim sürecinin başladığı andır.”

Google’a “kişisel gelişim” yazıp aradım çünkü o sırada Çokomel yiyordum. Daha Çokomel’i bakkaldan alırken bunların başıma geleceği belliydi ama parasını ödemiş bulundum artık. O yüzden artık çok geç. Yazacağım bunları.

Kişisel gelişimden yukarıda yazdığı anlamıyla bahseden de neredeyse yok gibi. Sevgilisi çok trip atan da “kişisel gelişimini tamamlayamamış” diyor mesela, iş arkadaşından hoşlanmayan da diyor, Facebook paylaşımına kötü yorum yapan için de diyor bazıları. İki gün evde oturup TV’de gündüz kuşağını izleyen herkes kişisel gelişim uzmanı olabiliyor zaten.

Ben kişisel gelişimin veya bir insanın kişiselini ne kadar geliştirdiğinin çok da ölçümlenebilir olduğundan emin değilim. Hani varsa bunun bir ölçü birimi gösterin, ikna olursam yazıyı da silerim, canınız sağ olsun. Bir insanın ne kadar gelişmiş olduğunu anlayabileceğimiz bazı kriterler vardır elbet. Belki bu tamamen göreceli bir durumdur. Kimine göre gelişmiş olan kimine göre henüz bir primat kadar gelişmiştir. Bilmiyorum. Bilmediğim şeyler de genelde canımı sıktığı için bu paragrafı bitiriyorum.

Ben, yaptığım iş ve eskiden beri takıldığım çevreler itibariyle genel olarak entelektüel seviyesi yüksek insanlarla muhatap oluyorum. Eskiden böyle değildi mesela. Birkaç yıldır ite kopuğa resmen hasret kaldım. 1,5 – 2 yıl kadar  Dolapdere’de oturdum, orası bu açıdan baya iyiydi mesela. Olumlu anlamda bütün varoş ihtiyacımı karşılıyordu.

Çocukluktan beri bir şekilde çalışıyor olmam ve eskiden çalıştığım birkaç iş dolayısıyla Türkiye’nin neredeyse tamamını gezmek zorunda kalmamın bir getirisi olarak çok farklı tiplerde insan tanıma imkanım oldu. Bunun üzerine bir de 12 ay dağ başında askerlik eklenince, hayatımdaki insan çeşitliliği arşa çıktı. Ben askere giderken babam; “Oğlum senin çevren geniş, çok insan tanıdın biliyorum ama askerde göreceklerin dışarıdakilere hiç benzemez. Acayip modeller göreceksin, ona hazırlıklı ol gerisini takma.” demişti. Çünkü kendisinin de çevresi genişti, zeki de bir adamdır ve ikisi rütbeli olmak üzere 4 askerin yapamadığı bir toplama işlemini yapabildiği için çok rahat bir askerlik geçirmiştir. Ve en acısı da haklıydı. Ama burada askerlik anıları anlatmayacağım o yüzden bu paragrafı da bitiriyorum.

İşte dediğim gibi memleketin dört bir yanından inanılmaz insan manzaralarına şahit olmuş, varoşluğun, kırsallığın dibini de görmüş, smokinini çekip aylık geliri 50.000$ olan birtakım abi ve ablalarla da aynı masada tesadüf etmiş biri olarak şahsi gözlemim şu ki; Bizim memleketin kendini geliştirmiş insanlarının çoğu tam olarak Çokomel gibi. Evet hepsi Çokomel’e benziyor. Yanlış olmasın ben Çokomel severim ama ne zaman Çokomel yesem kafamdan bunlar geçiyor, kendimi durduramıyorum.

Bir kere Çokomel’in baya cancanlı bir ambalajı vardır. Parıl parıldır böyle. 3 kuruş paraya aldığın Çokomel’e öyle cikcikli bir ambalaj yapmışlar ki, çocukken çok az paraya çok düşeş bir mal almış gibi iştahla yersin sırf bu yüzden. Ambalajı çıkarıp attın diyelim hadi. Konuyla hiç alakası yok ama o Çokomel ambalajını atmadan önce bozuk parayla veya tırnaklarının ucuyla tamamen düzleştirmeye çalışmak da ayrı bir zevktir bunu da not olarak ekleyeyim. Evet neyse ambalajı bir kenara attın. Karşında çırılçıplak duruyor bizim Çokomel. Tabanı hafif serttir Çokomel’in. Ayakları yere sağlam basar gibi bir imajı vardır, devrilmez, düşmez. Bir şekilde ayakta durur yani. İsmin Çokomel olmasına rağmen böyle kararlı bir şekilde ayakta durabilmek baya takdire şayan değil mi? Bence öyle, haksızlık etmeyelim.

