Merve Ceren Balcı

Influencer Days – Web Analytics 21 Şubat’ta Pazarlama Etkinliği

web-analytics-pazarlama-etkinliğiDigital Analytics ekseninde şekillenen “Web Analytics” kavramı, dijital pazarlama teknolojilerindeki devrimlerle birlikte gelişimini sürdürmektedir. Yapılan pazarlama çalışmalarının performansının ölçümlenmesi, analiz edilmesi ve hedeflenen dönüşümlerin arttırılması için önemli bir  kavram haline gelen Web Analytics, Türkiye’de de gelişimini sürdürmekte ve markalar, pazarlama çalışmalarının optimizasyonu için bu alanda bilgi sahibi uzmanları istihdam etmektedir.

Online dünyadaki hedeflere ulaşmak için uygulamamız gereken stratejilerin yarattığı, Web Analytics 2.0 kavramını,  Türkiye’de bu alanda uzman önemli isimlerle Pazarlama Türkiye Influencer Days’de masaya yatırıyoruz.

Influencer Days – Web Analytics, Pazarlama Türkiye Kurucusu Ender Satıcı’nın, panel öncesi ; “Pazarlama Türkiye’nin Girişim Serüveni” hakkında yapacağı konuşma ile başlayacak ve RevolutionDM CEO’su Yılmaz Bozan, Plan B Media VP of Performance Marketing Cemil Toksöz ve  HYPE Web Analyst & Conversion Optimization Expert Mustafa Esad Tatlıpınar’ın katılacağı panelde Web Analytics konusu ele alınacak.

Herkesin katılımına açık olan ve ücretsiz olarak gerçekleşecek olan etkinlik , Koç Kuluçka Merkezi’nde 21 Şubat Salı günü saat, 18:30-21:00 arasında gerçekleşecek.

Etkinlik Akışı ise Şöyle;

18:30-19:00 – Networking

19:00:19-15- Pazarlama Türkiye Girişim Serüveni – Ender Satıcı

19:15-21:00- Influencer Days- Web Analytics

Dolu dolu Web Analytics konuşulacak bu etkinlikte yerinizi almak için kayıt olmanız gerekmektedir.

Koç Kuluçka Merkezine Ulaşım

Pazarlama Türkiye Nöro Pazarlama Etkinliği Düzenledi

Pazarlama Türkiye olarak 23 Aralık’ta Marmara Üniversitesi’nde Nöro Pazarlama ve Nöro Ekonomi konularını kapsayan bir etkinlik düzenleyerek öğrencileri ve profesyonelleri bir araya getirdik. Etkinlikte Nöro Ekonomi konusunu Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Orhan Erdem, Nöro Pazarlama konusunu ise Neuro Discover’ın CEO’su Kılınç Orhan Erdemir anlattı.
Aynı zamanda Ben Bilmem Beynim Bilir kitabının yazarlarından olan Yrd. Doç. Dr. Orhan Erdem, sunumu sırasında kitabından detayları da katılımcılarla paylaştı. Katılımcılara birçok soru da yönelten Erdem, cevabı doğru tahmin eden bir kişiye kitabını imzalayarak hediye etti.

pazarlamaturkiye-noro-pazarlama

Kılınç Orhan Erdem ise sunumu sırasında Nöro Pazarlama’nın tanımını, amaçlarını ve araştırmaların hangi yöntemlerle yapıldığını katılımcılarla paylaştı.
Etkinlik, katılımcıların Erdem ve Erdemir’e yönelttiği soruların aydınlatılmasıyla son buldu.
Pazarlama Türkiye olarak katılımcılardan yoğun ilgi gören Nöro Pazarlama ve Nöro Ekonomi etkinliğini önümüzdeki aylarda yeni katılımcılarla da buluşturacağız.

Markalar İçin Star Wars’lu İçerik Oluşturma Vakti!

Son günlerde dünya ile birlikte Türkiye’nin de gündemine oturan Star Wars serisinin son filmi ‘Güç Uyanıyor’ markaların da yakın markajında. Markalar Star Wars’lu içerik oluşturmaya ilk gün itibariyle başladı bile. Fakat hazır olun bu daha başlangıç, önümüzdeki günlerde çok daha yoğun bir şekilde karşımıza çıkacaklar. İddia ediyorum, Star Wars’lu içerik oluşturmayan yani gerçek zamanlı pazarlamaya başvurmayan marka pek kalmayacak gibi!

Gerçek Zamanlı Pazarlama

Gerçek zamanlı pazarlamanın günümüzdeki yaygın kullanımı; markaların gündem takibi yaparak ilgi çekici ve popüler olayları yakalaması, anlık refleks geliştirip konuyla ilgili içinde markasını da barından içerik üretmesi ve genellikle sosyal medyadan servis etmesi şeklindedir. Gerçek zamanlı pazarlamada en önemli husus adından da anlaşılacağı gibi zamanlamadır. Normal koşullarda gündem takibi yapmasına gerek olmayan markalar bu sebeple sosyal medya ve diğer tüm kanallardan hedef kitlenin ilgisini çekebilecek olayların izini sürmeli ve içeriklerini konuya olan ilgi dağılmadan yani doğru zamanda, tüketicinin ihtiyaç duyduğu anda paylaşmalıdır. Ayrıca gerçek zamanlı pazarlamada konuya dair ilk örnekler her zaman daha çok etkileşim alır ve beğenilir, sona kalan markalar ise eleştiri oklarını genellikle üzerine çeker. Gerçek zamanlı pazarlama yaparak viral bir yayılma hedefleniyorsa yaratıcı ve bir esprisi olan içerik oluşturulmasına da özen gösterilmelidir. Sırf diğer markalardan geri kalmamak için oluşturulan ama ilgi çekici bir yanı ve esprisi olmayan içerikler başarısız olmaya mahkûmdur.
Aslında markaların gündemi takip ederek popüler konularda içerik oluşturabilme refleksi başlarda takdire şayandı. Birçok marka bu gücü erken keşfederek sosyal medya için popüler konulara yönelik, eğlenceli içerikler de oluşturdu. Örneğin Nasa’nın Plüton’a en yakın uçuşunu gerçekleştirmesinin ardından yayınlanan kalpli Plüton fotoğrafı popülerleşince tüm markalar harekete geçerek en eğlenceli Plüton içeriğini oluşturmak için adeta birbirleriyle yarışmışlardı. Aynı şekilde tüm Türkiye’de krize sebep olan elektriklerin kesilmesinin büyük yankı yaratmasıyla durumu fırsata çevirmek isteyen birçok marka konuyla ilgili esprili içerikler üreterek güzel tepkiler de almışlardı. Tabii kervana sırf geri kalmamak için içi boş içerik üreterek katılanlar ise alay konusu olarak sınıfta kalmışlardı. Markaların yerli yersiz her konu için gerçek zamanlı pazarlamaya başvurması işin sihrini de alıp götürmüyor değil tabii.

