Konuk Yazar Selen Kartal’dan Yazı Dizisi ”Kurumsal Yoldan Çıkanlar”

 

 

Selen Kartal_Original_80243

1988 Balıkesir doğumlu Selen Kartal, Boğaziçi Üniversitesi ekonomi bölümünden mezun olduktan sonra Coca- Cola Company ile pazarlama dünyasına adım atmıştır. Coca- Cola Company,  Netmarble Turkey’de pazarlama bölümlerinde yöneticilik görevlerinde yer aldıktan sonra global bir spor pazarlaması ajansı olan Infront Sports & Media AG’nin Türkiye Pazarlama Müdürü olarak profesyonel kariyerine devam etmektedir.

Bizler de kendisinin yeni başladığı yazı dizisini Pazarlama Türkiye’ye konuk ederek ele aldığı girişimcilik sektörü hakkında yaklaşımını sizlere aktarmak istedik. Keyifli okumalar.

Kurumsal Yoldan Çıkanlar – Bölüm 1 – Bumerangla

 

1-zyLl7d4TCR8Hb_baOcjeHQ

Taze girişimcilerle mini röportaj serisi , “ start-up” dünyasına açılan minik bir pencere…

Girişimcilik…

Son dönemde birçok yeni mezunun kalbinde küt küt atan, hayallerini süsleyen ve günden güne büyüyen bir ekosistem, kendi işinin patronu olma sevdası…Ama bir yandan da hala birçok kişinin sapmaya korktuğu bir yol, sapmadan önünü göremediğin bir rota…

Ön görmesi zor, yaşadıkça keşfedilebilen ama gitmesi de bir o kadar keyifli…

Kurumsal yoldan çıkanlar içerik serisi”, üniversite yılları boyunca çalışıp didinip, staj üstüne staj biriktiren ve o gökyüzüne uzanan plazalarda büyük hayalleri olan beyaz yakalı kahramanlarımızın yeni rotalar oluşturma hikayesidir.

1-pBVHqe9H2Jf8_AXrqja5Aw

İşte Anlam Arayışı

Kariyerine uluslararası kurumsal firmalarda başlayan; bir süre sonra, kafasını bolca meşgul eden işte anlam arayışı sorularına kulak veren (sonuçta günlük vaktimizin minimum 3 te 1 ini işimize harcıyoruz değil mi?), en sonunda da anlamı girişimcilikte bulan (başka bir hayat mümkün!) “taze girişimciler”le bir röportaj serisidir. Belki de hepimizin zaman zaman hayalini kurduğu ama bir türlü o ilk adımı atamadığı girişimcilik dünyasını; kurumsal yoldan çıkan ve start-up dünyasına adım atanlara sordum. Start-up dünyasına minik bir pencere açmak ve girişimcilerin serüvenlerini merak edenlerle paylaşmak belki biraz cesaret verir dedim.

Serinin ilk bölümüne ise, girişimcilik sürecine “yakınen” tanık olduğum sevgili arkadaşım Gizem Sercan Ünsal’a sorularımı yönelterek başladım. Meğer “yakınen” tanık oldum sanarken, bilemediğim göremediğim ne çok şey varmış!

Keyifli okumalar!

1.Bölüm // Gizem Sercan Ünsal ve Bumerangla

1-jEW27gLHLzt3ie1etJ-x6Q
Bumerangla.com — Kirala deneyimi yaşa!

İTÜ Çekirdek bünyesinde yer alan 2016 Bigbang finalistlerinden “deneyimi kiralama” platformu Bumerangla’yı ve hayata geçiş hikayesini, kurucusu Gizem Sercan Ünsal’la konuştuk.

1-gKnyO_iHPY4zgfo8gMLqwQ

Bumerangla kurucusu Gizem Sercan Ünsal

Paylaşım ekonomisi nedir, ne değildir diye merak edenlere özel ilk bölümün hikayesi; Bumerangla:

KYÇ: Bir otobüs yolculuğundasın ve yanına oturan hafif yaşlıca teyzeyle tatlı bir sohbete başladınız. “Ne iş yapıyorsun kızım, çalışıyor musun?” dedi. Cevabın ne olurdu?

G.Ü: Bir internet platformum var teyzecim, orada fotoğraf makinesi, bisiklet, ses sistemi gibi ürünleri kişiler birbiriyle paylaşıyorlar, ben de onlara bu servisi sağlayarak paylaşımlarına aracı oluyorum.

KYÇ: Kurumsal yoldan çıkmaya karar verdiğin anı hatırlıyor musun?

G.Ü: Öncelikle bunu bir yoldan çıkma olarak da değil de yolu zenginleştirme olarak görüyorum. Geçişken bir yapıdayız artık, startup kültürünün inovasyon temelinde bazı kurumsalların içine girdiğini de görmek sevindirici. Soruya gelince kendi girişimimi kurmalıyım dediğim tek bir an yok, bu bir süreç. İş hayatımızda o kadar çok emek veriyoruz ki, bu emeği daha anlamlı ve fayda yaratan bir iş için kullanmak istedim ve sosyal girişimciliğe adım attım. Girişimcilik alanım olarak paylaşım ekonomisini seçmiş olmam ise tüketime bir alternatif yaratma isteğiyle kurumsal hayatımda yaptığım pazarlamaya gizli bir başkaldırış. Pazarlamanın temelinde kişilerin ihtiyaçlarından fazlasını satın almaları yönünde tüketim kültürünü destekleyen bir yaklaşım var. İsteklerimizi heveslerimizi paylaşarak yaşayacağımız ve tüketmeden deneyimlerle zenginleşeceğimiz bir yol paylaşım ekonomisi ve ben de kişilerin böyle bir kullanım alışkanlığı kazanabilmeleri için aracı olmak istedim.

KYÇ: Peki kendi işini kurmaya neden karar verdin?

G.Ü: Bumerangla Türkiye’de ilk olan bir platform, eğer olsaydı var olan böyle bir girişimin de parçası olmak isteyebilirdim. Yani demek istediğim illa kendi işinizi kurmanız gerekmiyor vizyonuna ve yaptığı işlere inandığınız başka bir ekibin parçası olmayı da seçebilirsiniz. Kendi işinizi kurmanın güzelliği ve bir yandan da en büyük zorluğu ise tüm işi kontrol ediyor olmanız. Pazarlama, finans, operasyon, iş geliştirme her şey sizde!

S.K: Korktun mu? Korkunla nasıl başa çıktın?

G.Ü: Girişimci olmak risk almak demek. Daha önce test edilmeyen bir konsepti test ediyorum ve kültür değişimine oynuyorum. O yüzden evet korktum. Çok büyük adımlar atmadan önce belirsizliği netleştirmek adına girişimcilik ekosistemi bu alanda imkanlar tanıyor. Çok büyük yatırım ve zaman harcamadan küçük testler sunabiliyoruz. Tabii ki kurumsaldaki “dur her şey mükemmel olmalı o yarım punto bile o kadar önemli!” yaklaşımınızdan ayrılmanız gerekiyor ki hız kazanmalısınız.

Biz platformumuzu girişimcilik terimiyle MVP (Minimum Viable product*) olarak çıktık, yani planladığım hizmetin uygulanabilir en temel özellikleriyle yayına aldık ve kullanıcılardan aldığımız geri dönüşlerle geliştirmeye devam ediyoruz. Böylelikle yıllar harcayıp mükemmel hale getirip “aaa bu iş tutmuyormuş!” demektense yolda karar verilebiliyor.

