COVID-19 ile Kafamıza Dank Edenler

Covid-19 salgını günleri… İnsan ömrünü ve sınırlarını düşündüğümüzde; belkide hayatımızda  görüp görebileceğimiz en olağan dışı günleri yaşıyoruz. Dar alana sıkışmış, belirsizlik, kaygı hisleriyle birlikte bir yanda devam eden umut hali… Her an sosyal medyadan olanı biteni takipte kalıyor, akşamları da Sağlık Bakanı’nın yaptığı konuşmayı kaçırmadan soluksuz izliyoruz. Rakamlar akıyor gözümüzün önünden ve aslında biliyoruz ki her rakamda ne hayatlar var. Evde kalmaya koşullanıyoruz ve eminiz ki bugünleri de aşacağız.

 

Bugünlerde Neler Yapıyoruz?

Böyle zamanlarda biz iletişimcilere de görevler düşüyor. Kimi zaman çalıştığımız kurumlarda her şeye en hızlı adapte olan grup olarak bilgi akışını düzenliyor, sürekli iletişim sağlıyor, bilgilendirme görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye gayret ediyoruz. Kimi zaman iç iletişimi sağlıyor, bir haberciysek olanı biteni en iyi şekilde yansıtmaya çalışıyor, kimi zaman da çatısı altında olduğumuz markanın imajına, satışına, pazarlamasına yönelik adımları kurguluyoruz. Sosyal medya, web ve türlü mecralarda artı değer yaratmaya çalışıyoruz.

 

Covid-19 Öncesi ve Sonrası

Son zamanlarda herkesin dillendirdiği hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, yeni dünya düzeni Covid-19 salgını sonrasında kurulacak gibi söylemlere mesafeliyim, zira düzen aslında zaten değişmişti, sadece bu salgın gerçeklerle daha kalabalık insan topluluklarını yüzleştirdi. Bir çok yeni sektör ortaya çıkmıştı, tüketici davranışları değişmişti, satın-alma kararlarımız bile google yorumlarına, ya da takip ettiğimiz online ticaret platformlarındaki müşteri deneyimlerine göre şekillenir olmuştu.

Getir dediğimizde kapıya gelen dondurmadan, bir damacana suya, öğle saatlerinde beğendiğimiz kombinleri sipariş verip ertesi gün üzerimizde denemeye kadar hayatımızı değiştirmiştik. Biz sahiplenme güdüsüyle büyütülen bir kuşaktık. İyi bir işin olsun, doktor ol, mühendis ol, ev al, yazlık al, sıfır araban olsun, taksitle de olsa son model telefon al gibi gibi statü listemiz epey kabarıktı. Fakat kuşaklar değişti ve biz belkide böyle bir salgınla gerçekleri idrak edebildik. Anladık ki yeni kuşak sahiplenme kafasında değil. Olay yavaş yavaş abone olmaya kaymış bile…

Netflix üzerinden günde bilmem kaç sezon diziyi hızlıca tüketen hiç de azımsanmayacak genç bir kitle var. Kendimden örnek vermem gerekirse; Y kuşağı hatta Z kuşağı bir ekip yönetiyorum ve iş hayatında aslında bunun emarelerini yakından gördüm diyebilirim. Nispeten daha sabırsız, gayet akılcı, hedefini koyan ama sabır noktasında zayıf, beklentisi yüksek, hırslı,  fikirleri ile takdir bekleyen bambaşka bir kuşak… Hatta öyle ki onları yönetmek ayrı bir maharet diyebilirim çünkü ikna edilmeleri zor. Daha güçlü argümanlarla, daha kapsayıcı, hükmeden değil, paralel boyutta yapacağınız fikir alış verişi ile yönetebildiğiniz bir kitleden bahsediyorum.

COVID-19 ile Kafamıza Dank Edenler

COVID-19 ile Kafamıza Dank Edenler

Yeni Dünya Düzeninde Bugünden Yerini Almak

Dünya düzeni nesnelerin interneti, big data, değişim ekonomisi, endüstri 5.0 gibi dijital ve sosyal dönüşümlerle zaten değişmişti belirttiğim gibi… Sadece bu değişimin kabul görmesi ya da ivme kazanması için iş ve sosyal hayatımızın tepe taklak olması gerekiyormuş. Artık hiç birimiz aynı değiliz. Olaylara bakış açımız online bir toplantıda yaptığımız gerçekçi yorumlar kadar değişti. Koskoca şirketler sözleşmelerin mail ortamında onaylı halini isterken, departmanlar evde çalışıp online meeting ve whatsapp grupları üzerinden yol alırken, tanıtım kampanyaları dijitale taşınırken, Hatta yaşını başını almış, mahallede gün yapan annelerimiz, teyzelerimiz bile online altın günü yapmaya başlamışken, olan bitene kayıtsız kalamazdık.

Değişim yeni kuşaktan daha ileri kuşaklara taşındığında en önemli evresi tamamlanmış olacak. Şu an için buna şahit olduğumuz, gözümüzün önünden olayların aktığı günleri yaşıyoruz. Yeni dünya düzeni dediğimiz dijital teknoloji yatırımları üzerine inşa edilmiş gibi duruyor. Akıllının akıllısı, dijitalin de daha dijitali derken şirketler için iş yapış şekilleri, devlet yönetim sistemleri hatta duygusal ilişkiler dahi yeniden tanımlanacak gibi duruyor. Eskinin fütürist yaklaşımları bugünün belkide trendleri olarak karşımıza çıkabilir.

Yaşadığımız salgın gibi afetler, savaşlar ve yaşanan iyi kötü tüm olayların dijital karşılığı olacak ve milyonlarca dünya vatandaşını ilgilendirecek. Tıpkı bu salgında sözü edildiği gibi “Sorun Küresel, Mücadele Ulusal”. Eğitimiyle, medeniyetiyle, teknolojisiyle, bilimadamlarıyla, vizyonuyla ve sosyal politikalarıyla yeni dünya düzenine yönelik adımlar atan toplumlar gelecek kurgusunda yerini  en iyi şekilde alacak. Zira dünyada bir olayın kendi coğrafyasına hapsolması mümkün olamayacağı gibi, her medeniyetin olan bitene aynı yakalanması mümkün olabilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir