Markalar Bize Aslında Ne Satar?

Alışverişlerimizin birçoğuna baktığımızda tercih sebebimizi net olarak açıklayamayız. Bunun en temel sebebi kararlarımızın ve özellikle satın alma davranışlarımızın kaynağının bilinçaltımız olmasıdır. Bilinçaltı, pazarlamacıların satın alma kararını etkiledikleri bir kör nokta gibidir. Bu kör noktanın aydınlatılması ise nöro pazarlamanın konusudur. Çeşitli bilimsel testler yaparak bunun davranışsal izdüşümü hakkında raporlar elde eder. Bu raporlar ise markaların pazarlama politikalarını belirler. Konumuz nöro pazarlama değil ancak konumuzu derinleştirmesi bakımından önem arzediyor.

İstanbul Boğazında çay içenlerimiz olmuştur. Boğaza nazır bir cafede keyifle yudumladığınız çayı düşünün. Dostlarınızla hoş sohbetleriniz. İşte konumuz da tam olarak bu. Masadan kalktığınızda ödediğiniz tutarı, sadece çay içmek için ödemediniz. O cafe, size çay içmeyi değil; Boğazda dostlarınızla çay içmenin verdiği huzuru ve mutluluğu sattı.

E-ticaret ile yapılan 100 TL lik tekstil alışverişinin 65 TL si kadın kullanıcılar tarafından yapılıyor. Eşlerinin kredi kartlarını kullananları saymazsak tabi.

Lüks tekstil markaları, sanal pazarlarda en çok tercih edilen markalar arasında. Dikey e-ticaret sitesi dediğimiz, Markafoni, Morhipo gibi sitelerde, lüks tekstil markaları uygun fiyatlarda satılmakta. Bu siteler bayan kullanıcılara, bir tekstil ürünü satmanın yanında o markaya sahip olma ve hayranı olduğu ünlüyle aynı ürün kullanma duygusunu satmaktadır. Bu pazarlama yöntemi ‘bilinçaltı pazarlama’ ya örnek olarak gösterilebilir

Marka konumlandırması; hedef pazarın zihninde oluşan algıdır. Markafoni güzel bir örnekti. Çünkü marka konumlandırmasını ‘’alışveriş ve aşk’’ teması üzerinden yapmaktadır. Aşağıdaki reklam filminde de bu tema işlenmektedir.

Markaları değerli kılan ihtiyaçları giderebilmelerinin yanında, hedef kitlesine göre marka konumlandırmasını yapması ve bu algıya göre pazarlama politikası belirlemesinde gizlidir.

Coca- Cola, nöro pazarlamayı en etkili kullananlardan. Marka algısını ‘’mutluluk’’ sloganı üzerinden oluşturmaktadır. Neredeyse tüm reklamlarında bu mottoya vurgu yapmaktadır. Mutluluk ve Coca Cola kavramlarını ilişkilendirmektedir. ‘’Coca Cola için mutlu olun’’ ve ‘’Mutlu anlarınızda Coca Cola yanınızda’’ mesajları, firma tarafından hedef kitleye ‘’subliminal’’ kodlarla işlenmektedir. Aşağıdaki reklam filminde de bunu anlayabilirsiniz.

Bu reklamları da, saha çalışmaları ve dijital pazarlama projeleriyle desteklemektedir

Markalar ayakta kalabilmek için bu savaşları veredursun , yine de bilinçli tüketici olmakta fayda var.

E-Bültenimize abone olun:[wysija_form id=”1″]

“Dünyanın İlk Markaları”

Kayıtlar, 14 yüzyıl boyunca varlığını sürdürebilen ve bir aile şirketi olan Kongo Gumi’nin M.S. 578’de kurulduğuna ve 2006’ya dek ayakta kalabildiğine işaret ediyor. 2006’ya kadar dünyanın en eski şirketi, tapınak inşaatı yapmak üzere Osaka, Japonya’da kurulan Kongo Gumi’dir. Fakat Kongo Gumi’nin içine düştüğü maddi sıkıntılar nedeniyle şirket, Japonya’da tünel inşaatlarının yapımı ile tanınan ve 1917’de kurulan Takamatsu şirketine 2006’da satılır.

kongo gumi

Kongo Gumi’nin 40’ıncı kuşak aile temsilcisi olan ve bayrağı Takamatsu’ya devreden Masakazu Kongo, şirketinin satılma nedenini şu sözlerle açıklıyor: “Eğer aile bireylerinin arasında bir sorun yoksa, firma zor dönemlerde de bir şekilde feraha çıkmayı başarır. Aynı şekilde eğer firma iyi durumdaysa , aile bireyleri de birbirine daha çok kenetlenir. Yani ikisi birbirine bağlı tekerlek gibi harket eder.”