*MVP: Kafanızdaki ürün veya hizmetin uygulanabilir minimum (ve temel) özelliklerine sahip çıktısıdır.

KYÇ: Bumerangla sence hangi sorunu çözüyor?

G.Ü: Paylaşım yaklaşımıyla bir taraf normalde harcayacağından çok daha az bir miktarla deneyimine kavuşurken diğer taraf da elindeki eşyaları kiralayarak ek gelir sahibi oluyor. Böylelikle tüketime ve atıl duran kaynaklara alternatif sunarak farklı deneyimler yaşamak isteyen kişilerin, bu zamana kadar adres edilmemiş ihtiyaçlarına bir çözüm getiriyoruz.

KYÇ: Şimdi tekrar en başa dönelim, bu yaşadığın tecrübelere istinaden “gene olsa gene girişimci olurum!” diyor musun?

G.Ü: Girişimciliğin zorluklara sahip olmasına rağmen, bir hayal kurup onu gerçekleştirmek ve yaptığın işle değişimin öncüsü olabilmek kesinlikle çok heyecanlı ve tabii ki gene olsa gene yapardım.

KYÇ: Ve son sorum, girişimci olmak isteyenlere vereceğin 3 tavsiye ne olur?

G.Ü: 1- Girişiminiz eğer teknoloji üzerine olacaksa şimdiden iyi bir yazılımcı çevresi edinin.

2- Fikrinizi paylaşın, fikir alışverişinde bulunun. Bu birçok girişimci gibi benim de başta tereddütlü yaklaştığım bir konuydu. İnanın çoğu kişi bir girişim kurarak sizin gösterdiğiniz fedakarlığı göstermeye hazır değil ve fikrinize de saygı duyacaklardır. Fikrinizi paylaşın, geri bildirimlere açık olun, tüm sorulara net ve tatminkar cevap verebiliyorsanız hazırsınız demektir.

3- Girişim fikriniz olmasa bile şimdiden girişimcilik seminerlerine katılın, diğer girişimleri ve kurucularını dinleyin. “Yalın girişimcilik” gibi bu alandaki kitapları okumaya başlayın. Kafanızda girişimcilik ekosistemi ve girişiminiz şekillenmeye başlayacaktır. En azından bu bilgileri kurumsalda da kullanabileceğinize emin olabilirsiniz.


Bumerangla’yı denemek için Bumerangla.com adresine göz atmayı unutmayın :)

#kurumsalyoldançıkanlar #girisimcininyolu

 

Yapay Zeka ve Pazarlama

Teknolojiyi tümüyle yermek, tuzdan arındırılmış deniz suyu ile yeşeren bahçeleri görmezlikten gelmek, onu gözü kapalı övmek ise Hiroşima’yı unutmak demektir.

Stuart Chase

YAPAY ZEKA VE PAZARLAMA

Yapay zeka; insan gibi düşünüp hareket edebilen makinalara verilen isimdir. Günümüzde oldukça yaygın olarak kullanılan kavramın yaklaşık 100 yıllık bir geçmişi vardır. Öncü bilim kurgu yazarlarından Karel Čapek “Rossum’un akıllı robotları” (Rosumovi Umělí Roboti) adlı tiyatro oyununda (1921) ilk kez insan gibi düşünebilen robotları tasvir etmiştir. Robot kelimesinin de ilk kez kullanıldığı oyun, sanayi devriminin etik, sosyal ve ekonomik sorunlarını göstermesi ve o dönemki insanların kaygılarını anlatması açısından dikkate değerdir. Isaac Asimov gibi yazarlara da öncülük eden Karel Čapek oyunda bu gün bizim de kaygıyla yaklaştığımız yapay zeka konusuna sosyolojik ve antropolik açıklamalar getirmiştir.

ROBOT

Yapay zeka konusunun bir bilim kurgu fantezisi olmaktan çıkarak hayatımıza girmeye başlaması 2. Dünya Savaşı yıllarına denk gelmektedir. Şifreli olarak saklanmış gizli yazışmaların kırılması için geliştirilen elektromanyetik cihazlar bilgisayar biliminin ve yapay zekânın doğmasına yol açmıştır. Özellikle Nazilerin Enigma makinesinin şifre algoritmasını çözmeye çalışan matematikçilerden Alan Turing, Bombe  ve Colossus isimli bilgisayarları geliştirerek yapay zeka çalışmalarının ilk adımlarını atmıştır.

BOMBE

Çok uzun bir geçmişi olmayan yapay zekâ çalışmaları, günümüzde oldukça heyecan verici boyutlara ulaşmış durumdadır. Hepimizin bildiği Apple’ın Siri uygulaması, onun bir adım önüne geçen ve edindiği deneyimlerden yola çıkarak tahminde bulunabilen Microsoft Cortana ve Google Now, karmakarışık hastane kayıtlarını analiz ederek, mantıklı desenler keşfedebilen doktorların öngöremeyeceği kadar veriyi bir arada işleyerek, teşhis ve tanıda tavsiyelerde bulunan IBM Watson, otomatik müşteri hizmetleri makinalarının aksine, müşterilerin ses tonlarından yola çıkarak onların duygusal hallerini algılayabilen ve ona uygun duygularla cevaplar sunabilen  IPsoft Amelia bunlardan yalnızca bir kaçı.

IBM_Watson

Bir çok sektörde olduğu gibi pazarlama da yapay zekândan faydalanmaya başlandı. Özellikle müşteri ilişkileri, fiyatlandırma, tanıtım, hedef pazar, marka iletişimi gibi alanlarda bu katkıları daha net bir şekilde görmekteyiz. Weber Shandwick’in 2016 yılında yayınladığı rapora göre  CMO’ların % 55’i yapay zekanın pazarlama ve iletişim alanında sosyal medyadan bile daha önemli bir etkiye sahip olacağını düşünmekte.

Emekleme döneminde bulunan yapay zekanın pazarlama alanındaki ilk uygulamalarından bazıları şöyle:

  • Toyota yeni geliştirdiği Consept-i modelinde önemli inovasyonlara imza atarak yapay zekâyı otomobil sektörüne taşıyor. Yeni geliştirilen ve 2017’de Las Vegas Tüketici Elektroniği Fuarı CES’de gösterilen araç güçlü bir yapay zekâ donanımına sahip. Consept-i için geliştirilen sistem sürücünün duygularını ölçerek güvenli bir sürüş deneyimi sunuyor. Araç ayrıca sürücünün dikkatini ve yol koşullarını da sürekli gözlemleyerek tehlikeli anlarda sürücüye yardımcı oluyor.

01-toyota-concept-i-1

  • Under Armour spor ürünleri satan bir firma. Özellikle müşterilerine daha iyi hizmet sunmak için Yapay zeka uygulamalarını kullanıyor. Şirket birçok işletme gibi IBM Watson ile çalışıyor. Record uygulamasıyla müşterilerinden aldığı, üçüncü kaynaklardan edindiği, fitness, beslenme vb. bilgileri birleştirerek kişiye özel bir yaşam stili oluşturuyor. Örneğin bir kilo vermeye çalışan genç bir bayanın ev adresini alıp, günlük hava durumunu da göz önünde bulundurarak hangi güzergâhtan yürüyebileceğini müşterilerine iletebiliyor. Ne yediğinizi, nasıl hareket ettiğinizi hesaplayarak size uygun bir diyet ve spor programı çıkarabiliyor.
  • McCann Erickson Japonya, nane şekeri reklamı için AI-CD β adlı dünyanın ilk robot kreatif direktörünü atadı. Yapay zekâ tarafından oluşturulan reklam filmi şimdilik duygu yoğunluğu açısından insanları çektiği reklamlardan biraz geride kalmış olsa da, direktör reklam yayınlandıktan sonra değerlendirmeler yaparak elde ettiği sonuçlardan dersler çıkarıyor. Geçmişteki tüm başarılı kampanyaları ve yarattığı etkiyi baz alarak önüne konan yeni kampanyalara not veren ve belli çerçevede önerilerde bulunabilen robot reklamcılık sektörünün gelecekte önemli bir parçası olmaya aday.