Şimdi Star Wars Zamanı

Şimdi ise çanlar Star Wars için çalıyor ve markalar içeriklerini bu konuda üretiyor. Ancak Star Wars daha şimdiden tüketicinin karşına fazlasıyla çıktığı için, markaların oluşturduğu bu içeriklerin nasıl tepki alacağı da merak konusu. Bu sebeple markalar, oluşturduğu içeriklerin hedef kitlenin ilgisini çekebilecek nitelikte, esprili ve kaliteli olmasına mutlaka dikkat etmeli. Aksi halde markalar, yoğun bir şekilde bu içeriklere maruz kalarak sıkılan hedef kitleye antipatik gelerek şimşekleri üzerine çekebilir.

Şimdi markaların Star Wars’lu içeriklerini yorumsuz olarak sizlerle paylaşıyorum.

1. haribo 2. çokoprens 3. algida 4. çamlıca 5. çiçek 6. magnum 7. oneo 8. rexona 9. nestle damak 10. watsons 11. icetea 12. FullSizeRender 13. flormar alfemo bmw bosch cafecrown carrefoursa domestos familia finansbank garanti golfroko intel lcw mediamrkt mng nudo opet samsung superonline toyoto vitringez

Eşref Saatinde Pazarlama

İnsanların bir eşref saati bir de eşek saati vardır der eskiler, bilir misiniz? İşte bu eşref saatinde yakaladığımız insanlar olaylar karşısında uyumlu ve naifken, eşek saatinde rastlaştığımızda aynı olaya aşırı tepki verebilirler. Bu sebeple zamanlama hayatın içinde majör bir öneme sahiptir diyebiliriz. Tıpkı hayat gibi pazarlamada da zamanlamanın önemi yadsınamayacak kadar büyüktür.
Markaların içerik editörlerinin de sosyal medya gönderileri için en uygun zaman dilimlerini belirleyip, paylaşımlarını bu zamanlarda yapmaya özen gösterdiğini artık hepimiz biliyoruz. Zira bu zamanlama sayesinde içerikten alınan dönüşümün arttığı da ölçümlemelerle belirlenebiliyor. Yine aynı şekilde e- mail pazarlaması için tüketiciye maillerin hangi zaman diliminde gönderildiği de oldukça önem arz ediyor. Ancak bahsetmek istediğim asıl husus; kampanya sonrası paylaşılacak gönderilerin zamanlamasından ziyade, pazarlama kampanyasının zamanlamasıyla ilgili.
Hatırlarsanız 2003 yılında SARS salgını Çin’de başladı ve 2006 yılına kadar da 800 kişi bu virüs yüzünden hayatını kaybetti. Bu durum evrensel bir kriz olarak birçok ülkeye sirayet etti. Çoğu ebeveyn kendilerini ve çocuklarını bu hastalıktan korumak için önlemler almaya başladı. Tam bu noktada tüketicideki bu ‘korku’ hissi tespit edildi ve böylece ilgili markaların ekmeğine yağ sürülmüş oldu. Çünkü birçok pazarlama faaliyeti tüketicilerin korkularından beslenir. Örneğin ‘dişlerinizi kaybetmek istemiyorsanız X markası kullanın’ gibi bir reklam, içimizde bir yerlerde dişlerimizi kaybetme korkusunu ateşler ve bizi satın almaya teşvik eder. İşte bu Sars vb. virüslerin ardından evrensel bir krizi fırsata çevirebilen markaların en başında el temizleme jeli markası olan PURELL geliyor (Lindstrom, 2011).purell1
Ne yazık ki antibakteriyel el jeli olan Purell’in insanları SARS vb. virüslerden koruma gibi bir sihri yoktur. Sars gibi virüsler öksürme ile havaya yayılan damlacıklarla da yayılıyor. Böyle bir durumda basit bir antibakteriyel jelden kahramanlık beklemek mantıksız olacaktır. Ancak insanların içindeki korkuların ateşlenmesiyle birlikte markanın durumu keşfedip ateşi körüklemesi bir oldu. Sonuçta 2009 paniğinin ardından Purell’in en çok satan antibakteriyel jel olarak satışlarını yüzde 50 arttırdığı görülüyor (Lindstrom, 2011). Konuya Uğur Batı’nın kitabından bir alıntıyla devam etmek isterim; “Su ve sabun her zaman Purel’den daha sağlıklıdır ama korku ve endişeyi su ve sabun yıkayamaz.” Batı, aynı zamanda Purell’in ilginç bir şekilde kuş gribi, domuz gribi gibi tüm hastalıkları üç gün önceden bildiğini ve büyük bir WOMM etkisi yarattığına da kitabında yer veriyor (Batı, 2015).
Peki, Purell küresel ölçekte yaşanan bu virüs krizlerini nasıl fırsata çevirdi? Aslında marka, ölümcül hastalıklardan korunmanın yolunun Purell kullanmak olduğunu tüketiciye doğrudan iletmedi ancak verdiği mesajların alt metninden tüketici bu yorumu çıkardı. Purell küresel bir virüs krizinin hemen ardından web sitesinde şu mesaja yer verdi; “Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne (CDC) göre kendinizi domuz gribinden korumanın yollarından biri, ellerinizi temiz tutmaktır. CDC’nin tavsiyeleri arasında ellerinizi su ve sabunla yıkamak, bunların bulunmadığı durumlarda ise alkol bazlı bir el temizleme jeli kullanmak da bulunmaktadır” (Lindstrom, 2011).
Görüldüğü gibi ‘Purell kullanarak virüslerden korunun’ gibi bir ifade olmasa bile alt metinde ürünü kullanarak hijyen sağlandığı ve böylece kişilerin virüslerden korunduğu mesajı veriliyor üstelik olaya CDC gibi bir sağlık kurumu da dahil edilmiş ve güvenilirlik sağlanmış durumda. Marka bu mesajın yanı sıra krizin yaşandığı dönemde piyasaya bir sürü yeni ürün çeşidi de sunuyor. Ve bu kriz döneminde hastalıkla savaşmanın yolunun ürünleri kullanmaktan geçtiğini tüketiciye benimsetmeye çalışıyor (Lindstrom, 2011).Purell-Advanced-Hand-Sanitizer
Sağlık krizinin ardından yayınlanan bu içerik ve devamında gelen destekleyici pazarlama çalışmaları tüketicinin korku hissinden de faydalanarak markanın yüksek satış oranına ulaşmasını sağlamış ve satışlar % 50 artmıştır. Küresel bir sağlık krizinin öncesinde Purell gibi bir marka web sitesinde benzer bir uyarı mesajı yayınlasa sizce tüketiciden bu denli büyük bir dönüş alabilir miydi? Varmak istediğim nokta işte tam da burasıydı, bazı hamleleri ne zaman yaptığınız düşündüğünüzden daha da önemlidir. Markanın küresel ölçekte yaşanan bu krize karşı geliştirdiği anlık refleks Purell’in pazardaki yerini güçlendirdi.
Bir ürünü / hizmeti tüketiciye doğru zamanda pazarlamak, hamleleri doğru yerlerde atmak gereklidir. Aslında İzmir’de ve Bodrum’da Suriyeli mültecilere can yeleği satan küçük esnafla, sağlık krizinin ardından Purell’e misyon yükleyerek tüketiciye pazarlayanlar aynı zihniyete sahipler diyebiliriz. Evet, mülteci sorunu pek etik bir örnek olmadı belki ama konuyu anlamamıza yardımcı olacaktır. En nihayetinde pazarlamada zamanlama meselesine özen gösterildiğinde bir markanın pazardaki yeri güçlenebilir. Bu yüzden markaların gündeme karşı anlık refleks geliştirebilme yetisine sahip olması gerekmektedir. Böylece durumu lehine çevirebilen markalar rüzgarı da arkasına alıp daha hızlı bir büyüme sağlayabilir.

KAYNAKÇA
1. Lindstrom, M. (2011). Brandwashed: Pazarlama ve Reklamcılık Sektörünün Uyguladığı Hilelere Çarpıcı bir Bakış (L. Göktem, Çev.) (ss. 41-44). Optimist Yayınları.
2. Batı, U. (2015). Marka Yönetimi: Vazgeçme Çağında Yüksek Sadakat Markaları Yaratmak (ss. 143-145). Alfa.

Pazarlama Savaşları

Pazarlama bir markanın diğer markaları alaşağı ederek savaşta galip gelmek için başvurduğu yöntemler bütünüdür. Bu sebeple pazarlama bir markanın diğer markalarla mücadele etmek için onlara yönelttiği silah olarak da tanımlanabilir. Bu savaşın cepheleri ise markalardır. Her cephe satış amacına ulaşmak için pazarlama silahını kullanmaktadır. Ardı ardına patlayan silahlar tüketiciyi ikna etmek için kullanılır. Çünkü tüketici bu savaşın galibini belirleyen tek yetkili mercidir. Ancak bu kanlı savaşa dahil olmadan da savaşın galibi olmak mümkündür.

Bu yol W. Chan Kim ve Renee Mauborgne adındaki iki profesör tarafından Mavi Okyanus Strateji’sinde anlatılmaktadır. Kim ve Mauborgne’ye göre okyanus mavi ve kırmızı olmak üzere ikiye ayrılır. Kırmızı okyanus tahmin edilebileceği üzere pazardan pay almak için cephelerin yoğun bir şekilde savaştığı, mücadele ve rekabet uğruna nice kanların aktığı kırmızı sulardır. Kırmızı okyanusta her açılan yeni cephe savaşı daha da kızıştırmakta, diğer cephelerin karlarını azaltmaktadır. Burada tüm kurallar ve sınırlar da bellidir, üstelik tüm köşe başları da kapılmıştır. Yapılacak en iyi şey ise cephelerin payından pay almaya çalışmaktır.

Mavi okyanus ise henüz keşfedilmemiş, rekabete açılmamış, uğruna mücadelenin olmadığı bakir sulardır. Mavi okyanusta bir pazar boşluğu bulunarak yeni bir talep yaratılmaktadır. Burada rakip de rekabet de savaş da yoktur. Henüz içinde yüzülmemiş bu mavi sularda kuralları ilk siz koyar, pazarı ilk siz şekillendirirsiniz.

maviokyanusTabii ki mavi okyanusta yer almak isteyen cephenin işi pek de kolay değildir. Bu mavi okyanusa açılmanın yolu, uzun araştırmalar sonucu tüketicinin taleplerini ve ihtiyaçlarını belirlemek ile inovasyonlara açık olmaktan geçmektedir. Eğer müşteriye pazarda mevcut olan üründen daha iyisi ya da daha ucuzu yani bir anlamda daha cazibi sunulamayacaksa o ürünü üretip kanlı arenaya girmek, markanın silahı kendi kafasına sıkıp intihar etmesinden başka bir şey değildir. Bu yüzden her cephe kanlı kızıl okyanustaki savaşa katılmadan önce o pazarda şansının olup olmadığını derinlemesine analiz etmelidir. Ya da gerekli araştırma ve analizi yaptıktan sonra pazardaki rakiplerinden farklılaşarak doğrudan mavi okyanusa yelken açmalı; sınırlarını kendisinin belirlediği yeni bir pazarda serin ve berrak sularda yüzmelidir.

En nihayetinde şunu söylemek istiyorum; eğer diğer markalardan daha cazip bir şey sunamayacaksanız, kanlı savaşa dahil olup markanızı imha etmeyin, farklı fikirlerle pazara bir yenilik getirmek için tüketicinin keşfedilmemiş ihtiyaçlarını belirleyip adımlarınızı da bu doğrultuda atın. Savaşmak yerine, savaşmadan galip olmanın yollarını bulmak sizi hiç yara almadan lider yapacaktır. Aksi halde kırmızı okyanusta boğulmaktan kurtulamazsınız.

Ters İnovasyon

İnovasyonun genellikle gelişmiş ülkelerde doğup gelişmekte olan ülkelere yayılmasına alışılmıştır. Gelişmiş ülkelerdeki zengin müşterilerin en iyi olana yetecek alım güçleri ve istekleri mevcuttur. Müşterilerin bu istek ve arzuları teknolojiyi hızla geliştirmekte ve bir süre sonra bu teknolojinin yararları diğer ülkelere yayılmaktadır.