Ambalajından sıyrılmış, önünde dimdik duran Çokomel’e parmağınızla dokunmayı denediniz mi? Evet, şu an evinde Çokomel olanlar bunu denesin diyeceğim ama böyle interaktif bir ortamda değiliz o yüzden yapıp yapmamanız çok önemli değil. Önemli olan Çokomel’in dışı. Çokomel’e dokunduğunda eline bir sertlik gelir. Şiddetli dokunmayacaksın ama. Hafifçe elini üzerinde gezdireceksin ve o sert tabakayı hissedeceksin. Ayakları yere sağlam basan, belli bir ağırlığı olan ve dışarıdan bakınca sert bir kabuğu olduğunu bizlere hissettiren Çokomel’den başkası olabilir mi?

Çokomel’e daha fazla işkence etmeden ivedilikle bir ısırık alır mısınız? Ya da almayın. Sadece şunu gözünüzün önüne getirin. Çokomel’i ısırdığınızda veya ellerinizle ortadan ikiye ayırdığınızda içinden ne çıkıyor?

Yumuşak, ılık, ne menem olduğunu hiçbirimizin bilmediği saçma sapan bir şey değil mi? Çok yumuşak, çok savunmasız, çiğnemek için neredeyse enerji bile harcamaya gerek kalmıyor. Pamuk şeker gibi eriyor belki ağzınızın içerisinde ve yok oluyor. İçinde bir şey var gibi aslında yok gibi de değil mi? Eğer yukarıda söylediğim gibi Çokomel’i açtığınızda paketini hemen atmayıp onunla biraz oynasaydınız, en azından bütün zamanınız boşa gitmemiş olurdu. Bari birazcık keyif alırdınız Çokomel’i tanımaktan.

Ya şimdi lütfen bana söyleyin. Ayakları yere sağlam basan, belli bir ağırlığı olan ve dışarıdan bakınca sert bir kabuğu olduğunu bizlere hissettiren ama tek ısırıkta kabuğu kırılıp içindeki bütün o yumuşaklığı, bütün o çaresizliği, bütün o yokluğu, hiçliği ortaya dökülen Çokomel’den başkası olabilir mi?

İşte bu Çokomeller’le aynı ortamda çalıştığınızı düşünün.

Sektörde birlikte çalışmak zorunda kaldıklarımız. Patronlarımız, head’lerimiz, başkanlarımız ve hatta junior’larımız, belki stajyerlerimiz. Bunlardan herhangi biri Çokomel olabilir ve ışıl ışıl ambalajıyla gözleri kamaştırıyor olabilir.

Boş verin. Umursamayın. Size ne? Siz kendinizi geliştirin, çalışın, üretin. Ama sakın ürettiğinizi, çalıştığınızı sanmayın.

Çok mesai yapmak çok çalışmak değildir. Veya mail sayınız çok üretken olduğunuzu göstermez. Bunlar sadece illüzyondur. Gerçekten çalışıp, gerçekten ürettiğinizde birileri gelip size bunu söyler. Herhangi biri olabilir bu. Gerçekten herhangi biri olabilir ama ve siz onun “o kişi” olduğunu adınız gibi bilirsiniz o an.

İşte bu memleketin kendini eğitimli zanneden az gelişmiş Çokomel’lerine çok fazla kapılıp, hedeflerinizi onlar gibi olabilmek kadar sığ yerlerde tutmamak bana sorarsanız kişiselinizi geliştirmek için güzel bir başlangıç olabilir. Olmazsa da güzel bir abur cubur yemiş olursunuz. Yine de Çokomel güzel bir şey. Abur cubur olarak.

Teşekkürler.

Aykut Özdemir
1987 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluğundan itibaren kendi isteğiyle satış ve pazarlamaya yönelik işlerde çalıştı. (Limon sattı) 2005 yılında küçük çaplı web tasarımları ve sonrasında Google Adwords ile dijital dünyaya adım attı. Yıllar içerisinde birbiriyle alakasız birçok sektörde çalışırken bir yandan freelance olarak Google Adwords, Facebook, Twitter kampanyaları üzerine çalışmalar yaptı ve 2012 yılına kadar freelance olarak devam ettiği reklamcılık yolculuğuna 2012 yılından itibaren ajans çalışanı olarak devam etme kararı alıp Plasenta Conversation Agency bünyesinde ajans kariyerine başladı. Plasenta, Ogilvy, Blab gibi ajanslarda çalıştıktan sonra halihazırda Alafortanfoni bünyesinde Copywriter olarak kariyerine devam ediyor.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kişisel Gelişim ve Çokomel

log in

reset password

Back to
log in