  • Finans şirketi USAA Intel firmasıyla birlikte geliştirdiği bir yapay zekâ programı sayesinde tüketiciler üzerine bir davranış modellemesi kullanıyor. 7 binden fazla değişkeni hesap edebilen uygulama, müşterilerin nasıl hareket edebileceklerini % 88 oranında doğru hesaplayabilmekte. Örneğin müşterilerinin ilgilenebilecekleri krediler, hizmetler, bankaya ulaşma kanallarını vb.
  • Kurumsal yazılım şirketi Etiya, yapay zekaya yatırım yapan yerli bir şirket. 2016 yılında geliştirilen ve Türkiye’nin ilk yapay zekâ ürünü olan Serdoo müşteri çağrı merkezleri için üretildi. Müşterilerden dijital kanallar üzerinden gelen yazılı e-posta, mesaj ya da sosyal medya içeriklerini otomatik analiz ederek müşteriye anında cevap verebilen veya konunun uzmanı müşteri temsilcisine yönlendirme yapabilen ürün, yazılı kanallardan gelen bilgilerin müşteriye dönüş süresini yüzde 50’ye yakın azalttı.

Samsung, Toyata, Google, IBM, Microsoft, Apple gibi firmaların yapay zekâya milyar doların üstünde yatırım yaptıkları göz önüne alındığında önümüzdeki yıllarda pazarlama alanında yapay zekânın sıkça kullanılacağını tahmin etmek hiçte  zor değildir.

kalenin sonunda biraz insan yardımıyla da olsa yapay zekâ tarafından bestelenen ilk şarkıyla sizleri baş başa bırakıyorum. Beatles tadında bir şarkı. Yapay zekâ söylüyor: daddy’s car. Keyifli dinlemeler….

KAYNAKLAR

https://www.ama.org/publications/MarketingNews/Pages/past-present-future-ai-marketing.aspx

https://econsultancy.com/blog/67745-15-examples-of-artificial-intelligence-in-marketing/

http://www.dunya.com/ozel-dosya/yapay-zeka-akilli-pazarlama-devrini-baslatti-haberi-334151

https://www.toyota.com.tr/about/news_and_events/toyota-concept-i-yapay-zeka-yui-ile-gelecegin-otomobilini-sunuyor.json

http://reklamore.com/2016/12/yeni-ekip-arkadasimiz-yapay-zeka-olabilir/

http://www.marketingtr.net/tr/blog/detay/Pazarlamada-Yapay-Zek%C3%A2-Donusumu/6/101/0

İnce Belli Çay Bardağı İle Glokalizasyon

oreo-caykur-940x470

Glokalizasyon, markaların küresel pazarda varlığını sürdürebilmek için uluslararası reklamlara yoğunlaştığında aldığı sonucun yetmemesi adına lokal içgörülerle iletişimlerini yeniden tanımlamalarına verilen ad. Bu kavramın alt maddeleri yerel kullanıcı dinamiklerinden başlar ve lokal öğelere kadar uzanır. Kısacası Müslüman mahallesinde salyangoz satmanın bir yolunu bulma çabasıdır.

Öyle ki bu yöntem sadece iletişimin yönünü değil markanın ürün gamını da yer yer etkilemekte ve lokal pazara uygun ürün ve hizmetlerle hedef kitlelerine ulaşma çabalarına olanak sağlar hale gelmiştir. Glokalizasyon artık sadece lokal özel günlerin kavramı değil bütün bir yıla dağılan bir hareket haline gelmiştir.

Kendi memleketimizden önce diğer pazarlara göz atalım.

McDonald’s denince akla genel tüm ürünlerin yanı sıra Norveç pazarında ivme kazanması adına üretilen pop-up ürünü Laksewrap

 

 

McDonald’s ilk fazda Norveç’in en iyi balık tarifi için bir yarışma ilanı oluşturarak, tarif hakkında mesaj eklemek için sitede bir blog açıp hedef kitleyi yeni ürünleri için interaksiyona davet etmiştir. Devam iletişiminde ise iletiler aracılığıyla, kültürle ilgili göstergelerden yararlanarak iletişim kampanyasının hacmini geliştirmiştir.

Yukarıdaki reklam filminde klasik bir Norveç aile sofrası, Norveçlilerin hayatlarında çok sık kullandıkları ulaşım aracı olan bisiklet ve tabii ki eşsiz doğa manzaraları yer almaktadır. Öte yandan filmde Norveç halkının aile ve sosyal ilişkilerine dair öğeler konumlandırılmış ve glokalizasyon tam anlamıyla sağlanmış ve pekiştirilmiştir.

Peki bizde Glokalizasyon ne durumda?

Türkiye pazarına girmiş ve hakkında konuşturmuş Oreo  son zamanlarda akla gelen ilk markalardan. Öncesinde bu iletişim kampanyasının sahiplerinin bir röportajını okuyabilirsiniz.

http://www.campaigntr.com/haber/oreo-turkiyede-pazara-nasil-girdi

Oreo Türkiye pazarına girmeden hemen önce sosyal medyanın bağımsızlığını kullanmış. Kültürel öğelerle kendi imajlarını birleştirmiş ve adeta biz de aslında sizden sayılırız demişitir.

Oreo_Sivas

 

Röportajda bahsedilen ve en göze çarpan içgörü Türklerin tanışma merasimlerinde söze döktüğü ”Memleket nere?” sorusunun karşılığı ürünün merhaba iletişiminde geniş yer kaplamıştır.

Peki bu basit içgörü ve ortaya çıkan iletişim Türk dijital medyasında nasıl ses getirmiştir?

 

jayjay21-guncel-yeni-medya-viral-televizyon-oreo-turkiyede-Kastamonu

 

Öncelikle kendi memleketlerini dünyaca ünlü bir marka ile aynı karede karikatürize edilmesini gören kullanıcılar, hazırlanan reklam görsellerini kendi hesaplarından paylaşmış ve ilk bağı kurmuşlardır. Sonrasında Amerika’da oldukça yaygın olan markaların Twitter üzerinden konuşmalarının Türk ve soft versiyonu karşımıza çıkmıştır.

sadadf

bud

 

Ve Çaykur’un Oreo’ya hoş geldini…

0ef77e8

Peki kültürel dinamiklerimize çok uymayan global markaların pazarımızda yer bulmaları nasıl kurgulanabilir?

 Tüketicinin ürüne adaptasyonunu sağlamak.

Bunun için mass (genel) hedef kitleden ziyade ürünün kendi hedef kitlesinin lokal pazardaki gölgeleri ile işe başlamak ilk adım sayılabilir. Bu noktada önce niş hedefleme dediğimiz küçük gruplar ile lansmanlar kapalı devre yapılarak sonrasında geniş hedef kitlenin niş hedef kitleden duyumları ile iletişimi sürdürmek mümkün.

alıntı

Peki bu glokalizasyon iletişiminin çok yanlış anlayan markaların başarısızlık sebepleri neler?