Genel algıya göre gelişmekte olan ülkelerin inovasyon gereksinimleri yoktur. İhtiyaç duyduklarında, güçleri yettiğince zengin ülkelerden ithal etmeyi tercih ederler. Ancak zengin ülkelerde işe yarayan ürünlerin gelişmekte olan ülkelerdeki müşteri gereksinimlerini karşılayamaması durumunda ters inovasyon devreye girer.
reserve-inovationTers inovasyon; ilk önce gelişmekte olan ülkelerde uygulanan daha sonra ise gelişmiş ülkelere geçen her türlü inovasyon olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu ürünün belli koşullar altında yeni, beklenmedik ve uzun zamandır görmezden gelinmiş bir değer sunuyor olması, ters inovasyonu tetiklemektedir.
Ters İnovasyon denildiğinde akla gelen sorulardan biri gelişmiş bir ülkenin gelişmekte olan bir ülkenin ürününe/hizmetine neden ihtiyaç duyacağıdır. Hem de iki dünya arasında; performans, altyapı, sürdürülebilirlik, yasal düzenleme ve tercihler gibi 5 temel ihtiyaç farkı bulunurken.
Gelişmekte olanla gelişmiş olan ülkeleri ayıran 5 büyük ihtiyaç farkı ve bu farkı kapatan eğilimler şu şekilde sıralanmaktadır;

1.Performans Farkı; Gelişmekte olan ülkeler düşük maliyetli, yeterli performans verebilen, görülmemiş ve yeni teknolojilere meraklıdır. (Nokia’nın 5 $’lık telefonu) Zengin ülkelerde daralan bütçeler düşük fiyatlı telefon seçeneklerini düşündürmektedir. Teknolojik gelişmeler, performansı zengin müşterilerin de ilgilenebileceği noktaya yükseltir.

2.Altyapı farkı; Zengin uluslarda altyapı zaten inşa edilmiş, gelişmekte olan ülkelerde ise yapım aşamasındadır. Bu sebeple gelişmekte olan ülkelerde son teknoloji çözümleri anında uygulanabilir, yerleşik altyapısı bulunan zengin ülkeler ise eskiye bağlı kalır.

3.Sürdürülebilirlik; Yoksul ülkeler gelecek kuşağa yönelik çevreye duyarlı çözümlere zengin ülkelerden daha heveslidir. (Çin’deki elektrikli arabalar)

4.Yasal Düzenleme; Gelişmekte olan ülkelerde yasal düzenleme sistemleri az gelişmiştir. Bu nedenle yeni ürünler yasal düzenleme engellerinden daha rahat geçmektedir.

5.Tercihler; Her ülkenin kendine özgü zevk ve tercihleri vardır. Örneğin Hindistan’da PepsiCo’nun geliştirdiği Amerikalının hiç yememiş olduğu mercimek bazlı ürün gelişmiş ülkelerde de ilgi çekmiştir.

gatoradeGatorade

2001 yılından beri PepsiCo bünyesindeki Gatorade, Florida Üniversitesi’nin futbol takımı Gator’un oyuncularının yitirdikleri sıvıyı geri kazanması için antrenörler tarafından okulun araştırma laboratuvarına yaptırıldı. PepsiCo’nun bilimden sorumlu başkanı Mehmood Khan hikâyenin 1960’larda Bangladeş’te yaşanan kolera salgınına dayandığını söylüyor. Hastaların vücut sıvılarını kaybetmemesi için hazırlanan havuç suyu, hindistancevizi suyu, pirinç suyu, kurutulmuş muz ve keçiboynuzundan oluşan karışım bir tedavi yöntemiydi. Salgın tedavisi için Bangladeş’e giden doktorlar İngiliz Tıp Dergisi Lancet’te bu konuya yer ayırdı. Florida Üniversitesi’ndeki doktor da bu yöntemden faydalanarak sporcu içeceklerini geliştirdi.

wallmartWal Mart

Perakende devi Wal Mart Orta ve Güney Amerika gibi gelişmekte olan piyasalara girdiğinde inovasyon yapması gerektiğini anladı. Şirket Meksika, Brezilya ve Arjantin’de yaygın olan küçük ve samimi perakende mağazalarının benzeri bir Wal Mart açtı çünkü küçük Wal Mart yerel kültürün ihtiyaçlarını karşılıyordu. Daha sonra ise Küçük Wal Mart konseptini Birleşik Devletlere geri getirdi çünkü orada artık büyük dükkan pazarı doymuştu. Büyük 2 dükkan yerine küçük ama şehrin her yerine dağılmış dükkan konsepti oldukça iyi sonuç verdi.

GE Kardiyoloji Cihazı

Ters inovasyonun yoksul ülkelerin yükselişini zenginlerin ise çöküşünü hızlandırması mümkündür. General Electric CEO’su Jeffrey Immelt bu durumu şöyle özetliyor, ‘Eğer yoksul ülkelerde inovasyon yapıp küresel hale getirmezsek, inovasyonu gelişmekte olan ülkelerdeki yeni rakiplerimiz yapacaktır’.
GE Sağlık mühendislik ekibi Hindistan’daki doktorları ziyaret ederken GE’nin Hindistan’da üretimini yaptığı elektrokardiyogram (EKG) cihazının hiç kullanılmadığını, onun yerine yerel markaların tercih edildiğini gördü. GE gelişmiş ülkelerde zirvedeyken kırsal kesimde oyuncu bile değildi. Gelişmiş ülkelerde doyma noktasına ulaştığından büyümenin geleceği yer olan gelişmekte olan ülkelere yönelmek çok mantıklıydı. Ve bir gün yerelden çıkan bir üretici küresel bazda ona rakip olabilirdi bu yüzden ürün geliştirmeye başladı.
ge-kardiyoloji-cihaziGE Sağlık cihazları Hindistan piyasası için çok pahalıydı, kullanılması, onarımı ve taşınması da zordu. GE Sağlık bu amaçla Hindistan için MAC 400’ü geliştirmeye başladı ve düşük maliyetli, kolay taşınabilir, yerel elektrik sorununa karşı batarya gücü ile çalışabilen, eğitim seviyesi sebebiyle kullanımı, bakım ve onarımı çok kolay olan bir cihaz geliştirdi. Bunu yaparken de var olanı geliştirmek yerine sıfırdan yeni bir ürün oluşturdu. 2007’de piyasaya çıkarılan cihaz çok kısa sürede Hindistan’da kendini kanıtladı. Gelişmiş ülkelerin de dikkatini çekerek orada da Pazar payının yarısına sahip oldu.
“Gelecek Evden Uzakta”
Ters inovasyon kavramının öncülüğünü yapan Vijay Govindarajan, inovasyon yapmak isteyen şirketlerin kendi arka bahçeleri kadar, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçları konusunda da meraklı olmaları gerektiğini söylemektedir. Govindarajan’ın da dediği gibi gelecek evden çok uzaklarda olabilir.

KAYNAK
Govindarajan, V. ve Trimble, C. (2013). Ters İnovasyon. Modus Kitap.