Yüzyıllar boyunca değişmeyen unsurlar.

İkinci en eski marka yine Japonya’dan , bu kez M.S. 718’den bu yana otel işletmeciliği yapan Hoshi Ryokan şirketidir. 46’ıncı nesil Hoshi tarafından yönetilen otelin bugün hala sadık kaldığı temel prensipler “yangınlara dikkat etmek, sudan öğreti çıkarmak ve doğa ile barışık olmak” şeklinde özetleniyor! Görüldüğü gibi bazı temel özellikler yüzyıllar boyunca değerinden bir şey kaybetmez. Bu özelliklere sadık kalabilen markalar ise sürdürülebilme şanslarını artırmış olur.

Japonya’daki Hoshi Ryokan Oteli’nin günümüzdeki hali. Bugün otelde gecelik çift kişilik konaklama ücreti 500-1000 dolar arasında değişiyor.

hoshi ryo

Kendi şehrinin markalarına sahip çıkma.

Avrupa’nın en eski işletmesi olduğu tahmin edilen, Fransa Nantes’da kurulan Chaten de Goulaine, işe önce şarap üretimiyle başlamıştır. Kısa bir süre başka bir ailenin eline geçmiş olsa da 1858’de tekrar Goulaine Ailesi tarafından alınan ve günümüzde 29’uncu kuşak aile bireylerinin temsil ettiği bu marka şemsiyesi, içinde bisküvi müzesini, bir şatoyu, bağları ve kelebek evini barındırmaktadır. Her aile bireyi markaya bir şeyler katmış ve bugünlere kadar gelebilmesini sağlamıştır.

biscuits-champagne-lefèvre-utile-1896

1846’dan sonra Nantes şehrinin adeta simgesi haline gelen Lefevre-Utile ya  da kısa adıyla LU pötibör bisküvilerine ait bir müze bugün de  gezilebilmektedir. Böylelikle Chaten de Goulaine markası sadece kendi  markasını değil, aynı zamanda Nantes şehri için önemli olan başka markaları  da korumayı, kollamayı kendine görev edinmiştir.

Kelebek evi ise 1984’te Matthew Goulaine tarafından şatoya eklenmiştir. Bu  şekilde  Chaten  de Goulaine, bugün de markalar dünyasında kendinden farklı  şekillerde söz  edilmesini sağlamaktadır.

mucha-alphonse-alfons-maria-18-lefevre-utile-gaufrettes-vanil-277448619’uncu yüzyılın sonunda yeteneği keşfedilen Çek ressam Alphonse Maria Mucha, LU’nun posteri için  kullandığı kadın karakterini, bisküvinin ambalajınada taşıyarak belki de ilk’marka karakteri’nin yaratıcısı  olmuştur. Mucha, LU markası için ambalaj üzerinde  kullanacağı karakalem çizimlerinden, ambalaja, bisküvi kutusuna, takvime, postere, reklama kadar pek çok promosyon ürünü için illüstrasyon yapmıştır.
[message_box title=”E-Bültenimize abone olun:” color=”red”][wysija_form id=”1″][/message_box]

Marka Dürüstlük Testi

Bu hafta sizinle bir test yapalım. Markanıza ve pazarlama planınıza ne kadar bağlısınız?

Sorular başlıyor,

  1. Markanızın bir pazarlama planı var mı?
  2. Strateji ile kreatifi birleştiriyor musunuz? (dürüst olun)
  3. Çalıştığınız ajans, işinize hak ettiği değeri veriyor mu?
  4. Yıllık bir pazarlama bütçeniz var mı?
  5. Pazarlama harcama değildir. Doğru mu?
  6. Reklamın iyisi kötüsü olur. Doğru mu?
  7. Tasarıma karışıyor musunuz?
  8. Logoyu biraz daha büyütenlerden misiniz?
  9. Pazarlama ile satışı ayırdınız mı?
  10. Marka fikriniz size heyecan veriyor mu?
  11. İşinize fayda sağlayan bir ajansınız var mı?
  12. Satışlarınızı artırmak için stratejik planlama yapıyor musunuz?
  13. Pazarlama ve iletişim verimliliğinizi ölçüyor musunuz?
  14. Ajansınız rekabet gücü sağlıyor mu?
  15. Markanız için düşünen, yazan, çizeni planlayan, uygulayan, denetleyen büyük bir ekibiniz var mı?

Gelelim yanıtlara;

0-4 Evet: Durun. Her ne yapıyorsanız hemen durun. Marka iletişiminiz için bir şeyler yapmaya başlayın. Yoksa işler çok kötü olacak.

5-8 Evet: Acil müdahale zamanı. Bir şeyler yapmak istiyorsunuz, ama profesyonel desteğe ihtiyacınız var.