  • Lokal pazarın kültürel dinamiklerini ezbere konumlandırmak.
  • Fazlandırmadan yapılan iletişim.
  • Sonu gelmeyen, sonuç (interaksiyon) alınmayan tekrarlar.
  • Lokal iletişimin başarısız sonucundan sonra global iletişime hızlı geçiş ve markanın tone of voice değişimi.

Kısacası ince belli çay bardağı ile yanyana gelen her ürününün başarı sağlamayacağı gerçeği er ya da geç karşımıza çıkıyor diyebiliriz.

Obrigado!

Pazarlama Bakış Açısıyla Film Analizi – Büyük Gözler (Big Eyes)

Yönetmenliğini Tim Burton’ın yaptığı Büyük Gözler (Big Eyes) filmi biyografik dram türünde bir filmdir ve büyük gözlü çocuk resimleriyle tanınan Margaret ile eşi Walter Keane’nin hayat hikayesini anlatmaktadır. 2014 yılında galası yapılan filmin başrollerini Amy Adams ile Christoph Waltz paylaşmıştır.  Filmin ülkemizdeki gösterim tarihi ise 6 Mart 2015’tir.

Filmin baş kahramanı, 1950’lerde San Francisco’da küçük kızı ve yaptığı büyük gözlü çocuk resimlerinden başka elinde bir şey olmayan kocasından ayrılmış, yalnız bir kadın olan Margaret’tır. Margaret, para kazanmak için parkta resim yaptığı bir gün Walter Keane adında çekici bir ressamla tanışır ve evlenirler. Walter, Margaret’ın çizdiği resimleri satmaya başlar ve çok geçmeden büyük başarı elde ederler. Ne var ki, Walter resimleri kendisi yapmış gibi satmaktadır. Bunun üzerine, yıllarca bu yalana göz yuman ancak bu büyük yalanın ağırlığı altında ezilmeye başlayan Margaret resimlerin kendisine ait olduğuna dair bir hukuk mücadelesine girişir.

Büyük Gözler filmi pazarlamayla ilgili birçok kavramı ve uygulama araçlarını içerisinde barındırmaktadır. Bu kavramlar ve araçlar, filmin ilgili kısımlarıyla birlikte detaylı bir şekilde irdelenmektedir.

Öncelikle, 1950’lerin Amerika’sında geçen film, Margaret Keane’in poster baskılarıyla başlamaktadır. Kocasından ayrılan Margaret, kızına bakmak için bir mobilya fabrikasında işe başlar ve yatak kenarlarına süs yapar. Parkta çocukların resimlerini yaparak da para kazanmaya çalışan Margaret, yine parkta yaptığı resimleri satan Walter ile tanışır. Filmde pazarlama ile ilgili ilk unsur burada karşımıza çıkmaktadır. Pazarlamanın 4P’sinden biri olan fiyat unsuru burada irdelenmektedir. Margaret çocukların resimlerini yapmak için düşük fiyatlar teklif edip müşterileri kazanmak için herhangi bir tanıtım yapmadan indirimle resim yaparken, Walter müşterileriyle birebir ilgilenerek, onların resimlere dokunmasına izin vererek ve kişilerin ilgisini çekecek sözler söyleyerek Margaret’ın fiyatlarına göre çok daha yüksek bir fiyattan müşteri elde etmektedir. Burada müşterilerle doğrudan iletişimin ve kişisel pazarlamanın benzer ürünü satan farklı üreticiler açısından ne kadar önemli olduğunu görüyoruz.

big-eyes-marketingKeane ile Margaret çok geçmeden evlenirler ve Margaret resimleri soyadları olan “Keane” olarak imzalamaya başlar. O dönem modern sanat dönemidir ve galeriler soyut tablolara rağbet etmektedir. Girişimci biri olan Walter, elinde tablolarla galerileri dolaşmaktadır. Ancak galeriler resimleri kabul etmemektedir. Walter, “insanların doğru yerde, doğru zamanda gördükleri resimleri aldığını” düşünmekte, Margaret ise “insanların duygularına hitap eden resimleri aldıklarına” inanmaktadır.  Walter, bu düşüncesiyle bir gece kulübünde boş duvarları görünce kulübün sahibine resimlerini sergileyeceği bir yer aradığını söyler ancak kulübün sahibi yanaşmayınca, duvarları kiralamayı teklif eder. Bunun üzerine kulübün giriş kısmına ve tuvaletlerin önüne resimler “Keane Paintings” olarak  asılır. Margaret’ın büyük gözlü hüzünlü çocuk resimleri, kulübe gelen müşterilerin dikkatini çekmeye başlar.

Günlerden bir gün, resimlerin tuvalet önünde sergilenmesi nedeniyle kulüp sahibi ile Walter arasında büyük bir kavga çıkar. Walter kavga nedeniyle kulüpten resimlerini almaya gittiği zaman bir sürprizle karşılaşır. Çünkü kavga gazetede manşetten yayınlanmış ve herkes kulübü merak ederek akın etmiştir. Kulüp sahibi durumdan çok memnundur. Bu da pazarlamanın diğer bir P’si olan promosyonun önemini göstermektedir. Reklam ile kulübün çekiciliği artmıştır. Bunun üzerine Walter ve kulübün sahibi daha da dikkat çekmek için kavgalarına devam ederler ve ünlü bir magazin köşe yazarının dikkatini çekmeyi başarırlar. Köşe yazarının yazıları ile Walter’ın tabloları yok satmaya başlar.

Margaret evde resim yapmakta, Walter ise resimleri satmaktadır. Walter, Margaret’ın pazarlamacısı olmuştur. Artık kulübün girişi ve tüm duvarları resimlerle doludur. Herkes Walter ile tanışmak için kulübe dolmaktadır. Bir gece kulübe Olivetti Daktilolarından ünlü İtalyan Dino Olivetti gelir. Olivetti, büyük gözlü çocuk resimlerinden çok etkilenir ve resmi koleksiyonuna dahil etmek ister. Burada da ünlü etkisi devreye girer ve tablolar yüksek fiyatlara satılmaya başlar.

Walter için önemli olan satış yapmak ve para kazanmaktır. Ancak Margaret durumdan rahatsızdır. Çünkü resimlerde kendi adını kullanmamaktadır. Bir yandan da rahatsız olduğu, insanları kandırıyor olmaktır ve bu nedenle dürüstlüğü vicdanını sorgulamaktadır. Burada da karşımıza pazarlamada etik davranmanın önemi çıkmaktadır.

Bu esnada, Walter tanıdığı ünlü magazin köşe yazarının sayesinde ülkeye gelen önemli kişilerin haberini almakta ve “doğru zamanda doğru yerde” olarak onlara tablo hediye etmekte ve gazetelerde sürekli yer alarak bilinirliğini güçlendirmektedir. Walter’ın bütün bu girişimleri meyvesini verir ve sonunda kendi galerisini açar.