İçerik Pazarlamasının 6 Kuralı

Markalar sağı solu reklamlarla çevirip tüketicinin ilgisini çekebileceğini zannederek ne kadar da yanılıyor! Tüketicinin önüne her konulanı tüketecek kadar saf varlıklar olduğunu düşünen bu markalar isterse sonsuz sayıda outdoor ve indoor reklam yaysın dört bir tarafa, eğer bu reklamlar tüketiciyi çekecek sihre sahip değilse boşa kürek çekilmiş olacaktır.
Tüketici artık etrafındaki sayısız reklama karşı körleşmektedir. Sadece bir sektördeki bir marka bile her gün onlarca reklam yayarken, tüketicinin bu içerikleri bilinçli bir şekilde tüketmesi pek de mümkün değildir. Bir tüketici düşünün; sabah TV’de reklamlara denk gelen, radyoyu açtığında reklam dinleyen, yolda yürürken billboardların önünden geçen ve internette bannerlarla karşılaşan… Sizce ne kadarını bilinçli bir şekilde dinliyor, anlıyor ve gerçekten tüketiyordur? Ya da kendi deneyimlerinize dönüp bakın koskoca gün içinde sayısız reklamla karşılaştıktan sonra aklınızda ne kadarı kaldı, ne kadarı sizi etkiledi, ne kadarı satın almaya yöneltti? Kendi deneyimlerimden yola çıkacak olursam; etrafımda onlarca reklam varken bana dokunan reklamların dışındakileri duyduğum / baktığım halde tüketmiyorum diyebilirim. Bu sihirden yoksun içeriklere baktığımı ama görmediğimi ya da onları duyduğumu ama dinleyemediğimi fark edeli nice zaman geçti, eminim siz de fark etmişsinizdir. Lakin markalar henüz duruma pek de ayılmış değiller.
Bu reklam körlüğünün önüne geçebilmek ve içeriğe sihir katmak için markaların öncelikle içerik pazarlamasını keşfetmesi gerekmektedir.
İçerik Pazarlaması
İçerik kısaca yazılı, sesli, görsel ürünler olarak tanımlanmaktadır. Handley ve Chapman’a göre içerik “Yaratılıp bir web sitesine yüklenen her şeyi ifade eden kapsamlı bir kavramdır: sözcükler, görseller, araçlar ve orada bulunan diğer şeyler. Hakkımızda sayfası, sık sorulan sorular (SSS), ürün bilgisi sayfaları, vs.” (s.35).
İçerik pazarlamasında öncelikle bir hedef kitle belirlenmeli ve bu hedef kitlenin istek ve beğenileri göz önüne alınarak tüketiciye değer katacak her türlü içerik doğru mecralardan iletilmelidir (Penpece, 2013, s.48). Tüketiciye değer katan içerik; eğitici ve eğlenceli olmalı, tüketicinin bir problemine çözüm bulmalı ve faydalı bilgiler sunmalıdır. Markaların mesajları ancak bu yöntemle tüketici tarafından fark edilebilir ve tüketilir.

İyi İçeriğin Kuralları Nelerdir?

Yayıncı Gibi Davranılmalı

Yeni internet yayıncılığında önemli olan doğru zamanda doğru kişiye ilgili içeriği iletmektir. İçerik pazarlamasında da stratejiyi sağlıklı oluşturmak için tıpkı yayıncılar gibi hareket etmek gerekmektedir. Bir yayıncı için önemli olan hedef kitlenin doğru tespit edilmesi ve bu kitlenin ihtiyaçlarına yönelik içeriklerin oluşturulmasıdır (Scott, 2008, s.59). İçerik pazarlamasında da tüketicileri tanımak, ihtiyaçlarını tayin etmek ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda içerik yaratıp ilgili tüketiciye ulaştırmak gerekmektedir (Handley ve Chapman, 2012, s.18).

 

İçerik Özgün Olmalı

Markalar tüketici ile iletişime geçerken kendilerine özgü ses tonuyla konuşmalıdır. Başarıya ulaşmak isteyen marka diğer markalardan farklılaşarak kendi parmak izini bulmalıdır. Sosyal ağlarda paylaşılan içerikler de diğer markalarınkinden ayrışmalı kendi tonunu bulmalıdır. Ağır şirket dili yerine samimi ve aynı zamanda kurumsal bir tona sahip özgün bir dil tüketicinin ilgisini çekmektedir (Handley ve Chapman, 2012, s.68). Markalar hitap ettikleri kitlenin anlayacağı dilde, sade ve samimi içerikler üretmelidir. Kitleye tepeden bakan, sektörel jargonlar kullanan ve tüketicinin diline inemeyen markaların ürettiği içerik etki yaratmaktan acizdir. Kurumsal görünmek uğruna üretilen resmi içerikler tüketicinin o markayı sıkıcı olarak görmesine sebep olabilir. Bu yüzden markalar içerik pazarlaması yaparken kendi özgün kurallarıyla oluşturduğu samimi ses tonunu kullanırsa tüketici de markayı hem arkadaş gibi hem de profesyonel bir marka olarak görebilir. Sosyal mecraların yapısı gereği sıkıcı markalar tüketiciyi bir adım geriye itebilir.
Bu sebeple içerikleri oluştururken dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri eğlence içerikli olmasıdır. Eğlenceli içerikler yaratmak sanılanın aksine markanın kurumsallık algısını zedelemeyecektir, o markanın profesyonelce tüketicinin isteklerine cevap verebildiği görülecektir (Handley ve Chapman, 2012, s.71-75).
İçerikle pazarlama yaparken sosyal mecralarda özgün bir sese sahip olmak için bir diğer önemli unsur ise marka kişiliğinin net olması ve üretilen ya da paylaşılan içeriklerin markanın kişiliği ile çelişmemesidir. Tıpkı insanlar gibi markaların da kendilerine özgü kişilikleri vardır. Bu sebeple markalar kişilikleriyle tezat düşecek adımlar atmamaya dikkat etmeli, tutarlı hareket etmelidir. Tüketici, karşısında gerçek bir insan gibi kişiliği olan bir marka gördüğünde o marka artık özgündür (Handley ve Chapman, 2012, s.78-85).