9-12 Evet: Artık 80’lerde değiliz. Yenilikten korkmayın.

13-15 Evet: İşler harika.

[message_box title=”E-Bültenimize abone olun:” color=”red”][wysija_form id=”1″][/message_box]

Markaların “Güven” Sorunu

 

Güven bir marka için onu tüketiciye taşıyan en değerli temas noktalardan biri. Bu yüzden markalar stratejileriyle, iletişim çalışmalarıyla güvenilir, güven duyulan marka olmak isterler. Tüketim toplumunda seçenekler arttıkça “güven” meselesi daha önemli bir hal alıyor. Seçeneklerin içinde boğulan, kafasında onlarca soru işareti olan tüketici aşina olduğu, tanıdığı markaya yöneliyor. Tabi markanın herhangi bir hatasında tüketicinin başka bir markayı tercih etmesi de günümüz tüketim toplumunun sunduğu fırsatlardan bir olarak karşımıza çıkıyor. Tüketicinin tercih yapabilme şansı günümüz pazarlamasının önemli bir dinamiği. Markalar yıllarca güven meselesini yanlış yorumladılar. Pazarda var olan sınırlı ürün arasında tercih edilmeyi yada pazarda tekel olup çok fazla tercih edilmeyi “güvenilir” marka olmak olarak yorumladılar. Bugün bile verdiği hizmetten, üründen neredeyse nefret edecek konuma geldiğim bir sürü marka en çok tercih edilen marka olduğunu, en güvenilir olduğunu iddia ediyor hatta bunu araştırmalarla, haberlerle destekliyor. Bu iddiaları görünce hep aklıma şu soru geliyor “İnsanların başka markaları seçme şansının kısıtlı olduğu yada hiç olmadığı bir durumda nasıl bir sonuç bekliyordunuz?”

Shaking hands

Markalar ve güven sorunu hakkında düşünürken karşıma bir araştırma çıktı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından hazırlanan 2014 İnsani Kalkınma Endeksi raporunu’nda Türk insanının birbirine karşı ciddi bir güven krizi yaşadığı açıkça görülüyor. Araştırmaya göre Türkiye’de 100 insandan sadece 8’i insanları güvenilir bulurken, 92 kişi ise ‘İnsanlara karşı dikkatli olmak gerek’ yanıtını  vermiş. Bu araştırmadan çıkan sonuçların markalar, şirketler tarafından dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Bu konuda can alıcı soru şu: insanlar birbirine güvenmezken sizin markanıza neden güvensin? İnsanlar markalardan güven abidesi olmalarını beklemiyorlar sadece yapmaları gereken işleri, vermeleri gereken hizmetleri doğru bir şekilde yapmalarını bekliyorlar. Tüketiciye “güvenilir marka” olduklarını anlatmak için harcadıkları vakti ve nakdi ona en iyi hizmeti vermek için kullansalar tüketiciyle güven bağı kurmaları daha kolay olacaktır şüphesiz. Çünkü güven  deneyimlerden elde edilir, sözlerden değil.

Marka İsimlerinin Doğuşu (2)

 Marka isimlerinin anlamları ve doğuş hikayelerinin ilk bölümünü bir önceki haftalar da paylaşmıştık. İkinci yazımız da, hemen hemen tamamı Türk menşei sahibi birçok firmanın hikayeleri paylaşılıyor. Beklentilerden uzak olsalar da ilginç ve ilgi çekici hikayeler sizlerle…   

kigili-logo

Ailesi Bingöl’ün Kiğı ilçesinden göçme olan Fenerbahçe Yöneticisi ve Futbol federasyonu Eski Başkanı Abdullah Kiğılı, markaya soy ismini vermiştir. İlk olarak söylenmesi ve akılda kalması zor olduğu için maka ismi olarak piyasada dezavantajlı yaratmasına rağmen yeterli duyurum yapıldığında, kulağa ilginç geldiği için avantaj dahi yaratmaktadır.

beymen-personel-alımı

Boyner Grubu’na ait olan bu markanın isminin geçmişi de ilginç: Erkek giyimi üzerine bir üretim ve mağazacılık yapma kararı verildiğinde konu ile ilgili toplantıya katılanların hepsi erkek yani ‘bey’ imiş. Hem de marka o dönemde sadece erkekleri düşünerek konumlandırılıyor. Bir de küresel bir hüviyet kazandırmak için İngilizce adam anlamına gelen ‘men’ kelimesi ile birleştirilerek Beymen markası ortaya çıkıyor.

