Dijital’e Veda mı Ediyoruz?


Twitter’da izlediğim sosyal özentilik üzerine çekilmiş 3 dakikalık bir video sonrasında bu düşüncem daha da netleşti. Artık nefes alıp vermemiz dışında hemen hemen her şeyin elimizdeki minicik cihazlara bağlı olması ve deyim yerindeyse su içerken bile çok bir önem taşımasa da içtiğimiz suyun markasına kadar Instagram sizin, Facebook benim orada burada paylaşır olduk. “E peki bunun hepimiz farkındayız, sen ne anlatmaya çalışıyorsun bize?” diye soracak olursanız aslında hepimizin bildiği; ama görmek istemediği gerçekleri bir kere daha post dijital kavramının da hayatımızın merkezine yerleşiyor olmasıyla gözden geçirelim istedim.

Peki nedir bu “Post Dijital”?

Hepimizin kendimize göre belli sınırlarımızı kaldırdığımız tek yer belki de sosyal medya. “Aman o beni iyi görsün, aman güzelliğimi dünya duysun, zenginim param var burunlarına sokayım!” kafasıyla hayatımızın en cafcaflı hallerini ellerimiz hiç titremeden paylaşıp duruyoruz. Bunun farkında olan markalar da haliyle ya bloggerlar ile iletişim halinde ve bize bir şeyleri daha fazla tükettirme derdinde ya da tüm sizli bizli konuşmaları kaldırıp 2 arkadaşmışız havasıyla bize öneriler vermekte.

Şimdi, Dijital Age’de okuduğum post dijital tanımını üzerinde hiç değişiklik yapmadan bilmeyenlerin de anlaması adına sizlerle paylaşayım.

Post-dijital kısaca dijitalin insan hayatı ile iç içe geçtiği, artık “dijital” kelimesini yepyeni bir teknoloji ve ayrı bir şeymiş gibi tanımlamadığımız bir hayat anlamına geliyor.” Yani aslında büyük bir heyecanla babalarımızın koşup aldığı o antenli telefonlardan yola çıkan bir yolculukla başlayıp geldiğimiz son noktayı ve eskiden insanlar dijital kavramından bihaber nasıl yaşıyorlarmış sorusunu bize sordurtan bir kavram olarak önümüze geliyor.

Dijitale bağlılığımız bir yana, bununla bağlantılı olarak tüketici olarak günden güne evrilmeye başladığımız ve bizi korkutsa da akıma ayak uyduranlar olarak artık markaların bize iyi hizmet ya da ürün sunmalarını, acıktığımız zaman yemek yemenin nasıl hakkımız olduğunu düşünüyorsak aynı onun gibi hakkımız olduğuna inanıyoruz ve bunu gerçekleştirmeyen markaları acımasızca bırakıp gidiyoruz. Ki bu da bana göre “top tüketim toplululuğu” içinde bulunanlar olarak bir üst boyut olarak ilişkilerimize de yansımakta.

Duygusallığı ve özel yaşamımızı şimdilik bir kenara bırakarak konuya devam ediyorum 🙂

İşte bir üst paragrafta bahsetmiş olduğum bu işleyişin, aslında hepimiz için normalleşmiş olması post dijital olarak tanımladığımız çağın bir getirisi. Yani bir yerde tüketici ne istiyorsa o olacak da diyebileceğimiz bir dönemin içine yavaş yavaş adım attık.

Kavram olarak pek hoşlanmasam da nesnelerin interneti, endüstri 4.0. gibi kelimelerin hayatımızda yer etmesinden sonra bu da çok beklenmedik bir son değildi gibi ne dersiniz?

Tüketiciye bir şeyler denettirmenin, o ürünü/hizmeti satın aldığında başına neler geleceğini önceden bilecek olması ise bizler için güzel markalar için ise artık tüketici grubu olarak değerlendirdiği bizleri, birey olarak tanıyıp bilmeye iteceği için biraz karmaşık bir dönem getireceğe benziyor.

Konu ile ilgili okuduklarımdan yola çıkacak olursam, etrafımızın post dijital çağ ile tamamen kaplanması sonucunda tıpkı susadığımızda düşünmeden gidip su içmemiz gibi dijital dünya tamamıyla hayatımıza entegre edilmiş olacak ve fiziksel dünyamız ile iç içe yaşamaya başlayacak, yani biz artık dijitali içselleştirmiş ve gündelik yaşantımızdaki alışkanlıklarımız gibi benimsemiş olacağız.

Bir şeyin varlığını bilmediğimiz zaman yokluğunun bir eksik yaratmayacağı tanımından yola çıkacak olursak, post dijital ile bir süre sonra dijital hayat varlığıyla bir artı yaratmayacak fakat olmadığında hayatımızda eksiklik olarak görebileceğimiz bir kavram olarak da görünmekte.

Ne dersiniz, sizce bu dönüşüm dijital için bir son mu olacak yoksa tıpkı 2000’lere girerken “Jetgiller” gibi bir dünya hayal ettiğimiz her şeyin başlangıcı mı olacak?

Hazal Berit
1991 yılında Ankara'da doğdu. Evrensel Kolej'de seçtiği Yabancı Dil Bölümü'nden sonra 2009 yılında Hacettepe Üniversitesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne başladı. Lisans eğitimi süresince ilgisinin ve hedefinin pazarlama alanında olduğunu fark etmesiyle 2014 yılında mezun olur olmaz Hacettepe Üniversitesi MBA Programı'na başladı ve 2016 Haziran'da Sürdürülebilir Kalkınma konulu projesini sunarak mezun oldu. 2016 Haziran ayında 25 yıllık Ankara macerasına nokta koyarak İstanbul'a taşındı ve özel bir bankada Bireysel Satış ve Pazarlama Departmanı'nda Kanal Yönetimi Birimi'nde Uzman olarak çalışmaya başladı.

Yorumlar 1

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Bir Hazal Berit klasiği… Yine insanı arkadaşıyla sohbet edermiş gibi hissettiren içten bir yazı! Kalemine sağlık, devamının gelmesi dileklerimle… Dört gözle yeni yazıyı bekliyoruz! 🙂

Dijital’e Veda mı Ediyoruz?

log in

reset password

Back to
log in