Çığırtkanlık Yapmamalı

İçerik pazarlamasının en ayırt edici özelliği markaların mecralarda ürün veya hizmete vurgu yapan içerikler üretmesi yerine; kaliteli, tüketiciye değer katan, tüketicinin problemlerine ışık tutan içerikler paylaşmasıdır. Müşterilerinin sorunlarını iyi tahlil edip, konuyla ilgili aydınlatıcı bilgi sağlayan ve problemlere çözüm üreten bir marka aynı zamanda tüketici gözünde fikir danışılan bilirkişi konumuna erişmiş olur. Bu konuya en uygun örneklerden biri Procter & Gamble’ın ebeveynlere sağladığı faydalı içeriklerdir. Sosyal mecrada tüketici sorunlarını teşhis eden marka, bebek sahibi olan ailelere ebeveynlik üzerine tavsiyelerde bulunmaktadır. Ürünle ilgili içerik oluşturmaktan ziyade tüketiciye gerçek anlamda fayda sağlayan bu bilgilerle birlikte tüketici gözünde marka konuyla ilgili bilgi alınabilecek bir kaynak olarak görülmektedir (Handley ve Chapman, 2012, s.113). Otomobil lastiği satan bir firma ürünleriyle ilgili bilgiler paylaşmak yerine, karda güvenli sürüşle ilgili bir e-kitap yayınlayabilir. Bu bilgiler ışığında tüketici markayı düşünce lideri olarak görür ve satın alma yapacağı zaman bu markaya yönelir. Düşünce liderliği tüketiciye aylık gönderilen e-posta bültenleriyle, sesli ve görüntülü seminer olarak adlandırılan Webiner aracılığıyla, hedef kitlesi sesli içerikleri tercih edenler için Pod yayınlarıyla veya en basit şekliyle video içeriklerle de yapılabilir (Scott, 2008, s.155-157).

İçerik Hikaye Anlatmalı

Handley ve Chapman (2012), iyi içeriğin nasıl hikâye anlatması gerektiğini şu şekilde açıklıyor; “İnsanlar ürünlerinizi nasıl kullanıyorlar ve o ürünler insanların yaşamlarına nasıl değer katıyor, sorunlarını nasıl hafifletiyor, zorlukları göğüslemelerine nasıl yardımcı oluyor ve gereksinimlerini nasıl karşılıyor” (s.115). Anlatılan hikaye gerçeklere dayanmalıdır. Gerçek bir hikâyeye yer verilerek tüketicinin ürünle olan gerçek deneyimi, ürünün yaşamındaki değeri anlatılabilir. Hikâyede insanların kendileriyle bağdaştırabileceği gerçek insanlara da mutlaka yer verilmelidir. Bir diğer hikaye yaratma kuralı üretilen içeriğin tutkuyla üretilmesidir böylece tüketici de aynı tutkuyla içeriğinizi paylaşabilir ancak markanın özen göstermediği bir içerik tüketici tarafından da kabul görmeyecektir. Hikaye yaratılırken dikkat edilmesi gereken kurallardan biri de hikayenin orijinalliğidir, hikaye sıradan ve bilindik konular yerine farklı konuları içermelidir. Son olarak hikaye yaratırken içinde şaşırtıcılık unsurunun olmasına dikkat edilmelidir. Şaşırtıcılıktan yoksun hikayeler tekdüze ve bilindik olduğundan tüketici için ilgi uyandırmayacaktır, ancak şaşırtıcı hikayeler merak seviyesini yüksek tutarak tüketicinin ilgisini sabitleyecektir (Handley ve Chapman, 2012, s.115-118).

İçerik Özgürce Uçabilmeli

Üretilen içerik ne kadar harika da olsa eğer kimseye ulaşamıyorsa markaya hiçbir getirisi olmayacaktır. Bu sebeple iyi içerik yaratmanın en önemli kurallarından biri onları görülebilir, erişilebilir ve paylaşılabilir kılmaktır. Aksi halde içeriği kendiniz üretir, kendiniz tüketirsiniz. İçeriğin yayılır olması için ilk önce kolayca bulunabilir olması gerekmektedir. Bunun için optimizasyon dışında yapılabilecek daha kolay bir yöntem; üretilen içeriğe arama yapılırken kullanılan muhtemel anahtar kelimeleri yerleştirmektir. Bir diğer kural ise içeriğin erişilebilir olmasıdır. Bunun için yapılması gereken içeriğin farklı işletim sistemli mobil cihazlarda da erişilir olduğunu test etmektir. Ayrıca içeriğe ulaşmak için kayıt gerektiren sayfalar da erişimi zorlaştırmaktadır. Son olarak içeriğin paylaşılmaya elverişli olması önemlidir. Markalar ürettiği içeriğin her türlü sosyal mecrada paylaşılabilir kılmak için gerekli alt yapıyı sağlamalı, paylaşma sürecini en basit hale indirgemelidir. Bu koşulların sağlanması halinde üretilen iyi bir içerik kolayca tüketiciye ulaşacak ve yayılımı artacaktır (Handley ve Chapman, 2012, s.157-162).

Tüketiciyi Dinlemeli

İçerik üretmek birkaç seferlik bir şey değildir, süreklilik gerektirir. Düzenli olarak içerik üretirken de en önemlisi, önceki içerikler hakkında tüketicinin ne düşündüğünü öğrenmek ve buradan yola çıkarak içerikleri güncelleyebilmektir. Web’te ve sosyal medyada marka hakkında konuşulanları dinlemek için, Google Reader, Google Alerts, Search.Twitter.com gibi dinleme araçları kullanılabilir. Ancak daha da önemlisi tüketicinin üretilen içeriğin altında yaptığı yorumlara cevap vererek doğrudan onlarla ilgilenmektir. Sosyal medya üzerinde yapılan yorumlara cevap vermek tüketici için olumlu etki yaratmaktadır. Sosyal medyada tüketicinin sorunlarına çözüm aramak, memnuniyetsiz bir müşteriden özür dilemek, olumlu yorumlara teşekkür etmek tüketiciyi dinlemeye ve anlamaya yardımcı olmaktadır. Markalar tüketicilerini bu şekilde dinler ve iletişim kurarsa marka ve tüketici arasında oluşturulmak istenen bağ kurulmuş olacaktır (Handley ve Chapman, 2012, s.173-179).

Kaynakça
Handley, A. ve Chapman, C. (2012). Dijital Çağda İçerik Yönetiminin Kuralları. İstanbul: Kapital Medya.
Penpece, D. (2013). Dijital İçerik Pazarlaması. Adana: Karahan Kitabevi.
Scott, D. (2008). Pazarlamanın ve İletişimin Yeni Kuralları. İstanbul: Kapital Medya.

Girişimci Ev Hanımları

Telefon artık vücudumuzun bir uzantısı, tablet ise çantadaki selpak mendil misali olmazsa olmazlarımızdan. Gözlerimizi cihazlardan alamamamızın sebebi ise; kullanıcıların teknik donanıma gereksinim duymadan içerik geliştirip, paylaşabilmelerine olanak sağlayan Web 2.0 teknolojisiyle birlikte hayatımıza sağlam bir giriş yapan sosyal paylaşım sitelerinin varlığı.

Murat Kahraman, Sosyal Medya 101 adlı kitabında; Web 2.0 öncesi medya iletişiminin etkileşimden uzak, iletişimden ziyade iletim şeklinde gerçekleştiğini ifade ederek, geçmişin tek yönlü geleneksel medyasına vurgu yapıyor. Web 2.0 sayesinde ise sonsuz sayıda bireysel yayıncıya sahip olduğumuzu aktarıyor. Evet, artık hepimiz birer yayıncıyız!