YUMATU-FTA-UYDU-ALICISI-33-90-TL__101324389_0

Herkesin bir Japon markası olarak bildiği ancak menşei Türk olan televizyon televizyon markası. Yumatu isminin açılımı, Yusuf, Mahmut ve Tuncer kardeşler. Üç ismin ilk hecelerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir marka ismi. Piyasada japon markası sanılan fakat taklit üretim yapan bu firmadan, Japon firmaları oldukça şikayetçi.

ramsey433

Hazır giyim markası olan Ramsey, ismini Yönetim Kurulu Başkanı Remzi Gür’ün isminin türevleştirilmesiyle almıştır. İmaj olarak Türkiye’de iyi bir noktada olan marka, yabancı çağrışımı yapıyor. Bu durumda hedeflerden bir tanesi. Ayrıca, Mısır firavunu Ramses’i hatırlattığı için yabancı pazarlarda da akılda kalıcılığı yüksek.

Vakko-logo

Vitali ve Alber Hakko kardeşlerin isimlerinin baş harfleri ve soy isimlerinin son üç harfi birleştirilerek ortaya çıkarılan marka, şapka devriminden sonra, 1934 yılında, Şen Şapka ismi ile kurulmuştur.

kombassan

Konya Basım ve Ambalaj Sanayii olarak 1989 yılında Konya’da bir kimya öğretmeni olan Haşim Bayram tarafından kuruldu. İlk çıkışı matbaa sektöründe olmasına rağmen bugün, gıda, turizm, petrol, pazarlama gibi birçok alanda faaliyette bulunmakta. Çok ortaklı bir şirket olup, en büyük ortaklık hissesi yüzde biri geçmeyen ve bugün sayıları 150 bini bulan ortak sayısına sahiptir.

indir (1)

Şirketin adı olan IKEA, İsveçli kurucusunun isminin (IngvarKamprad), büyüdüğü yerin (Elmtaryd) ve memleketinin (Agunnaryd) baş harflerinden oluşmuştur. Merkezi şu an Hollanda’da bulunmaktadır. 1943’te İsveç’te kurulmuştur.

 

indir (2)

Enişte ve kayınbirader unvanlarının ilk heceleri birleştirilerek oluşturuldu. Enişte Şarık Tara, kayınbirader de Sadi Gülçelik. Sadi Gülçelik, Şarık Tara’nın kızkardeşi ile evlenmiş. Bu ikili 1957’de ENKA Kolektif Şirketi’ni kurarak müteahhitlik faaliyetlerine başlıyor. Daha sonra Kolektif Şirket Anonim Şirket şekline, 1972’de de ENKA Holding A.Ş’ye dönüşüyor.

kvk36

1993 yılında kurulan K.V.K. Mobil Telefon Sistemleri Ticaret AŞ, Türkiye’nin en büyük cep telefonu distribütörü. Kurucuları olan Mehmet Emin Karamehmet, Murat Vargı ve Osman Kavala’nın soyadlarının baş harfi biraraya getirilerek oluşturulmuş bir isim. 

indir (3)
Durmuş Yaşar ve Oğulları Boya ve Vernik Fabrikaları AŞ’nin kısaltılmışı. 1954 yılında kuruldu. 

images
Çoğunlukla Hacılar Erciyes Spor olarak telaffuz edilen ama doğrusu Hacılar Elektrik Sanayii olan kablo firmasıdır. İstikbal ve Bellona Grubu’nun da sahibi olan Hacı Boydak’a ait olan şirket sanayinin ihtiyaç duyduğu kabloları üretiyor. HES KABLO 1974 yılında Kayseri’de kuruldu. 

indir (4)

Adana Kayseri Bankası. Sakıp Sabancı’nın geçmişi Babası Hacı Sabancı’nın memleketi Kayseri’ye uzanıyor. Aslen Kayserili olmakla birlikte iş dünyasındaki devleşmeleri Adana’da gerçekleşti. Sabancı ailesi 1959 yılında Adana ve Kayseri’nin baş harflerini birleştirerek Akbank’ı kurdular. Akbank bugün Türkiye’nin en büyük 3. özel bankası konumunda.

indir (5)

İsmini, Uluslararası İş Makineleri’nin (Internatıonal Business Machine) kısaltması olarak almıştır.

Marka İsimlerinin Doğuşu (I)

Son aylarda yaşanan gelişmelerle birlikte, marka kavramı zaman zaman olduğu gibi yine tartışmalı hale geldi. Ülkemizde ara sıra yaşanan bu duruma artık uyum sağlamış bulunuyoruz. Markaların menşe i, isimi, finans kaynakları, kar dağıtımları, hatta isimlerindeki gizli manalar(!) hakkında o kadar fazla ve farklı kutuplardan yorumlar gelir ki ahali de doğruya değil, o an ki haleti ruhaniyetine yakın olan yorumu kabullenmek zorunda kalır. Ancak sanılanın aksine bazı marka  isimlerinin bulunuş hikayeleri oldukça  enteresan. 

