Avea Bunu Hep Yapıyor

6502 sayılı Tüketici Korunması Hakkındaki Kanun, Abdullah Gül’ün onayıyla Resmi Gazete’nin 28 Kasım 2013 tarihli sayısında yayınlanarak onaya girdi.

6502 sayılı kanunun 61. maddesinin 5. fıkrasında aşağıdaki madde ile karşılaştırmalı reklamın önü açıldı.

(5) Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir.

Bu karardan sonra ülkemizde geçen 15 ayı incelediğimizde iki üç firma dışında ‘karşılaştırmalı reklam’ kampanyasına rastlamadım. Avea bu kanun öncesinde de Turkcell’e üzeri kapalı olarak karşılaştırmalı reklam yapıyordu. Şimdi sırayla o reklamları inceleyelim.

 

İlk olarak 17 Haziran 2011 tarihinde Ata Demirer’in teknik direktör olarak oynadığı reklam filmi karşımıza çıktı. 00:35 de geçen ‘ Zaten dünya futbolunda 3-5-2’ye yer yok diyerek Turkcell’e gönderme yapıyor. Malumunuz Turkcell hep tarifeleri pahalı olan bir operatör olarak biliniyor.

 

İkinci reklamımızda ise Turkcell Sertap Erener ile 4 çeker bir jeep ile Turkcell’in her yerde çektiğini anlatan bir film yayınladılar. Aradan çok geçmeden Avea’dan cevap geldi. Fasülye ‘sarı jeep’ ile dağda bayırda dolanırken Optik ‘Çok yakar abi bu’ diyerek Turkcell’in pahalılığını üstü kapalı dile getiriyordu. Turkcell bu reklam filmi üzerine şikayette bulunup reklamı yayından kaldırıyordu. Bu olay üzerine Avea’dan çok ince bir cevap geliyordu :) Necefli Maşrapa ile tekrardan Turkcell’e göndermesini yapıyordu.

 

 

Bu reklamlar ‘karşılaştırmalı reklamlar’ serbest olmadan önce çekilen reklam filmleriydi. Şimdi sıra serbestlikten sonra çekilen reklam filmlerinde. Akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte en büyük problemimiz şarj olmuştu. Vodafone ve Turkcell bu sorunu biraz da olsa çözdüklerini belirten reklam filmleri çektiler. Aradan çok gecikmeden Avea’dan çok zekice bir film geldi. İzleyelim efendim :)

 


Avea bunu hep yapıyor dedim. Evet ülkemizde yasak olduğu dönemlerde bile bunu yapıyordu, şimdi de boş durmuyor. Bundan bir ay kadar önce Turkcell yurt dışındaki ülkelere göre çekim gücünün internet hızının daha yüksek olduğunu anlatan reklam filmleri yayınlamıştı. -Elma ile armutu kıyaslayarak yapılan ve duygu sömürüsü olan bi filmleri hiç sevmemiş ve samimi bulmamıştım- Bu durumu fırsata çevirmeyi en iyi yine ‘Avea’ bildi :) şimdi o reklamları izleyelim.

 

Yukarıdaki 4 örnekte de görüldüğü gibi Avea bunu hep yapmış, hep yapıyor, hep yapacak :)

 

 

E-Bültenimize abone olun:[wysija_form id=”1″]

Yarım Haber Arası Reklam Dönemi

Bu ülkenin hızlı yemek kültürünün değişmez öğesi, yarım ekmektir. Yarım ekmek arasına sığdırabildiğimiz, neredeyse her şeyi afiyetle yeriz. İletişimin hızlandığı günümüzde, reklamlar da pek çok şeyin arasına koyulup servis ediliyor. Haberler de yarım ekmek yerine geçenlerden biri. Şimdilerde, kilo yaptığı için ekmeği hayatımızdan çıkarma telaşındayız. Peki, haberciler reklamcılara dönüşüp, haberler de ekmek ile aynı kaderi mi paylaşacak?

dha

Bak Mirgün Cabas Gidiyor Gözlük Alıyor

Televizyon programlarının arasına serpiştirilmiş reklamlara alıştık. Kimi reklamcılar, açık açık ürünün logosunu ekrana yerleştiriyor; kimileri de subliminal yöntemleri kullanarak, bilinçaltımıza çalışıyor. RTÜK’ün bu alanla ilgili bazı düzenlemeleri bulunuyor. Yazılı basında ise durum biraz daha farklı. Dergi ve gazetelerde ürünün ilanı açık açık yayınlanmıyorsa, “advertorial haber” olarak karşımıza çıkıyor. Bu yöntemin tercih edilmesinin sebepleri, muhtemel ayrı bir yazımızın konusu…

Logolarla kaplı ekranlara ve sayfalara çok uzak değiliz artık. Pazarlama çalışmaları, hayatımızda kapladıkları alanı sürekli artırıyor. Klasik reklam alanlarının yanına, alternatif alanlar yerleşiyor. Ancak bu hacim artışının, ülkemizde sağlıklı bir gelişim gösterdiğini söyleyebilmemiz oldukça güç; hele ki Mirgün Cabas deneyimi gözlerimizin önündeyken.