Sosyal medyayı vakit öldürmek için kullanılan, içi boş bir eğlence aracı olarak görenler ne yazık ki hala mevcut ancak işin marka ve pazarlama tarafında olan profesyoneller durumun ehemmiyetini çok önceden fark edip sosyal medya pazarlamasına gereken hassasiyeti göstermeye başlamıştı. Buraya kadar her şey zaten olması gerektiği gibi fakat ilginç olan şu ki, kimse ev hanımlarının sosyal medyayı bir iş kapısına dönüştüreceğini tahmin edememişti.

Altın Gününden Patronluğa Uzanan Yol

Hepimizin aşina olduğu gibi bir zamanlar ev hanımları altın günleri düzenler, en güzel pasta ve böreklerini yaparak arkadaşlarının beğenisini kazanmayı hedeflerdi. Şimdi ise durum sosyal medya etkisiyle değişti; kekler, pastalar Instagram’da paylaşılıp beğeni kazanmak üzere yapılır oldu. Başlarda altın günü misali arkadaşlarına hünerlerini gösterme amacıyla paylaşım yapan bu kadınlar daha sonraları buradan ekmek kazanacaklarını görmüş olacaklar ki artık hepsinin ismi, logosu, ürünü ve takipçisi olan online bir iş yeri var.

calisan-ev-hanimlariÖncelikle hepsi ilgi alanı ve yeteneğine göre kendi iş alanını buluyor; yemek, dikiş-nakış, butik, parti organizasyonu, nikâh şekeri ve sabun yapımı vs. gibi el emeği göz nuru olan her şey diyebiliriz kısaca. Özellikle Instagram üzerinde aktif olan bu kadınlar, siparişlerini buradan alıp, müşterileriyle DM(direct message) üzerinden iletişim kuruyor.

Bu girişimci kadınların, yıllarca pazarlama eğitimi almış profesyonellere taş çıkarır nitelikte kendi pazarlama stratejilerini oluşturduğu da aşikâr. Mesela benzer sayfalarla kafa kafaya verip sayfalarında birbirlerinin tanıtımını yapıyorlar böylece ağları daha da genişliyor.

Hashtag’leri ise olası müşterilerine ulaşmak için çok doğru kullanıyorlar. Resimlerin altına ekledikleri ilgili hashtag’ler sayesinde hedef kitlelerini sayfalarına yönlendirmeyi başarıyorlar.

Kendi geliştirdikleri bir diğer strateji de sayfalarında çekilişler düzenleyerek takipçi sayılarını arttırmak. Üstelik kullandıkları yöntem çok akıllıca; çekilişe katılacak kişiye fotoğraf yayınlatarak hiç fark ettirmeden kendi sayfalarının reklamını yaptırıyorlar.

Girişimci kadınların kendi geliştirdikleri bu pazarlama stratejileri birçok markanın sosyal medya hesaplarında da sıklıkla karşımıza çıkar oldu; artık onlar da kurumsal hesaplarında çekilişler düzenliyor. Birçok markaya ilham kaynağı olan bu girişimci ev hanımlarının önünde saygıyla eğilmek gerek, çünkü çoğu pazarlamacının, marka yöneticisinin yapamadığını sosyal medyanın onlara tanıdığı yayıncılık hakkı sayesinde yapıyorlar.

Kısa bir süre önce Feshane’de girişimci kadınların el emeklerini sergileyip, takipçileriyle görüşmelerine fırsat tanıyan bir fuar organize edildi. Burada ürünlerini sergileyen ve satış yapan girişimci kadınlar Fox Haber’e röportaj verdi. Bu habere göre sosyal medya üzerinden yaptıkları satış ile aylık ortalama en az 20 bin TL kazanan da 7 bin TL kazanan da var. Üstelik bazıları siparişleri yetiştiremediği için yanında 20 kişi istihdam edecek kadar işlerini büyütmüş. Artık onlar sadece ev hanımı değil, kendi iş yerinin patronu.

Sosyal medya araçları sayesinde artık hepimiz bireysel yayıncılara dönüşüyoruz ve böylece fikirlerimizi geniş kitlelere yayma şansına sahip oluyoruz, tabii başarabilirsek. Kim bilir belki de John Naisbit’in dediği gibi; artık yönetim toplumundan girişim toplumuna geçiyoruzdur.

Kaynakça

  1. Kahraman, M. (2010). Sosyal Medya 101 2.0 Media Cat Yayınları.
  2. https://www.youtube.com/watch?v=36ggxdiWlIM
  3. http://tr.wikiquote.org/wiki/Giri%C5%9Fimcilik

E-Bültenimize abone olun:[wysija_form id=”1″]

Çocuklara Yönelik Pazarlama Faaliyetleri

Son yıllarda birçok markanın, kısa ve uzun vadede satışlarını arttırmak için çocuklara yönelik pazarlama faaliyetlerine hız verdiği görülüyor. Birincil hedef kitlesi çocuklar olmayan markalar bile geleceğe yatırım yapmak için çocuklara yöneliyor ve çocukların aklına yerleşebilmek için uğraşıyor. Bugünkü ve gelecekteki varlığını garanti altına almak isteyen bazı markalar ise çocuklara yönelik pazarlama stratejilerine anne karnındaki dönemden itibaren başlıyor.

martin-lindstormÇocuk Kitlenin Segmentasyonu

Doğduğu andan itibaren TV karşına oyalansın diye oturtulan bu kitle, bilinçli ya da bilinçsiz olarak birçok markanın mesajına maruz kalıyor ve küçük yaştan itibaren bu markalarla ilişki kurmaya başlıyor.
18 aylık bir bebek, McDonald’s’ın renklerini tanıyor, 36 aylık bir bebek yaklaşık 100 marka logosunu ayırt edebiliyor ve 10 yaşındaki bir çocuk yaklaşık 300-400 markayı ezberleyebiliyor. (Lindstrom 2011)
John D.R. göre de bireylerin tüketici olarak sosyalleşmesi aile içinde meydana gelmekte ve bu sosyalleşme 3 aşamadan geçerek gerçekleşmektedir.
Buna göre; 3-7 yaş evresi, çocukların algılama evresidir. Bu yaş aralığındaki çocuk marka adlarını fark eder ve ürün kategorileri ile eşleştirmeye başlar. 7-11 yaş aralığındaki çocuk analitik evrededir; sahip olduğu ürünün sosyal anlamını ve önemini öğrenir, marka farkındalığı ise önemli ölçüde gelişir. 11-16 yaş aralığındaki çocuk ise düşünceli evrededir; markalar ve sembolik tüketim hakkında sofistike bir anlayış seviyesine ulaşır. (Koç 2007)