Tüm bu gelişmeler ışığında aklıma takılan acaba markaların hikayeleri, nerede doğdukları, ne anlama geldikleri biliniyor mu? gibi soruların cevabını bulabilmek için marka isimlerinin ne anlama geldikleri, bu markaların nasıl doğdukları konuları üzerinden bir derleme yapmaya karar verdim. İşte ünlü markaların isim kaynakları ve hikayeleri; 

12105

Dünyanın en büyük elektronik markası Sony’nin ismi, Latince “ses” anlamına gelen “Sonus” ve Amerikan argosunda “parlak genç anlamına gelen “Sonny” kelimelerinden türetilmiştir.  

images

Adını Finlandiya’nın Nokia şehrinden alan firmanın ilk işi, kâğıt endüstrisi için kâğıt hamuru üretmektir.

Coca-Cola3

Bu ismin kaynağı, içeceğin tadını vermek amacıyla kullanılan “COCA” yaprakları ve “KOLA” fındıklarının peş peşe yazılmasıdır. Şirketin kurucusu John Pemberton daha iyi bir görüntü oluşturmak için “K” harfini “C” olarak değiştirmiştir. Firma, Dünya’nın en güçlü markalarından biridir.

indir

Çevresinde kısaca “Adi” olarak bilinen şirketin kurucusu Adolf Dassler, sektöre girerken takma adı ve soyadının ilk üç harfini birleştirerek marka ismini bulmuştur. 

20140309220503!Pepsilogo

Adını sindirme için vücudun ürettiği bir enzim olan “PEPSİN”den almaktadır.

Vodafone-FreeZone-Liselilere-Özel-Duble-İnternet

Mobil telefon hizmetleri sektöründe dünyanın en büyüğü olan şirket, adını “VOİCE” (SES), DATA (VERİ), ve TELEFONE (TELEFON) kelimelerinin birleşiminden almıştır.

Nike

Marka ismi adını, Yunan mitolojisindeki zafer tanrıçasından almıştır. Marka logosu da zafer tanrıçasının uçuşunu simgelemektedir.

vw-logo-png-3201-hd-wallpapers

Adının anlamı, Almanca “HALKIN ARABASI”dır. Yapım emrini bizzat Hitler’in verdiği ve günümüzde dünyanın en başarılı otomobil şirketlerinden biridir. 

indir (1)

Herman Melville’nin yazarı olduğu dünya edebiyat klasiği Moby-Dick isimli eserde yer alan Starbuck karakteri markaya isim kaynağı olmuştur.

skype

Microsoft’un 8,5 milyar $’a satın aldığı şirket, “Arkadaştan Arkadaşa Gök” manasındaki “SKY-PER-TO-PER” kelimesinden, önce SKYPER, sonra da SKYPE olarak marka ismini bulmuştur.

images (1)

Bir tür Afrika antilobu olan “Rhebok”un Afrikanca yazılma şekli, dünyanın en ünlü spor markalarından biri olan bu markaya ismini vermiştir.

images (2)

İsveçli markanın ismi, “Svenska Aeroplan Aktiebolaget”nin (İsveç Uçak Şirketi) kısaltmasıdır. Marka Dünya’nın en prestijli otomobil markalarından biridir.

amazon-com-logo-070913

Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, şirketine isim ararken “A” harfiyle başlamasını istiyordu zira listelenirken başlarda durmasını istiyordu. “A” harfiyle başlayan kelime aramak için sözlük karıştıran Bezos, sonunda “Amazon”a karar kıldı. Bunu tercih etmesinin nedeni Güney Amerika’da bulunan Amazon dünyanın en uzun nehriydi ve o da dünyanın en büyük firmasını kurmak istiyordu.

images (3)

Nissan’ın ilk adı “Japon Endüstrisi” anlamına gelen “NIPPON SANGYO’dır.

indir (2)

Dünyaca ünlü elbise markası olan Fendi ismi İzmirli bir Levanten aileden gelme. Ataları İzmir’de Efendizade ailesine mensup olan bu şahıs, Efendi kelimesinin başındaki ‘ e’ harfini atarak Fendi markasını vermiş ürünlerine.