Türkiye’nin en büyük haber ajanslarından biri, kendi internet sitesinde bir haber (!) yayınlıyor. Haberin başlığı; “Mirgün Cabas ve Kızı Gözlük Alışverişi Yaptı”. Sayfanın herhangi bir yerinde bunun bir “advertorial haber” olduğu ya da reklam amacı ile yapıldığına ilişkin bir belirteç bulunmuyor.  Gazeteci ve sunucu kimliği ile tanıdığımız Mirgün Cabas’ın, kızı ile birlikte gözlük alışverişine çıkmış olması da klasik habercilik mantığı ile uyuşmuyor.

56070_3240_24022015100013_0

Haber Merkezimizin Hazırladığı Reklamları Sunuyoruz 

Buradaki temel sorun; klasik haberciliğin para etmemesi gibi görünüyor. Habercilik mesleğini sürdürmek isteyen yapılar da gelir getirici yeni alanlara yöneliyor. Reklam ve pazarlama, ulaşılma imkânı olan geniş kitleleri paraya çevirebilmenin en pratik yolu. Haber sitelerinin de hem internette hem de sosyal medyada ciddi sayıda takipçisi bulunuyor.

Haberin içeriğine baktığınızda, alışveriş için tercih edilen AVM’nin ismini açıkça görüyorsunuz. Gözlük satın almak için gidilen firmanın adı ve uyguladığı kampanyanın detayları da haberin fotoğraflarında. Mirgün Cabas ve şirin kızını da bir reklam kampanyasının tanınmış yüzü olarak görmek mümkün ama daha iyiler; çünkü onlar gerçek!

Sistemde şu an için yaşanan en büyük problem; gazetecilerin henüz reklamcılığa uyum sağlayamamış olması ve kamuoyunun yaşadığı şaşkınlık hâli. Haberi kaleme alan muhabir, reklam metni yazdığının farkında olduğu için isteksizliğini metinlere yansıtmış. Spotta kelime unutulmuş, hikâye tıkanmış… Haberin paylaşılmasının ardından gelen okuyucu yorumları da olumsuz, kendilerine sunulanın nasıl bir habercilik anlayışı olduğu sorgulanıyor.

Mirgün Cabas, kızıyla birlikte keyifli bir gün geçirdi, belki biraz da alışveriş yaptı. Peki, reklam hedefine ulaştı mı? İnsanlar gördüğüne ve üzerine konuştuğumuza göre…

Nil Karaibrahimgil’siz Reklam Olur mu ?

Reklam müziği’nin (şimdi cingıl diyorlar) satın almada ve hatırlanmada etkisi artık yadsınamaz bir gerçek. Bazen markayı değil, melodisini hatırlıyoruz hatta. Gün içerisinde kendimizi nakaratı söylerken buluyoruz çoğu zaman. Tabii bu melodi, markayı hatırlatıyorsa ne ala.. Reklamcılar olarak “tamam” diyoruz. “Zor olan kısmı geçtik.” Çünkü satın almaya giden yolda yap bozun parçalarından biridir müzik. Alışveriş merkezlerini düşünün. Orada çalınan hareketli müzikler sizce tesadüf mü? Çalışanların müzik keyfine göre mi çalınıyor sizce? (ne varsa Carrefoursa demiyorum hiç)

Ülkemizde de Nil Karaibrahimgil’siz bir reklam düşünemez olduk. Neredeyse her iki reklamdan birinde ya kendisi oynuyor ya da seslendiriyor. Öyle ki; artık kendisi albüm çıkarmayı da düşünmüyor artık. Pazarı ele geçirmiş gibi görünüyor. Peki bu tüketici tarafında nasıl bir izlenim bırakıyor? Bazı kişiler, Nil Karaibrahimgil’in reklamın müziğini seslendirdiğinin farkında bile olmuyor. Bazıları ise, farkında olup diğer reklamları arasında karşılaştırma bile yapıyor.

Sormamız gereken soru da burada başlıyor. Birbirinden farklı reklamlarda oynayan ve markaları temsil eden Nil Karaibrahimgil ne kadar inandırıcı olabiliyor? Kimi zaman aynı sektördeki markaların bile reklamında bulunan Nil Karaibrahimgil’i seçen firma yöneticileri ne düşünüyor? Ünlü kullanımı reklamda kullanılan yöntemlerden bir tanesi. Ama sırf ünlü diye birini reklamda oynatmak ne kadar doğru? Hedef kitleniz bu ünlüyle ne kadar uyuşuyor? Çok enerjiğim çok, cildi güzel çok. Sağlıklıyım çok. Neşeliyim çok gibi “nadide” sözlere sahip bir maden suyu reklamının sözlerini yazan Nil Karaibrahimgil, tüketici gözünde nasıl bir etki yaratıyor?

Reklamın amaçlarından biri, marka bilinirliğini sağlayarak satın almaya yöneltmektir. Bunu yaparken de doğru bir iletişim stratejisi izlemeniz gerekir. Reklam verenler yönünden bakacak olursak, “herkes bu kişiyle bu işin içine bu  giriyor, biz de girelim” anlayışı ne kadar doğrudur? diye sormalıyız. Tüketici tarafından bakacak olursak, bu kişiye ne kadar güvenebilirim? bakışıyla bakmalıyız. Bir de Nil Karaibrahimgil tarafından bakarsak ( o kadar kendisi hakkında yazdık) bu kadar göz önünde olması kariyeri açısından doğru mudur? diye düşünmeliyiz.

[message_box title=”E-Bültenimize abone olun:” color=”red”][wysija_form id=”1″][/message_box]