Küçük Tüketicinin Büyük Pazar Payı 

Elden ve Ulukök çocukların kendilerine yönelik tüketimlerde; tüketim biçimlerini ve marka tercihlerini belirleyebilen ekonomik bir varlık olduğunu ifade etmektedir.
TÜİK verilerine göre; 2013 yılı sonunda Türkiye’nin toplam nüfusu 76 milyon 667 bin 864 kişiye ulaştı. Bu nüfusun 18 milyon 849 bin 814’ü 0-14 yaş arasındaki çocuklardan oluşmaktadır.
Nüfusun % 24,6’sını oluşturan 0-14 yaş arasındaki bu çocuklar, ailelerinden aldığı harçlıklarla alışveriş yapma özgürlüğüne sahip olan bireyler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu büyük pazardan pay almak isteyen markalar da çocukları ayrı bir hedef kitle olarak görmekte, bu pazara yönelik strateji geliştirmektedir.
Peggy Orenstein, Cindrella Ate My Daughter adlı kitabında, 6-9 yaş aralığındaki kızların yarısının düzenli olarak dudak parlatıcısı kullandığını, 8-12 yaş grubundaki kızların kozmetik ürünlerine ayda 40 milyon doların üstünde para harcadığını belirtmektedir.(Lindstorm 2011)

Ebeveynlerin Satın Alma Kararına Çocukların Etkisi

Hedef kitlesinde çocuklar olmadığı halde çocuklara yönelik pazarlama faaliyetleri gerçekleştiren markaların nedenlerinden biri çocukların, ebeveynlerinin satın alma kararları üzerindeki güçlü etkisidir.
James U. Mcneal bu durumu şöyle açıklamaktadır; “Spontane yapılan gıda alışverişlerinin yüzde 75’inin arkasında anne babasının eteğine yapışan bir çocuk bulunuyor. Gıda maddesi alan annelerin yarısı, bunu sırf çocuğu istediği için yapıyor. Bir çocuğun içinde bir isteği tetiklemek, bütün ailede aynı şeye yol açıyor” (Lindstrom 2011)
Çocuklar ebeveynlerinin satın alma kararları üzerinde etkili olmak için bir takım taktikler de geliştiriyor; bazen ebeveynleriyle pazarlık ederek, bazen markette rezalet çıkararak, bazen de ebeveynlerinden gizli market arabasına ürün atarak satın alma üzerinde etkili oluyor. (Lindstrom 2011)
Gülden ve Ulugöz ABD’de NBC tarafından yapılan bir araştırma sonucuna makalelerinde şu şekilde yer veriyor; “5-6 yaşındaki çocukların %60’ı okuma yazma bilmedikleri halde bir meyve suyunu, markasını söyleyerek ve bu marka üzerinde ısrar ederek istemektedirler. Her 5 anneden 3’ü çocuklarının isteğini karşılamak amacıyla kullandıkları markalardan vazgeçmektedir”.

Bugünün Çocukları Yarının Müşterileri

Araştırmalara göre 7 yaşına geldiğimizde marka tercihlerimizin çoğu beynimize işlenmiş oluyor. (Lindstrom 2011)  Çocuklara yönelik pazarlama faaliyetlerinin önem kazanmasının bir sebebi de geleceğe yatırım yapmak isteyen markaların tohumları erkenden ekmek istemesidir. Markalar erkenden uyguladıkları bu pazarlama stratejileriyle çocukların aklına yerleşip gelecekteki sadık müşteri kitlesini yaratmayı hedeflemektedir.

cocuk-televizyon-reklamHelsinki’deki İleri Araştırma Merkezi’nden Minna Huotilainen, ceninlerin bellek oluşumunda müziğin güçlü bir role sahip olduğunu, annenin dinlediği müzikten etkilenen ceninin de ileride bu tür müziği tercih edeceğini aktarıyor. Bu yüzden anne karnında dinlenen reklam cıngıllarının çocuğun ileriki yaşamında marka tercihlerini etkileyebileceği söylenmektedir.

Profesör Peter Hepper’ın araştırmasına göre, annelerinin hamilelik boyunca izlediği dizinin jeneriğini duyan bebeklerin huzursuzluğunun azaldığı ve kalp atışlarının hızlandığı görülmüştür.  (Lindstorm 2011)

Lindstorm, Filipinler’de oldukça popüler olan şekerleme markası Kopiko’nun, pediyatristlere bu şekerlemelerden ulaştırarak, kadın doğum servislerine gelen anne adaylarına dağıttırdığını aktarıyor.  Daha sonra ise markanın yeni ürünü olan ‘Kopiko şekeri tadındaki kahveyi’ üreterek piyasaya sürdüğünü, özellikle çocuklar arasında ürünün muazzam ilgi gördüğünü ve Kopiko kahvesi verilen bebeğin mucizevi bir şekilde sustuğunu söylüyor.

SİS İnternational Research’ün 2035 çocuk ve yetişkin üzerinde yaptığı araştırma sonucuna göre gençlerin %56’si çocukluktan hatırladıkları markaları tercih ediyor. Gelecekte sadık bir müşteri kitlesi oluşturmak isteyen güçlü markalar da bu fırsatı değerlendirmeye çalışıyor. Örneğin Gillette geleceğin potansiyel müşterisi olacak çocuklara yönelik bir pazarlama faaliyeti gerçekleştiriyor ve liseden mezun olanlara, “Yetişkinliğe Hoş Geldin” paketi yollayarak tüketicinin şimdiden aklına girmeyi hedefliyor. (Lindstorm 2011)

Sonuç

Pazar payının büyüklüğü, ebeveynlerinin satın alma kararları üzerindeki etkileri ve tüketici tercihlerinin anne karnından itibaren şekillenmeye başlamasının fark edilmesiyle, markalar bugünkü ve yarınki varlıklarını garanti altına almak için çocuklara, hatta anne karnındaki ceninlere yönelik pazarlama faaliyetleri gerçekleştirmeye başladı.

Kaynakça

Elden, M. ve Ulukök, Ö. (2006). Çocuklara Yönelik Reklamlarda Denetim ve Etik, Küresel İletişim Dergisi, sayı 2.

Koç, E. (2013). Tüketici Davranışı ve Pazarlama Stratejileri (5.Baskı). (ss. 431-436). Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Lindstrom, M. (2011). Brandwashed: Pazarlama ve Reklamcılık Sektörünün Uyguladığı Hilelere Çarpıcı bir Bakış (L. Göktem, Çev.) (ss. 21-40). Optimist Yayınları.

http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=temelist