Marka Yaratan Adımlar

marka-yaratan-adimlar
Her markanın kendine özgü pazarlama adımları atması gerektiğine inanmakla birlikte, pazarlama stratejilerinde kullanılan genel yolları açıklamaya çalışacağım. Pazarlamada esas olarak alınabilecek iki nokta bulunmaktadır; hedef ve sonuç. Pazarlama planları oluşturulurken temel alınması gereken tek şey hedef’tir. Pazarlama aşamaları tamamlandığında ise geride kalan sadece sonuç’tur. Sonucun her zaman başarılı olmasının imkanı yoktur. Her yeni sonuçla birlikte, daha başarılı hedeflere ilerleyebilmek önemlidir. Pazarlama aşamasında ortaya çıkan nedenlere, sorunlara vb. kriterlere gereğinden fazla önem vermek ilerlemeyi engelleyecek, belkide durma noktasına getirecektir. Pazarlama stratejileriyle, satış stratejileri arasındaki ayrımın bilincinde olmak gerekmektedir. Satış stratejileri, ürününüzü / hizmetinizi sattırır.

Pazarlama stratejileri ise marka yaratır, ve markanın satışla sonuçlanmasını sağlar. Günümüzde sürdürülebilir satışları sağlamak için marka olmak gerekliliği açıkça görülmektedir. Marka için pazarlama haritası çizmeden önce SWOT analizi yapmak genel olarak uygulanmakta olan bir sistemdir. Markanın güçlü ve zayıf yönleri, sektörün fırsat ve tehditleri belirlenir. Bu analizlere göre bir strateji belirlenir. Bu kabul edilmiş bir açılım olsa da, marka için güçlü yönlerin belirlenmesi değil, yaratılması gerektiğini ve sektör için fırsat olabilecek adımların da marka tarafından oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü günümüz pazarlama adımlarında ihtiyaçları görmek değil, ihtiyaç yaratmak markayı zirveye çıkarabilir. Pazarlama’da hareket adımları kadar kullanılacak mecralar da büyük önem taşımaktadır. Bu noktada bazı pazarlama kanallarını anlatmaya çalışacağım;

1. Dijital Pazarlama Hangi sektörde hizmet veriliyor olursa olsun günümüzde markanın temel pazarlama kanalı dijital olmalı, pazarlama stratejileri bunun üzerine kurulmalıdır. Dijital’in pazarlama planlarında ön plana çıkmasının en büyük nedeni geri dönüş oranlarının yüksek ve ölçülebilir olmasıdır. Geleneksel pazarlama araçlarından vazgeçilemiyor olsa da, ilk iletişimi dijital kanallardan sağlamak alternatiflere göre çok daha kolaydır. Bu kanalı doğru yöneten markalar imajlarını güçlendirerek, müşterilerini birer pazarlamacıları konumuna getirebilirler. Kullanıcıları paylaşıma teşvik eden, kampanyanın içine çeken sosyal medya kampanyaları bu konuda en iyi örnek olarak gösterilebilir. Dijital Pazarlama’nın birçok alt başlığı olsa da sosyal medya kampanyaları bu alanda öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra mobil kullanımının artmasıyla birlikte, mobil web üzerinde ulaşılabilir olmak olmazsa olmazlardandır.

2. Gelenelsel Mecralar Pazarlama’da TV, radyo, gazete ve dergi gibi geleneksel mecralar hala ciddi paya sahip olsa da, markaların bu kanalları Dijital Pazalarma faaliyetleriyle paralel yürütüttüğünü görmekteyiz. Dijital / Geleneksel pazarlama bütçesi arasındaki uçurumunda git gide kapandığını söyleyebiliriz. Markaların basılı ve TV kampanyalarında ilk adım olarak kampanya hashtag’lerini kullanması Dijital’e verilen önemi göstermektedir. Bu her zaman planlı yürütülmese de Pegasus’un “Atlayıp Gitsem” kampanyası gibi geleneksel / dijital senteziyle yüksek geri dönüş oranları elde etmek mümkündür.

3. Viral Pazarlama Gerek dijital, gerek geleneksel bütün pazarlama alanlarında amaç insanları pazarlama faaliyetlerine dahil edebilmektir. Müşterilerinizi memnun edebilirsiniz, yeni nesil pazarlamada bunu müşterinin çevresine duyurması önem taşımaktadır. Viral Pazarlama stratejileri, ürünü / hizmeti ikinci planda tutarak kullanıcının ilgisini uyandıracak şekilde planlanmaktadır. İlk iletişim geleneksel yollarla da sağlansa, sonuç dijital kanallardan elde edilir.

4. Ağ Pazarlama Pazarlama’da mecralar büyük öneme sahip olsa da, sonuca ulaşmayı kişiler belirler. Küçük işletmelerden, büyük markalara hep karşınızdaki temsilci satın alıp almama konusundaki son kararınızı vermenize neden olacaktır. E-ticaret vb. alanlarda bu geçerli olmasa da, bir ürün hizmet alacağınızda marka temsilcisinin tutumu sizi markaya bağlar ya da uzaklaştırır. Ürününüzden, hizmetinizden ve iletişiminizden memnun müşteri yaratırsanız süper bir pazarlama ağı yaratırsınız. İnsanların alışverişlerde birinci planda güveni tuttuklarını göz önüne alırsak, en güçlü ve geri dönüşü yüksek pazarlama yönteminin networking yaratmak olduğunu söyleyebiliriz.