Televizyona çıkan ve kendi işleri hakkında olumsuz beyanlarda bulunan sanat eleştirmeninden rahatsız olan Walter, televizyona çıkmaya karar verir. Bunun için insanları etkileyecek bir hikaye ile televizyonda geniş kitlelere hitap etme şansı bulur. O kadar etkileyici olur ki televizyonda kendisini izleyen ve etkilenen kişiler, galeri afişlerini imzalatmaya gelmekte, galerinin önünde sıra olmaktadır. Televizyon ile geniş kitlelere hitap ederek insanların nelerden etkileneceğini bilmek, tüketicilere doğru mesajı vermek, burada Walter’ın başarısı olmuş ancak tablolar fiyatların yüksek olması nedeniyle tahmin ettiği gibi satılmamıştır. İnsanların afişleri söküp aldığını fark eden Walter, burada yeni bir fırsat yakalar ve bir tablo satıp 500 $ kazanmak yerine çok sayıda poster satarak milyonlar kazanmanın peşine düşer. Walter tüketicilerin aslında aldıklarının orijinal olmasını umursamadıklarını ve her yerde satılabilecek ürünlere rağbet ettiğini fark etmiştir. Artık büyük gözlü çocuk resimleri her yerdedir; afişler, kartpostallar, baskılı kupalar süpermarketlerde bile satılmaktadır. Burada Walter kişilerin neye ne kadar para harcayacağını çok iyi gözlemlemiş ve pazarlama stratejisini ona göre belirlemiştir.

Sanat dünyası ise Walter’ın bu satış grafiği karşısında şaşkınlık içerisindedir. Onlara göre, Walter bir dahidir çünkü resimlerin baskılarını, baskıların kartpostallarını satarak yeni bir pazar yaratmıştır. Walter çevresini çok iyi takip ederek, yeni pazarlama stratejilerini uygulamaya koymaya devam eder.  Ülkede yapılan faaliyetleri de kendisi için yeni fırsatlar olarak görür. Nitekim 1964 New York Dünya Fuarı,  açılış günü 70 milyon ziyaretçisiyle onun için adeta yeni bir pazardır. Sponsorluğunu UNICEF’in yaptığı New York Dünya Fuarı ile amacı, her ırktan çocuğu kapsayan bir resim yapmak ve  böylece ünlü ressamlar Da Vinci ve Renoir’ın yaptığı gibi fark yaratarak kalıcı olmaktır.  Walter bu amacı doğrultusunda, Fuar için seçim yapan Vakıf üyeleriyle birebir iletişime geçer ve resmi kabul ettirir. Bu arada kendi hikayesini kitap haline getirir ve yayımlar.

Ne var ki, Fuarda resim sergilenmez. Çünkü Walter hakkında yazılan bir eleştiriyi kaldıramaz ve Fuar için düzenlenen organizasyonda eleştirmene sözlü saldırıda bulunur. Daha sonra hırsını Margaret’tan çıkarmak ister ancak Margaret elinden kurtulmayı başarır. Filmin kalan bölümünde de Margaret’ın Keane’in yaptığı sahtekarlığı nasıl gün yüzüne çıkardığını ve mahkeme yoluyla haklılığını tespit ettiğini izleriz.

Margaret mahkemede verdiği ifadede, “Tabloları o olmazsa satamazdım. İnsanları cezbetmek konusunda çok yetenekli, tanıtmak ve satmak konusunda ise bir dahi…” diyerek Walter’ın doğal pazarlama yeteneğini vurgular.

Bu yönleriyle, Büyük Gözler gerçek bir hayat hikayesini sergilemekle birlikte, pazarlama stratejileriyle ilgili birçok uygulamayı, alınması gereken derslerle birlikte ön plana çıkarmaktadır.  Film de bize göstermektedir ki, önemli olan pazarlama stratejilerinde başarının etik kuralları bozmadan, tüketicileri kandırmadan elde edilmiş olmasıdır. Diğer yandan, tüketicileri çok iyi gözlemleyip bütün pazarlama stratejilerini onları tatmin etmek ve onların satın alma davranışlarına göre şekillendirmek de söz konusu stratejilerin başarısı açısından kilit durumdadır.

Nöropazarlama Trend Eğilimleri 2017

Komedyen Steven Wright, “Beyin vücudun en akıllı organı, ancak yine de kaynağı düşünün” diye belirtmiştir. Son on yılda bilim insanları, beyin aktivitelerinin % 95’ten fazlasının bilinçaltında programlandığını öne sürdüler. Bu aktiviteler; kararlarımız, eylemlerimiz, duygularımız ve davranışlarımızdır.

Doğal olarak pazarlamacılar, tüketicilerin neden son derece üzücü tepki verdiklerini anlamaya heveslidir. Örneğin, Olimpiyat reklamlamında anneliğin “En İyi İş” olduğunu yansıtan reklam başarılı sporcuların arkasında annelerinin olduğunu ve asla pes etmediklerini gösteriyor. Bütün bu değerler, arka planda ki duygusal müzik ve bir çok duyguyu barındıran mimikler, toplu olarak hepsi buluştuğunda izleyicinin kalbine dokunabiliyor. İşte tam bu noktada, pazarlamacılar P&G’nin bu duygu aşılama anlayışını anlamaya çalışırlar.

Beynin bilinçli ve bilinçsiz tepkilerine dokunarak, “tüketici sinir bilim” olarak da bilinen nöromarketing; pazarlamacılar, reklam ajansları ve yayıncıların potansiyel olarak cevapları bulmasına yardımcı olabilir.

Coca-Cola, Campbell ve Turner gibi önde gelen markalar ve yayıncılar, görsel ve işitsel uyaranlar için, göz izlemi ve yüz kodlaması, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleri, kalp atış hızını ölçen biyometri ve galvanik cilt tepkisi kullanmaya başladılar. Geçen yıl, bol miktarda işaretler nöromarketing‘in hype döngüsünden çıktığını gösteriyor.

Bir martech konferansında  “Kognitif Pazarlama: Süper Akıllı Pazarlamacının Yükselişi” başlıklı bir oturum görmeyi kim hayal edebilirdi ki?

Tüketici sinir bilimi araştırması ve fantastik – sinaptik tabanlı görüşlerin barajının ortasında, pazarlamacılar seçici bir göz sağlamalıdır. University College London’da sinir bilimci ve kıdemli öğretim görevlisi olan Vaughn Bell şöyle belirtmiş, “Nöro pazarlamanın kutsal toprağı, hangi reklamların yayınlanmadan önce en çok satışa neden olacağını tahmin etmektir, ancak gerçeklik kötü bilim, saçmalık ve umudun bir karışımıdır.”

Nöro pazarlama gelecek yıllar da teknolojik gelişmeler, davranış bulguları ve sektör alanında ilerleme kaydetmeye başlayabilir ancak bu nasıl olabilir?

brain-thinkingGöz izleme ile ön test

Önümüzdeki Mart ayında Londra’daki Neuromarketing World Forum’da nöro pazarlama danışmanlık ajansı Neurostrata’nın kurucusu Thom Noble, yaratıcı ajansların hızlı, uygun fiyatlı anlayışlar için kullanabilecekleri test edilmiş ve otomatikleştirilmiş nöron araçlarını tartışmaya yönelik bir oturum hazırlıyor.

