Bindik Bir Alamete


 

Bindik bir alamete, gedeyoz kıyamete…

Türkiye`de Pazarlama veya Pazarlamacı dendiğinde, genel itibarile sokaktaki halkın pek de olumlu bir yaklaşım sergilemediğini görmekteyiz. Post modern dünyanın, modern binalarında Pazarlamacı diye tabir edilen, satış yapan bireylerin girişi yasaklanma boyutuna kadar varmıştır. Bu meslek erbaplarının aslında yaptıkları en basit haliyle ilkel pazarlamadır ve günümüzde satış faaliyetlerinden başka bir şey değil. Bugün Rusya`da İgor Mann var, Amerika`da ise Philip Kotler. Almanları da zaten hepiniz biliyorsunuz,onlar isimle değil sistemleriyle ön plana çıkmayı severler.Türkiye’ye baktığımızda ise “to be or not to be ” . Pazarlamayı bu kadar içselleştirmiş ve seven bir toplum olarak, Türkiye`de henüz ilkel versiyon olan Satış Yaklaşımından Modern Pazarlamaya geçişin sağlanamamış olması, bir nevi Türkiye`de bu alanda dünyaya duyurabileceğimiz bir sistemin ya da bireyin olmaması oldukça manidardır. Oysa bizim insanımız Pazarlamanın alasını biliyor, yapıyor. Bu iş bizim insanımızda o kadar rutin ve sıradan bir haldedir ki, üzerinde durulacak, dikkat edilecek boyutta bile değildir. O zaman insan düşünüyor: Bizim neden uluslararası bir markamız yok? Değerli hocamın, kulağımıza küpe olan bir sözü çınlıyor kulaklarımda:

Bu günkü dünyada herşeyi kitabına göre yapıp da, başarısız olma gibi bir şansınız yok. Günümüzde başarısız olmak için gayret sarfetmek gerekir.


Yol dediğin yol gibi,ulaşmalı bir yere…

Belirsizlikler içerisinde sadece günü kurtarmak amacıyla kısa vadeli çözümler üreterek, işleri geçiştirmeye çalışıyoruz. “Sorumluluk” diye bir kelime var, bir çoğumuz sözlükten çıkarmışız. Hedefsiz, amaçsız bir şekilde, sadece elimizdekiyle yetinme gayretleri bizi geriye atmaktadır. Çünkü bir yerde, durgunluk var ise bu aynı zamanda gelişmenin olmadığının da bir göstergesidir. İnsanın, sistemin ve düzenin en büyük rakibi yine kendisi olmalıdır. Bir hedef olmalı ve bu hedef uğrunda, ortak bir şekilde yardımlaşarak çalışılmalıdır. İşletmeciliğin en önemli amacı sürdürülebilirliktir. Siz en iyi ürünü sunabilir, en önde olabilir, en çok Pazar payına da sahip olabilirsiniz. Fakat, bu “en”leri ne kadar sürdürdüğünüz de önemlidir…

Unutmayalım ki, Hedefi olmayan gemiye, hiçbir rüzgar yardım edemez…

Biz dön baba, dönelim geliyoz aynı yere…

Bir kahvehaneye girdiğimiz zaman, çoğu kişiyi astığım astık kestiğim kestik modunda, herkes her şeyin en alasını biliyor, ve kendince doğru olanı öneriyor. Gel gelelim, bu insanların hayatlarına baktığımız zaman, önerileriyle yaptıkları arasında büyük tezatlıklar bulunmaktadır: yorumda bulundukları eşdeğer bir olay karşısında tutundukları dal, sergiledikleri tavır ve gösterdikleri davranış pek uyum teşkil etmiyor. Böylece, nereye dönersek dönelim, inanıp, güvenip, bir makam teslim ettiğimiz insanların da bizden biri olması hasebiyle, hayal kırıklıkları yaşamamız elzemdir… Gidiyoruz, geliyoruz, aynı yere dönüyorz…

Bu döngü kısır döngü, başı var da sonu yok…

Kimdir günahkar?  Bireyler mi? Üzerine düşen vazifeyi, bireyler, en iyi şekilde yapmamaya özen gösterdikleri için, işini iyi yapanlar da kurunun oduna yaşın yanması misali arada kaynayıp gidiyorlar.  Önyargılar mı? Önyargılar ve temel tutumlar, en temel düşmanlar olabilir.  Tüketiciler mi? Dinleyiciler mi? Elbette, zaman içerisinde, sürünün içinde bir iki tane “uyanık” çıkıp düzeni değiştirmeye çalışabiliyor. Ancak onların yaptığı farklılaşmaların da  ne dinleyiciler, ne tüketiciler tarafından anlaşılmadığı için, sonunda onlar da “nabza göre şerbet” metodolojisine uyum sağlamaya başlıyorlar. Buradaki kısır döngü de bu şekilde, kimin daha çok sorumlu olduğunu belirleyemeden devam etmektedir. Kimdir günahkar?

Dönüyom dönemiyom, sonunda bir cıkış yok…

Sonunda bir çıkış bulamadan geldik gene en başa… Sistemi değiştiremiyoruz. İnsanlar kurtarılamıyor. Cehalet diye bir düşman var önümüzde, güç, para ve süs en büyük silahlarıdır. Sistem aptallaştırmaya götürüyor insanları ve insanlar buna çanak tutuyorlar. Tercihler, tercihlere saygı duymalıyız. Sizce duymalı mıyız? Duymazsak, bizi de götürürler kesin. Onları yenemiyorsak, onlardan olmalı mıyız? Onlardan olmak… Onlara karşı gelmek  daha zor olsa gerek. Bitiş nerde? Çıkış nerede?…

.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bindik Bir Alamete

log in

reset password

Back to
log in
x
Bizi beğendiniz mi ?Her gün muhteşem yazıları okumak için beğenin.