Son olarak; pazarlamanın net formüllere değil, sürekli gelişime ve yeni kanalları takibe bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Ayinesi Satışçıdır Firmanın Markaya Bakılmaz

Günümüz ekonomik koşullarından en çok etkilenen çalışan grubunu düşünecek olursak aklımıza ilk önce asgari ücretle ya da yakın ücretlerle çalışmakta olan kişiler  gelir, ay sonunu nasıl getirdiklerini düşünür şaşırırız.

            Peki bu ekonomik koşullardan en çok etkilenen ticarethane grubunu düşünürsek aklımıza kimler gelmeli ? Küçük esnaflar,  kobiler. Tahmin etmeliyiz ki asgari ücretin alim gücünü oluşturan koşullar sermaye sahiplerini de etkiliyor. Piyasa koşullarıyla mücadele edebilmek için düşük maliyet hesapları ve maksimum fayda beklentili satış süreci başlıyor. Bu zincirin son halkası satıştır ve en önemli noktasıdır. 

            Sizce bahsettiğimiz büyüklükteki firmalar satış ekibine ya da şirketini nihai tüketiciye yansıtan personellerine gereken önemi veriyor mu? Tüketici aklında marka imajını oluşturan kriterlerin başında personelleri olduğunun farkında mı?  Bu makaleyi yazma sebebim esasında bu sorulara ”maalesef” cevabını veriyor olmamdır. Takdir edersiniz ki bir satış elemanı sahada güler yüzlü olabilmelidir. Etrafına ve içinde olduğu güne pozitif bakabilmelidir. Hepimiz günümüzün büyük bölümünü iş yerlerimizde geçiyoruz ve iş yerinin bize verdiği mutluluk ya da mutsuzluk hayatımızın temasını ister istemez oluşturuyor. Beklentilerini karşılayamayan satış ekibi sahaya mutsuz iniyor, mutsuz satışçının ne sattığının önemi yoktur, satamaz. Markanın ya da ürün işlevselliğinin hiç bir önemi kalmaz.

satış

            Bu konuda kalıplaşmış bir hikaye bile vardır paylaşmak isterim ”yüzü hiç gülmeyen asabi bakkal balın en iyisini getirip komşusundan daha ucuza satmak istemiş. Fakat dükkanına uğrayan yokmuş. Bu arada güler yüzlü, hoş görülü komşusunun dükkanı dolup taşmaktaymış. Canı iyice sıkılan asık yüzlü bakkal, bu işin sırrını araştırmaya karar vermiş. Derdini işinin ehli bir tüccara açmış: bunu hikmeti nedir diye sormuş. O da bakkalın hiç gülmeyen suratına bakıp: ”Evlat” demiş. ”Sen bal satıyorsun ama suratın sirke satıyor, tabi ki sana kimse gelmez.” demiş. 

       Demem o ki doğru ürün seçimi yeterli olmuyor, iyi izlenim bırakma çabaları ilk önce firmaların kendi içinde başlamalı. Büyüyüp gelişmenin birinci kuralı bu olmalı.

Ülke Markalaması ve Futbol

Günümüz küresel ticaretinde tüketiciler maruz kaldıkları bilgi bombardımanında seçici algılama oluşturma yeteneği geliştirmiştir. Piyasa içerisindeki her türlü ürünün kendi kategorisinde olan ya da olmayan tüm ürünlerle rekabete girmek zorunda olması artık ülkelerin küresel piyasalarda pazar payının yanı sıra “zihin payını” da arttırması gerekliliğini ortaya koymuştur. Çünkü algıda seçiciliğin bir yetenek haline gelmesiyle insanların zihninde menşei ülkeyle çağrışım kurabilecekleri zihin payına da gereksinim duyulmaktadır.