2017’de göz izleme, pazarlamacıların kampanyaları desteklemek için baskın bir habercisi olarak dikkat çekiyor çünkü kesirler daha ucuz (yüzlerce ila binlerce dolar arasında). Dahası, göz izleme, onlarca ila yüz binlerce dolara mal olan daha büyük fMRI veya EEG çalışmalarına kıyasla daha az tıkanmış donanım vaat ediyor. P & G Nordic’in eski dijital yöneticisi Krister Karjalainen, göz izlemenin “bazı kampanyalardaki dijital pazarlama yatırımlarındaki ROI’mızı yüzde 25’e kadar artırabileceğini” söyledi. Ancak, onlarca firma, göz izleme yetenekleri talep ederken, marka reklamverenleri, potansiyel ortakların stratejik ve teknik yaklaşımlarını sorgulayan zor sorular sormalıdır.

brains-pills-suggested-top-genius1Sanal gerçekliğin içeriğini biyometrik etkileşime göre kişiselleştirme

Time Warner’ın CMO Kristen O’Hara’ya göre “tüketicilerin VR deneyimiyle nasıl gerçekten ilgilenildiğini anlamamıza yardımcı olmak için araştırmanın biyometri bölümünü ve sinir bilimi parçasını bütünleştirmek için eşsiz bir fırsat var” olduğunu belirtmiş.

Post gibi markalar, sanal gerçeklikte dolgun markalı deneyimleri keşfederken, nöro pazarlamacıların misyon kontrolü benzeri yetenekler oluşturmasına, tüketicilerin gözlerine ve biyometrik modellerine dayalı içeriği dinamik olarak değiştirmelerine yardımcı olmak için birinci sınıf bir konumda bulunuyor. Örneğin, Google’ın Eyefluence’ı satın alması, BMW gibi bir otomotiv şirketin özellikli otomobilin marka, model, renk veya diğer tasarım özelliklerini, gözlerinin basit bir yanıp sönmesi veya hareketine dayalı olarak gerçek zamanlı dinamik olarak değiştirebilmesini sağlayabilir. Nöro pazarlama cihazları ve akıllı saatleri ekleyin, ve işte aynı senaryo, farklı otomobil modellerini izlerken kişinin artmış kalp atış hızını içerebilir.

Dikkatle ilerle

Yine de pazarlamacılar, kısa vadeli nöro pazarlama sonuçlarını tahmin ederken ihtiyatlı davranmalıdırlar. Başka bir deyişle, 32 yaşındaki bir bireyin yerli reklamlar üzerindeki göz izleme çalışmasından edindiği bilgiler, tüm milenyuma ait insanların aynı şekilde davranıp dönüştüreceği anlamına gelmez.

Gelecek yıl pazarlamacılar, daha derin tüketici anlayışı sağlayan daha uzun vadeli araştırmalardan elde edilen bulgulara dikkat etmelidir. Örneğin, üç yıllık bir beyin görüntüleme çalışması, bir ergen beyninin ventral striatumundaki beyin aktivitesinin (yeni müzik sanatçısı dinlerken) yıllar sonra satılan birimler sayısı ile anlamlı şekilde ilişkili olduğunu buldu. Bu gibi çalışmalar, yüzeyi çizmeye devam ederken, Ax veya Dove için zengin dijital video kampanyalarının etkinliğini doğrulamak için Unilever’in kaldıraç beyin haritalama gibi bir markayı görmek çok uzak değil.

Nöro pazarlamacıları için tüketicileri hakkında daha akıllı hale getirmek heyecan verici yeni fırsatlar açarken, halen yapılması gereken çok araştırma vardır. Neuromarketing, açık fikirli ve akıcı bir objektif tutarak, markaların entegre pazarlama girişimlerini yepyeni bir seviyeye taşıyabilen güçlü yeni anlayışlar getirebilir.

Dijital Pazarlama Yönetimi

dijital pazarlama yonetimiGünümüzde dijital dünyanın her geçen gün önem kazanması ile birlikte Dijital Pazarlama Uzmanlarının da önemi artmaktadır. Türkiye’deki internet kullanıcılarının her gün artmasıyla birlikte markaların hedef kitlesine en kestirme ulaşabileceği yol internet ortamı olmuştur. Özellikle sosyal medyanın maliyetsiz olması markalar açısından son derece önemli bir fırsattır. İnternet ortamında yapılacak tanıtımlar ve etkileyici reklam kampanyaları hedef kitlenizi satın almaya yönlendirebilirsiniz. Kurumunuzun Sosyal Medya Hesaplarında belirleyeceğiniz strateji ile yapacağınız paylaşımlar da bazen bir sponsorlu paylaşım kadar etkili olabilmektedir. İyi bir Dijital Pazarlama Uzmanına sahipseniz ve marka yatırımlarınızda dijital dünyaya önem veriyorsanız, artan rekabet koşullarında rakiplerinizle daha cesur rekabet edebilirsiniz. Google Adwors ve Sosyal Medya Mecralarında yapacağınız tanıtım ve reklamlarla kurumunuzun adını bir adım öne çıkarabilir ve Kurumsal Sosyal Medya Hesaplarınızda yapacağınız, hedef kitlenizde heyecan uyandıracak paylaşımlar ve yarışmalarla takipçilerinizi sayfanızda aktif olarak tutabilirsiniz. Kurumsal hesaplarınızda oluşturacağınız marka sempatisi ve hedef kitlenizi etkileyecek paylaşımlar yapılması, müşterileriniz ve potansiyel müşterilerinizin markanıza olan bağlılığını arttıracaktır fakat bu paylaşımların hedef kitlenize ulaştırabilmeniz için hedef kitlenizi çok iyi analiz etmelisiniz.

Markaların Sosyal Medya Yönetiminde iyi bir Dijital Ajansla çalışması marka adına daha fazla yaratıcı işler çıkmasına neden olacaktır eğer dijital dünyaya önem veriyor ve yatırımlarınızı dijitale kaydırmak istiyorsanız mutlaka çalıştığınız bir ajans ve iyi bir Dijital Pazarlama Uzmanınız olmalıdır. Yapılacak Seo çalışmaları, Google reklamları, Sosyal Medya Yönetimi ve Sosyal Medya reklamlarınızı etkili ve planlı bir şekilde yönetmek istiyorsanız bu ikisi olmazsa olmazdır.  Bu koşulları sağladıktan sonra markanızın Sosyal Medya’da ve İnternet ortamında güçlü olmasını sağlamak çok daha kolay olacaktır. Unutmayalım ki satın alma yolundaki en büyük etkenlerden biri artık internet ortamı olmuştur. Alacağımız kıyafet, araba, ev, hediye her ne olursa olsun önce internet ortamında araştırıp ikna olduktan sonra satın alma eylemini gerçekleştiriyoruz. Bu yüzden dijital dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden ve çağın koşullarına kolayca adapte olabilen markalar rakiplerinin arasından kolayca sıyrılıp zirvedeki yerini alacaktır.

Influencer Days – Web Analytics 21 Şubat’ta Pazarlama Etkinliği

web-analytics-pazarlama-etkinliğiDigital Analytics ekseninde şekillenen “Web Analytics” kavramı, dijital pazarlama teknolojilerindeki devrimlerle birlikte gelişimini sürdürmektedir. Yapılan pazarlama çalışmalarının performansının ölçümlenmesi, analiz edilmesi ve hedeflenen dönüşümlerin arttırılması için önemli bir  kavram haline gelen Web Analytics, Türkiye’de de gelişimini sürdürmekte ve markalar, pazarlama çalışmalarının optimizasyonu için bu alanda bilgi sahibi uzmanları istihdam etmektedir.

Online dünyadaki hedeflere ulaşmak için uygulamamız gereken stratejilerin yarattığı, Web Analytics 2.0 kavramını,  Türkiye’de bu alanda uzman önemli isimlerle Pazarlama Türkiye Influencer Days’de masaya yatırıyoruz.