Zihin payını arttırmanın da çeşitli yolları vardır. Yaratıcı pazarlamacılar hayatın hemen her alanını kullanarak pastadan daha fazla pay almayı başarabilmektedir. Yaşadığımız popüler kültür çağında öyle bir alan var ki her ülkede hemen hemen her kişiye ulaşması en muhtemel mesaj kanalı:

Futbol sektörü…

200’ü aşkın ülkede 301 bin kulüp ve 250 milyon aktif oyuncusu bulunan dünyanın en ilgi çekici sporu ve en büyük endüstrilerinden biri. İşin ekonomik yönü ele alındığında söyleyecek çok fazla şey var.Bunun dışında oyuna dâhil olan oyuncu, kulüp yada federasyonların karakterlerini ve kendilerini ifade için kullanabilecekleri çok güçlü bir iletişim kanalıdır. Sadece futbol organizasyonlarının içerisinde olmak dahi, reklam değeri artık milyar dolarlarla ölçülebilen halkla ilişkiler ve tanıtım faaliyetlerini gerçekleştirdiğiniz anlamına gelir.

dünya-kupasi

Halkla ilişkiler, kültürün tanıtımı ve pazarlaması gibi fiiller faydasını hemen göstermeyen ancak popüler kültür çağında uzun dönem getirisi olan faaliyetlerdir. Yani futbol deyimiyle oyunun gizli kahramanıdır. Dört yılda bir düzenlenen ve alanının en büyük organizasyonu olan dünya kupaları ise bu çalışmalar için bulunmaz fırsatlardır.

2014 Dünya Kupasının bitmesinin ardından turnuvanın nakdi boyutu –yayın gelirleri, sponsorlar, turizm vb.-bir kenara yitilirse katılımcı ülkelerin sadece oyun yapılarıyla insanlara gönderdikleri muhtemel olan mesajlar üzerine düşündüm. İşte turnuvadan bazı takımlar ile Türk Milli takımının oyun yapısıyla göndermiş olabilecekleri ülke imajı mesajları:

( Bahsedilen oyun yapılarını ülkelerin markaları, faaliyet gösterdikleri sektörler, sosyal ve siyasi imajları ile bağlantılı düşününüz)

ülkeler

Almanya:Kendisini başarıya götürecek sistemi kurup sabırla beklemektedir. Bu arada kurduğu sistemin disiplinini asla bozmayan ve belirsizlikten kesinlikle kaçınan bir oyun anlayışı vardır. Sağlamcıdır. Oyuncular, görevleri dışındaki işlere karışmazlar, sürprizi sevmeyen ve maçın geleceğini planlayan bir yapıları vardır.

Brezilya: Oyun hemen hemen görsellik üzerine kuruludur. Hareketli geçmesi beklenen maçlarında seyir zevki yaşatabilmek genellikle skorun da önüne geçer. Maçlarda futbolcularının fonksiyonel özellikleri, takımın sembolik faydasını yükseltir. Oyuncularının sempatik tavırları her zaman Brezilya milli takımına da sempati duyulmasına neden olur.

İtalya: Hayal kırıklığı yaratan takımlardan. Ancak her zaman oyuncularının fiziksel görünümüyle, yüksek kondisyon ve performansıyla kötü bir jenerasyona sahip olsa dahi diğer takımları korkutan, başarısı her daim beklenen bir ekiptir.

Arjantin: Tam bir lider takımı. Tarihinin önceki bölümlerinde de öyleydi. Ne yazık ki tam 24 yıl önce “Maradona ve Arkadaşlarının” yaşadıkları, “Messi ve Arkadaşlarının” makûs talihi oldu. Kişisel yetenekler üzerine kurulu oyun stratejileri, final maçına kadar taşımasına karşın, bir sistem ve takım oyunu ekibine yenildiler.

Türkiye: Her an sürprizlere açık olmanız gerekir. Hiç beklenmedik zamanlarda büyük zaferlerde alabilir, mahalle takımlarına da yenilebilir. Ancak her türlü durumda taraftarlarına son dakikaya kadar umut verdiği maçların sayısı azımsanamaz. Çöküş sürecine giren ve yerle yeksan olan ülke futbolu her an küllerinden doğup dünya derecesi alabilir. Oyun içerisinde futbolcularının belirli bir uzmanlığı yoktur. Boş olan her alanda oynayabilir. –hücum oyuncusu kaleye geçip ektili kurtarışlar yapabilir ya da savunma oyuncuları hücum oyuncularından çok gol atabilir-

sevincten-ucanlar

Almanya’dan bir anekdotla bitirelim.

2008 Avrupa futbol şampiyonasında final oynayan Almanya’nın yanında yarı final oynayan bir Türkiye var. Turnuva sonunda derecelere sevinen Alman ve Türk taraftarları gözlemlediklerinde Almanlar, sevinmeyi bilmedikleri ve bundan sonra Türkler gibi sevinmeleri gerektiğini düşünüyorlar ve harekete geçiyorlar. Artık bu tip özel günlerde ve organizasyonlarda önceden ceza nedeni olan fazla ses çıkarma, arabaların camlarından sarkma, yüksek müzik sesi gibi hareketlere ceza yazılmamaya başlanıyor.

Ne diyelim…

Alman kültürünün etkisinde büyüyen bir neslin ardından biz de Almanları bir şekilde etkileyip eğlence kültürümüzü pazarlamayı başarmışız.