Influencer Days – Web Analytics, Pazarlama Türkiye Kurucusu Ender Satıcı’nın, panel öncesi ; “Pazarlama Türkiye’nin Girişim Serüveni” hakkında yapacağı konuşma ile başlayacak ve RevolutionDM CEO’su Yılmaz Bozan, Plan B Media VP of Performance Marketing Cemil Toksöz ve  HYPE Web Analyst & Conversion Optimization Expert Mustafa Esad Tatlıpınar’ın katılacağı panelde Web Analytics konusu ele alınacak.

Herkesin katılımına açık olan ve ücretsiz olarak gerçekleşecek olan etkinlik , Koç Kuluçka Merkezi’nde 21 Şubat Salı günü saat, 18:30-21:00 arasında gerçekleşecek.

Etkinlik Akışı ise Şöyle;

18:30-19:00 – Networking

19:00:19-15- Pazarlama Türkiye Girişim Serüveni – Ender Satıcı

19:15-21:00- Influencer Days- Web Analytics

Dolu dolu Web Analytics konuşulacak bu etkinlikte yerinizi almak için kayıt olmanız gerekmektedir.

Koç Kuluçka Merkezine Ulaşım

Cemal Süreya’dan Emoji ve Gif’lere Yolculuk

1-H7oSnBW97aohzocSTBpTvg

Kocaman lafların mahiyetini yitirmeye başladığını ve open ended cümlelerin hisleri anlattığı stratejisini zamanında yakalayan ustamızın bir bildiği varmış.

mIRC, ICQ, Windows Messenger’la başlayan ifade alanlarımız Yonja, Myspace’le profil oluşturmalara doğru ilerlerken içerik üretiminin formatları Facebook’un yayılımı ile şapka değiştirmeye başladı. Hot or Not’la başlayan Harward odasındaki küçük yolculuk, kocaman markaların şu anki algoritma vs görünürlük savaşına kadar ne kadar medya yatıracağına kadar ilerledi.

Kullanıcı tarafından bakıldığında ise bu bahsi geçen alanlar, günlüklerden, sınıftaki arkadaşlara küçük kağıtlara yazılmış notlardan daha fazlasını söyleyebilecekleri platformlarda nefes almak olarak karşılandı diyebiliriz.

İfade etmek, aktarmak ve ben buradayım demek bize teknolojiyle gelen birer fayda diyebiliriz. Bugün memlekette 39 milyon insan Facebook’ta bir şeyler anlatıyor ve izliyor. Herkesin ne anlattığı kendine. Şimdi fokus olduğum tek şey ifadenin geldiği son nokta.

1-cDc4Ux45y3TKy0FZmF9-Cw

Ruh hali, isyan, düşünce, merak gibi içimizden çıkan her şeyi anlatabildiğimiz platformlarda ağırlımızca beğeni ve RT alıp tatmin oluyoruz. Her şeyin başı ben de buradayım ve +1 demekle başladı.

Facebook’ta durum güncellemesi, arkadaşın paylaştığı kedi videosu yetmemeye başlayınca diğer mecraların ve beraberinde getirdikleri ifade biçimleri yükselmeye başladı. 140 karakterde anlat, ya da gel video ile anlat, video kesmedi mi o zaman süslü püslü fotoğrafla anlat. Yeter ki anlat!

Bence sosyal medyanın zehirli tarafı bağımlılık yaratması değil, iletişimi daraltmasıdır.

1-65VYoNc0pvLYTQEv-VJhZg
                                                       En yakın arkadaşlarımla yılbaşı akşamı ve yılbaşı anı
Düşünsenize bırakın metrobüste geçirdiğiniz zamanı, bir araya gelmek için program yaptığınız arkadaşlarınızla bile aslında fiziksel bir araya gelmekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Ben şu yukarıdaki tabloya dahil olmamdan daha hüzünlü bir şey bilmiyorum. Bu fotoğrafı çektikten hemen sonra paylaştım ve şu an eleştirdiğim şeye dahil oldum.
Peki Cemal Süreya’dan buraya gelirken biz kendimizi nasıl ifade etmeye devam ediyoruz? Bunu en güzel şekilde Adam Leibshon’ın Giphy sunumu aslında bize anlatıyor.

Yazı, videoya, video fotoğrafa , fotoğrafta emoji ve gif’lere dönüştü. Arada bir yerlerde mizahın iletişime etkisi ile Caps ve Meme’ler de iletişim pastasından payını aldı. Yani makro anlatımlar mikro anlatımlara dönüştü. Bunun üşenmekle mi alakası var yoksa bu mikro anlatımlar bizi daha mı doğru yansıtıyor?

Twitter geçtiğimiz dönemde markalara sadece emoji hedeflemesi yaparak reklam yapabileceklerini söyledi. Ondan önceki haftalarda Facebook markaların kendi emojilerini yapabileceklerini açıkladı. Bunların birbirini izlemesi bir tesadüf değil aksine ifadelerin daha iyi nasıl satın alınabileceği gibi bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Sıcacık bir yaz gününde ofiste çalışıyorsanız ve bunu üzgün emoji ile paylaşıyorsanız artık iki sokak ötedeki havuz üyeliği satan otelin hedeflemesine girmiş bulunuyorsunuz. İfadeniz ihtiyaca, ihtiyaç ise satın alınabilir bir duruma dönüşmeye başladı.

Giphy’nin kurucusuna göre gif’ler bütün düşünce paylaşımlarının üstünde bir yaratıcılık ve etki alanı oluşturuyor. Kendisi iletişimin telefonla başladığını sonra yazıya döküldüğünü sonra sembolizmle küçüldüğünü ve en son gif’lerle hızlı ve etkili sonuca ulaştığını söylüyor.

1-JqokurdPjfX69Igdg4fZGQ

Tabi bu dijital alanlarda iletişimin bütün kredisini gif’lere yüklemek de doğru olmaz diye düşünüyorum. Öyle olsaydı Twitter’ı yenmeye başlayan Snapchat’in yükselişini göz ardı etmiş olurduk. Aktif bir Snapchat kullanıcısı değilim bunun da nedeni sanırım bana çok pornografik bir uygulama gibi gelmesi. Üstelik insan doğasında iz bırakma dürtüsünü yok saydığı için sanırım demografilerine giremiyorum. Snapchat’i Instagram’ın karşısında bir mecra gibi düşünenlere, McCafe’nin Starbucks’a karşı bir ürün olduğunu hatırlatmak gerekir.

Konudan çok uzaklaşmadan ifadelerimizin daraldığı ve daha çok duygu ve düşünce durumlarımızı aktardığımız yöntemlerin bizleri daha ne kadar mikro anlatımlara yönlendireceğini merak ettiğimi söylemek istiyorum. Yine kullanıcı tarafında durarak benim cuma günü iş çıkışı sevincimi dans eden bir gif anlatıyorsa bundan bir sonraki adım ne olacak? Şu an sosyal medyada yer edinmeye çalışan tüm markaların, Facebook başta olmak üzere tüm hesaplarına göz attığınızda gif’ler, emoji’ler ve görselde abuk subuk yerlere yerleştirilen yazılarla dolu snap’ler havada uçuşuyor. Bunun trendleri takip etme ile değişen jenerasyona ayak uydurma çabası olduğunu tabii ki biliyorum :) Kısacası son kullanıcı ne yapıyorsa markalar da ‘’biz de’’ diyor.

Tşk.

Ocak Ayında Dijital Dünyada Neler Oldu ?

Evet, bakalım Ocak ayında dijital dünyada neler olmuş?

Biliyorsunuz ki Instagram stories özelliğini aylar önce duyurmuştu, sıkı bir Snapchat kullanıcısı olduğum için başta yadırgamış alışamamış ve sanırım kullanmayı da bir süre reddetmiştim. Ama şimdi aramız baya düzeldi, seviyeli bir şekilde ilişkimizi ilerletiyoruz. Instagram’ın ardından Facebook’da kendi mobil uygulamasına Stories özelliğini getireceğini duyurdu, bakalım onunla nasıl anlaşacağız J Facebook bu ay güncellemelere doymamış olacak ki, videolara da yeni özellikler getirmiş. ABD’deki İngilizce sayfalarında yayınlanan videolara otomatik alt yazılar eklemeye başlayan Facebook’un bu özelliği işitme engelli kullanıcıları da mutlu etmiştir diye düşünüyorum. Son olarak, canlı yayınlarda test edilen video içi reklamlar artık tüm videolarda sunulacak.

Ufak bir soru ile devam edelim.

Siz de Instagramda anasayfadan çok keşfet kısmında gezinenlerden misiniz? Cevabınız evet ise bu özellik sizin de yüzünüzü güldürecek. Twitter’in en alttaki sekmeler arasında yer alan Moments özelliği, yerini yeni Explore (Keşfet) sekmesine bıraktı. Keşfet özelliği arama yapma, popüler içerikleri görme, trendleri inceleme ve en iyi canlı videoları izleme özelliklerini tek yerde topluyor.

Bir önceki yazımda bu özellikten bahsetmişim, heyecanla bekliyoruz seni! Evet Whatsapp ‘Revoke’ özelliğinden bahsediyorum. Hepimiz zaman zaman yanlış kişilere yanlış mesajlar atıp, sonrasında ‘Eyvaaaah’ diyebiliyoruz. Whatsapp’ın test ettiği bu özellik ile artık Eyvaaaah’lara son! Eğer mesaj okunmadıysa hemen geri alabiliyoruz, okunduysa da zaten iş işten geçti geçmiş olsun.

LinkedIn de bu ayı pas geçmedi tabi ki, komple arayüz tasarımını değiştiren LinkedIn birçok yeni filtreleme seçenekleri ile donatılmış gelişmiş arama sonuçlarını duyurdu.

Kendisini çok sık ziyaret etmesem de bilmediğim mekanlara gitmeden mutlaka bir uğrar fikrini alırım. Evet, Foursquare! Kullanıcıların oluşturduğu listeler arasında arama yapabilecek ve bu sayede bir çok farklı mekan önerisine ulaşabileceğiz.

Ocak ayını bol güncelleme ile bitirdi dijital dünya, bakalım Şubat’ta neler olacak.

Sosyal Medya Kampüsü 8. Eğitim Dönemine Müthiş Bir Giriş Yaptı!

Sosyal Medya Kampüsü’nün Yeditepe Üniversitesi ile birlikte düzenlediği Sosyal Medya ve Dijital Pazarlama Eğitimi 21 Ocak Cumartesi günü Park Dedeman Levent’te başladı. Bu dönem 8. dönemini başlatan Sosyal Medya Kampüsü katılımcılarına Metin Önderoğlu’nun tek kişilik muhteşem müzik performansı ve GranGo’nun enfes kahvaltılık sandviçleri ile sıcacık bir merhaba dedi. GranGo’nun paketlerinin üzerinde katılımcıların adına özel yazılmış küçük notlar günü güzelleştirirken, herkes bu güzel aileye adım atmış olmanın heyecanıyla salona giriş yaptı ve programa başlandı.

15538945_1765525390438464_2184122102741729280_n IMG_20170122_115401_708 (1)

#SosyalMedyaKampüsü Yeditepe Üniversitesi #Sosyalmedya ve #DijitalPazarlama Eğitimi başlıyor.

A video posted by #SosyalMedyaKampüsü (@sosyalmedyakampusu) on


Güne güzel başlayan katılımcılar, ilk olarak Baturay Elönü’nün
dijital terapi sunumunu izlediler. Deneyimlerini katılımcılara aktaran Baturay Elönü, yoğun geçecek 6 hafta öncesi, katılımcıları dijital dünya ile tanıştırdı. Dijital terapi dersinin ardından, 41?29! Grey’den “Social Account Director” Ali Erkurt’tan “Sosyal Ağlarda Marka Yönetimi ve Entegrasyonu”nu dinlediler. Sosyal medyada yaşadığı deneyimlerini ve bu deneyimler arasındaki kullanıcı farklarını katılımcılarla paylaşan Ali Erkurt, ardından sosyal medyada marka yönetimi ile ilgili tecrübelerini ve bilgilerini katılımcılara aktardı. Ali Erkurt’un ardından Turkcell Müşteri ve Deneyim Yönetimi Grup Başkanı Doğuş Kuran ile Dijital Kanal Yöneticisi Ansı Deniz Rona, Sosyal Medya Kampüsü’nün 8. eğitim döneminin ilk davetli konuşmacıları olarak katılımcılarla deneyimlerini paylaştılar.

8.donem 2 8.donem 6
Eğitim, Pazar sabahı Ekşi Sözlük’ten Bengü Üçüncül’ün sunumu ile yaratıcı metin yazarlığı ve uygulamaları dersi ile devam etti.  Yaratıcı reklam kampanyası oluşturmanın püf noktalarını Twitter ve Shazam örnekleri üzerinden katılımcılara aktaran Bengü Üçüncül, katılımcılar ile mini bir workshop çalışması da gerçekleştirdi. Bengü Üçüncül’ün ardından, DRD FİLO dijital marka yöneticisi Salih Başkale ile “Sosyal Medyada Marka Konumlandırması ve Geliştirilmesi” dersine geçildi. Dijital platformlarda marka konumlandırma adımlarını ve önemini katılımcılara örnekler üzerinden aktaran Salih Başkale, bir markayı rakiplerden ayıran özellikleri, kullanıcıların beklentilerini ve kriz yönetimi gibi konularda katılımcılara deneyimlerini aktardı.

8.donem 1 8.donem 3
Türkiye’de Sosyal Medya ve Dijital Pazarlama eğitimleri alanında ilk projeli eğitim olan Sosyal Medya ve Dijital Pazarlama Eğitimi’nin katılımcıları, Facebook/sosyalmedyakampusu ve Twitter.com/smkampusu adreslerinden 7/24 eğitmen ve konuşmacılarla iletişim halinde bulunabiliyorlar. Ayrıca katılımcılar, her dönem olduğu gibi #SosyalMedya ve #SosyalMedyaKampüsü hashtaglari ile eğitimle ilgili deneyimlerini anında Twitter aracılığıyla paylaşıyorlar. İlk haftasında katılımcılarını mutlu eden Sosyal Medya Kampüsü ekibi, geriye kalan 5 haftanın da muhteşem geçmesi için her haftaya özel olarak hazırlanıyor. 6. hafta final gününde projelerini sunacak olan Sosyal Medya Kampüsü katılımcılarını ilginç sürprizler bekliyor.

Belirtmekte fayda var, 18 Mart’ta 9. Dönem katılımcılarına kapılarını açacak olan Sosyal Medya Kampüsü yeni kayıtları almaya başladı bile… Erken kayıt fırsatlarından yararlanmak ve bilgi almak için http://www.sosyalmedyakampusu.com‘u ziyaret edebilir, 0533 5421415‘i arayabilir ya da bilgi@sosyalmedyakampusu.com adresine mail gönderebilirsiniz.